Fadime Özkan bildirmiş; Davutoğlu Koalisyon turları atarken, şöyle bir HDP’nin de kapısını çalacakmış ama HDP’ye koalisyon ortaklığı filan önermeyecekmiş, “merabeyin, ehlen ve sehlen, rojbaş” deyip, çıkacakmış.

O Başbakan ki, MHP’nin kapısını çalacak… Çaldığı kapının arkasındaki Bahçeli, daha “Bismillah” demeye fırsat bile bulamadan Davutoğlu’nun suratına “Nisan yağmurlarını” boca edecek; daha kapıdan içeriye giremeden, kapı burnunun üstüne kapanacak. Bunu bildiği halde Davutoğlu koştura koştura Bahçeli’ye “Gel seninle bir savaş hükümeti kuralım, karşılığında hırsızlarıma ve reisime dokunma” diyecek…

Ama daha düne kadar “çözüm masasında” birlikte oturduğu HDP’nin kapısını “usulen çalacak”…

“Nezaket” ziyaretiymiş bu da…”Çözüm sürecini iptal et” diyerek “savaş hükümeti” kuralım diyen 80 vekillik MHP’ye koalisyon öneriyor…, ama kendisiyle birlikte “çözüm masasında” oturan yine 80 vekillik HDP’yi, koalisyon söz konusu olunca, tıpkı MHP gibi “yok” sayıyor… Türk milliyetçilerinin yalnızca yüzde 15’ini temsil eden bu partinin karşısında kırk takla atıyor; ama demokratik güçlerin yalnızca yüzde 13’ünü temsil etmekle kalmayan ama Kürt halkının ezici çoğunluğunu temsil eden bu partiyi Van’da, üstelik “oruçlu ağızla” tehdit ediyor.

Siz “nezaket ziyaretini” bırakın da içine düştüğünüz “nazik” hallere bakın.

Her şeyden önce “topaca” döndünüz. Bir hükümet ya da parti, hele “dış politikada” topaca döndü mü, çekin kuyruğunu gitsin. Durumunuz böyledir. Bir hafta önce “PYD DAİŞ’ten tehlikeli” dediniz, şimdi neredeyse PYD “canımız ciğerimiz, kız almış kız vermişiz” demeye getireceksiniz; Güney Kürdistan “sendromu”nuz hortladı. Til Abyad DAİŞ işgali altındayken keyfiniz yerindeydi. Til Abyad özgürleşip de, sıra Cerablus’a gelince diliniz dolaşmaya başladı. “Cerablus’u DAİŞ’ten kurtarmaktan” söz etmeye başladınız. “Çok değerli PYD kardeş, sen zahmet etme, biz bir koşu Cerablus’u kurtarırırız” kurnazlığına başvuruyorsunuz. Fır dönüyorsunuz. Vaktiyle “kamçılı topaçlar” vardı. Kamçıyı vurdukça fır fır dönerdi. Amerikalı basıyor şamarı, bizimki fır dönüyor.

Siz HDP’nin kapısını, diğer partilerin kapısını nasıl ve hangi gerekçe ya da niyetle çalıyorsanız, onlardan bin kat daha fazla nedenle çalmak zorundasınız. Çünkü sizi “Erdoğancı vesayet çukurundan”, “Suriye bataklığından”, “iç savaş tehlikesinin fırtınalı sularından”, “hızla yaklaşan ekonomik krizin anaforlarından” yalnızca HDP çıkarabilir.

O halde siz HDP’nin kapısını “nezaketen” değil, ciddiyetle çalacaksınız.

Sonrası HDP’ye kalmış… Durumunuza bakarlar. Erdoğan’ın vesayetinden kurtulup kurtulmayacağınıza, 2002 yılına dönüp dönmeyeceğinize, döndükten sonra yeniden Erdoğancı inkarcılık yoluna sapıp sapmayacağınıza, demokratik bir anayasa yolunda adım atıp atmayacağınıza, çözümün artık olmazsa olmaz koşulu haline gelen PKK Önderinin üstüne kapatılmış zulüm kapısını açıp açmayacağınıza, yaklaşan ekonomik krizin yükünü hırsızların, para babalarının değil de, emekçinin sırtına yükleyip yüklemeyeceğinize bakarlar… Sizinle mi olur, CHP’nin katılımıyla mı olur, bir koalisyonda yer alıp almamaya karar verirler. Bu onların işi. Biz onların işine karışmayız, tavsiyede bulunmayız.

Ama size “tavsiyede” bulunuruz ve bulunmaktayız. 

Bırakın “nezaket” numaralarını. Karşınızda Türkiye’nin yazgısında sizden de fazla rol oynamaya muktedir bir Kürt Özgürlük Hareketi ve onunla aynı “demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, konfederal Ortadoğu Ortak Evi” programını savunan bir parti var…

Yani “nazik” arkadaşlar, size diyeceğimiz şu: Siz HDP’nin kapısını çaldığınızda, karşınıza sizinle “koalisyon pazarlığı” yapacak bir parti çıkmayacak… Sizinle Türkiye’nin yazgısını tartışacak bir parti çıkacak.

Şimdi yalnız AKP değil, CHP de, MHP de şunu kulaklarına küpe yapsın: HDP’nin kapısı dışında “hacet kapısı“ yoktur…

Ve siz bu kapıyı efendice çalmak yerine, Roboskîli vekil Encü’ye silah çekerseniz, bütün “hacet kapıları“ suratınıza kapanacaktır. Akıllı olun!...