Türkiye’nin Suriye politikası duvardan duvara tosluyor. Türkiye ABD’nin Suriye’ye sınırlı müdahalesini reddedip kapsamlı bir askeri saldırı isterken, karşısında anlaşmış bir ABD ve Rusya buldu. Türkiye şu anda Suriye’de sadece Rojava’ya saldıran silahlı çetelere dayalı bir politika izliyor. Artık esas olarak Suriye genelinde etkili olmaktan vazgeçmiş; Rojava Kürtlerinin kazanım elde etmesini önlemek için uğraşıyor. Şu anda Rojava’da Kürtlere karşı esas savaşan güç Türkiye’dir. El Kaide’ye bağlı olduğu söylenen silahlı çeteler Türkiye’nin taşeronu olarak savaşıyorlar.

ABD Suriye’ye sınırlı bir müdahale yaptığı takdirde var olan dengenin bozulabileceğini düşündü ve Rusya ile kimyasal silahların imhası üzerinde uzlaştı. Çünkü Baas iktidarının üstünlük sağlamasını istemedikleri gibi, mevcut muhalefetin de kazanmasını istemiyorlar. İkisini de yıpratıp kendi düşündükleri Suriye çizgisine getirmek istiyorlar. Ne mevcut iktidarın ne de muhalefetin hakim olmasını istiyorlar. Bir üçüncü yol arıyorlar. Anlaşılıyor ki ya Baas rejimiyle ya da Baas’ın içindeki bir kesimle, kendilerine göre daha makul gördükleri ÖSO ve ulusal konseyi uzlaştırıp içlerine Kürtleri de alarak yeni bir Suriye iktidar bloğu oluşturmak istiyorlar.
Suriye’de İslami güçler sistem içine alınacak, ama sistemin başat gücü olması da kabul edilmeyecek. Zaten Suriye’nin demografik yapısı da bunu kabul edecek durumda değildir. Mısır deneyi, hatta AKP deneyi bu tür çevrelere yönelik kuşkuları arttırmıştır. ABD diğer Arap ülkelerinde işbirlikçi ılımlı İslam projesine dayalı bir siyasal düzen kurmak istese de Suriye’de böyle bir iktidar istemediğini son bir yıldaki tutumuyla açıkça ortaya koymuştur. Kaldı ki ılımlı işbirlikçi İslam projesinin mevcut durumda diğer ülkelerde bile tutmadığın görmüşlerdir. Üzerinde daha fazla çalışılacak bir proje olduğunun düşüncesine varmışlardır.
Suriye’de siyasal İslam’ın hakim olduğu bir siyasal düzen istemedikleri gibi, Türkiye’nin böyle bir karakterdeki Suriye ile birlikte olmasını da istemiyorlar. Aslında birçok Arap ülkesi de Türkiye’nin Suriye politikasına kuşkuyla bakıyor. Suriye’de ne mevcut iktidar ve ne mevcut muhalefet diyen Kürtlerin haklı olduğu ve doğru politika izledikleri daha iyi anlaşılmaktadır. Belki Rojava devriminin üçüncü çizgi dediği siyasal proje kabul edilmiyor, ama bir üçüncü yol arayışı olduğu kesindir. Bu durumda Rojava devrimci güçlerinin özyönetiminin de bu arayışın içine girmesi mümkündür. İktidar ya da bir kanadının muhalefetle yapacağı uzlaşmanın bir parçası da Kürtler olabilir. Çünkü yeni bir Suriye için uzlaşma arayışları aranırken Kürtlerle uzlaşma aranması da doğaldır. Kürtlerin böyle bir uzlaşma arayışını kabul etmesi de anlaşılırdır. Tabii Kürtler kendi özyönetimlerinin kabul edilmesi temelinde böyle bir uzlaşma ve yeni Suriye içinde yer alabilirler. Böylece yeni Suriye’nin demokratik karakterinin en temel gücü olacaklardır.
