Fabrika ayarlarına geri dönen devlet; AKP eliyle, saati saatine en faşist uygulamalara imza atıyor. Yargı garabet içinde, hukuk askıda, bir halka dönük kıyım gerçekleştirmek suç kapsamından çıkartılıyor, "torbalarla" ülkeyi yöneten iktidar her hafta çıkartılan torba yasalarla Ortaçağa geri vites dönüşler yapıyor! Şimdi de, (Kürdistan kentlerindeki savaş suçlarının günün birinde yargılama konusu olacağını bildiklerinden!) bölgede yargısız infaz- işkence-tecavüz-mülkiyet yıkımı, vb suçları işleyen askerlerin yargılanamaması için özel bir yasa daha hazırlanıyor. Buna göre askerlerin yargılanması neredeyse imkansız hale geliyor; çünkü Bakanların iznine bağlı olacak!! Eee, o askerler de günün birinde mahkeme çıkarlarsa "bize emirleri şurası verdi, burası verdi" demesinler diye bir ön alma yasası aslında bu! Hoş, demelerine de gerek yok ki! Bakanlardan Cumhurbaşkanına, açık açık "hukuka uymayın" talimatlarının verildiğini herkes görüyor! Tıpkı sokakta, evde, işyerinde, vs sınırsız insan öldürme yetkisiyle donatılmış polislerin yargılanmaması için ucube bir hale dönüşen PVSK Yasasındaki değişiklikler esnasındaki kaygılarımızda ne kadar haklı olduğumuz maalesef ortaya çıkmış durumda…Öyle olmasaydı Ali İsmail dövülerek, Dilek Doğan haftada bir evlerini basan polise "barı galoş giyin" dediği için, Cizre’deki yüzlerce genç "düşman görüldüğü" için, Silopi’deki, Nusaybin’deki hamile kadınlar, evlerinin kapısına çıktığı için bu kadar kolay katledilebilir miydi? 

Tüm bunlar yaşanırken, insanlık suçları tomar tomar kabarırken, Kürt halkı topyekün imhayla karşı karşıyayken, Ergenekon davasında Yargıtay, "böyle bir örgüt olmadığı için ve deliller hukuk dışı toplandığı için" bozma kararı veriyor!’ Hani şu, Deniz Baykal’ın "bu davanın avukatıyım", Erdoğan’ın da "savcısıyım" dediği davalar silsilesi! 

Aralarında JİTEM’in kurucularının, 90’larda binlerce cinayetin faillerinin, köyleri yakanların, Silopi kayıplarının sorumlularının olduğu davalar… Ki Ergenekon’da yargılananlar 90’larda Kürdistan’da işlenen insanlık suçları nedeniyle Türkiye’nin yüzlerce kez AİHM tarafından mahkum edildiği olaylarda imzası olanlar olmasına rağmen tek bir tanesi bu suçlardan dolayı yargılanmadı. Devletin karanlık dehlizlerindeki iktidar savaşımından öte gitmeyen; aslında hiçbir zaman Türkiye’nin askeri vesayetten kurtulmak istemediği, tam tersine kendi vesayetini yaratmak istediği davalardı bunlar.. Kürtleri katledip toplu mezarlara gömmek de, gözaltında insan kaybetmek de, tecavüzler de, cenazelere işkence etmek de, hiçbiri yargılama konusu olmadı. Bulunan el bombaları, tonlarca silahlar, vb hiçbiri bir suç örgütüne delalet değilmiş! Aslında şöyle okumak lazım gelir bunu; zaten bu devletin karakteristiği bu, örtülü-örtüsüz ödenekler, kayıtlı-kayıtsız silahlar, envanteri tutulan-tutulmayan mühimmatlar!! Kim bunlara sahipse devlet de, iktidar da, yürütme de odur! Hesap vermezlik üzerinde mutabakata varmış devletin tüm erk sahipleri!! Bugün sahada Kürtlere dönük savaşı yürüten güçler arasında eskinin JİTEM’cileri de var, bugünün Esedullah timleri de! İşte ulusalcısı-Ergenekoncusu-AKP’lisi-askeri-polisi artık çoktan anlaşmış vaziyette! 

HDP’li vekillerin dokunulmazlığı söz konusu olduğunda da aynı kesimlerin ortaklaştığını görüyoruz. Birilerinin 7 Haziran sonuçlarını beğenmediği için ülkeyi yeniden savaş yangınına çevirdiği son 9 aydır yaşananlar akıl, vicdan, basiret, ahlak tutulmasıyla bile izah edilemiyor artık. İslamın tüm değerlerini iktidarları için araç olarak kullananlarla militaristler, her alanda anlaşmış durumdalar. Meclis’deki partilerin, HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarıyla ilgili aynı yaklaşımı savunmaları bu ittifakın başka bir ayağı! Kürtlere, demokratlara, barış isteyenlere, bilim ahlakı taşıyan akademisyenlere, kadınlara, kısacası vicdandan yana olan herkese karşı ortak bir ittifak bu.

Kanlı, karanlık, isli puslu bir ittifak bu.

Ama unutmasınlar ki kan, kirli ilişkiler, para, çıkarlar üzerine kurulu bir ittifak asla uzun süreli olmaz! En ufak bir çıkar çatışmasında ortadan çat diye kırılıverir!