Türkiye en fazla da böyle bir sonuçtan korkmaktadır. Bunun için Rojava devrimini boğmak için El Kaide’ye bağlı olduğu söylenen çeteleri iki buçuk aydır durmadan Haçlı Seferleri gibi saldırtmaktadır. Suriye’de Selahattin Eyyubi’nin bin yıl önce gösterdiği direnişi bugün Rojava devrimcileri yürütüyor. Türkiye ve silahlı çeteler o dönem Suriye’ye saldıran Haçlı Seferlerinin pozisyonunu almışlardır. Zaten bazı bilgiler bu örgütlerin bizzat MİT ve askeri istihbarat tarafından yapıldığı yönündedir. Türkiye, Çeçen-Rus savaşında ilişki kurduğu ve İstanbul’da barındırdığı bir kısım eski Çeçen komutanları Suriye’ye gönderip böyle bir silahlı çete oluşturmuştur. Bu durumu gizlemek için de kendisini El Kaide’ye bağlı örgüt gibi göstermektedirler. İster böyle olsun ya da olmasın, bu grubun Türkiye’nin taşeron çetesi gibi hareket ettiği kesindir. Her yerden getirtilip Türkiye üzerinden Suriye’ye sokulmaktadırlar. Zaten kampları da Hatay, Antep ve Urfa sınırları içindedir. Tüm lojistikleri ve silahları da Türkiye tarafından sağlanmaktadır.
Tayyip Erdoğan “Biz böyle terör örgütlerine karşıyız” dese de yalan söylemektedir. Bu söyleme Rojava’ya saldırttığı çeteler dahil değildir. Zaten Kenya’daki eylemi kınayarak, “Biz bu tür eylemlere karşıyız” diyerek Suriye ve Rojava’da beslediği bu çetelerin arkasında olma durumunu örtmeye çalışmaktadır. Son günlerdeki “Terörün dini olmaz, kınıyoruz” biçimindeki lafları kendi gerçeğini gizlemek için sarf etmektedir. Ama gerçek böyle değildir. Rojava’daki halka saldıran ve vahşi cinayetler işleyen bu çeteleri destekleyen, besleyen ve büyüten Türkiye’dir.
Türkiye bu çeteleri ilerde ABD ve Rusya’ya karşı bir pazarlık gücü olarak kullanmayı hesaplamaktadır. Bu çeteleri satma karşılığında Rojava devriminin bastırılmasını ve Kürtlere statü verilmemesini dayatacaktır. Kürtlerin statü kazanmasını engelleme karşılığında bu çeteleri ABD ve Rusya’nın önüne atacaktır. Hatta yeni oluşacak yeni Suriye içinde yer almak için bu çeteleri pazarlık gücü olarak kullanacaktır. Türkiye şu anda bu düzeyde bir kirli politika izlemektedir.
Türk devleti Kürtleri bastırmak için nasıl ki 1990’lı yıllarda Kuzey Kürdistan’da kirli bir savaş yürütüp silahlı kontra gruplarını kullandıysa, şimdi aynı yol ve yöntemi Rojava Kürdistan’da kullanmaktadır. Dün bunu Beyaz Ergenekon yaparken şimdi Yeşil Ergenekon yapmaktadır.
Aslında Türk devletinin Kürtlere yönelik zihniyeti de amacı da değişmemiştir. Eski politikalar teşhir olduğu ve işlemez hale geldiği için yöntem değiştirmiştir. Türkiye eğer Kürtler konusunda zihniyet değiştirseydi Rojava devrimine karşı bu düzeyde kirli bir savaş yürütebilir miydi?
Irak’ta El Kaide ile ilişkili olan Tarık Haşimi’yi Türkiye koruma altına almamış mıdır? Irak’taki El Kaide ile yıllardır gizli ilişki içinde olan Türkiye değil midir?
Türkiye’nin ilerde sadece Kürtler üzerinde değil, tüm Ortadoğu ülkeleri üzerinde kirli politikalar izlediği anlaşılacaktır.