31 Mart yerel seçimlerine az bir zaman kaldı. Ama Türkiye seçime mi gidiyor yoksa kanlı bir iç çatışma sürecine mi yani savaşa mı belli değil. Daha doğrusu hepsi de iç içe geçmiş durumda. Birikmiş iç ve dış sorunların patlama noktasına gelmiş olması her alanda bir gerilim ve çatışma potansiyeli yaratıyor. Ama gündemde olan iktidar cephesinin gerilim yaratacak ekstra kışkırtmalara başvurmasıdır.

Var olan sorunlara siyasi çözüm aramak yerine ezmeyi ve kanla bastırmayı tercih eden Erdoğan diktasının gidişatı bellidir. Erdoğan-Bahçeli cephesi sadece seçimleri kazanmak için değil, bu vesileyle muhalefeti ezmek ve tasfiye etmek için her yöntemi kullanıyor.

Zaten işin başında “Bu bir beka sorunudur” diyerek savaşı başlattılar. “Bu bir hayat memat meselesidir, biz seçimleri kazanırsak mesele yok ama kaybedersek vatan millet de batar, elden gider” diyerek her yöntemle kazanmaya çalışıyorlar. Bu amaçla her türlü yola başvuruyorlar.

Baskı, zulüm, tutuklama, zindana atma günlük olaylar haline geldi ve kimseyi şaşırtmıyor. Halkın seçtiği vekillerin, belediye eşbaşkanlarının ve siyasetçilerin zindana atılması bile artık kanıksanıyor. Sadece muhalif siyasetçiler değil Bahçeli-Erdoğan çetesine karşı çıkan aydınlar, akademisyenler, sendikacılar, hukukçular zorbalıkla zindanlara dolduruluyor. Bütün bunlar da halkın direnişiyle etkisiz hale gelince yalanlara ve kışkırtmalara başladılar.

Yeni ağızlara eski taam: Osmanlı’dan kalma “Din elden gidiyor, yetişin ey ümmet-i Muhammed” ve bayrak, ezan, Kuran, dış güçler, hainler, ajanlar vb. diyerek halkı muhalefete karşı kışkırtarak bastırmak istiyorlar.

DAİŞ işbirlikçisi AKP kadın düşmanı olduğunu bir kez daha gösterdi.

8 Mart kutlamalarında kadınlara saldıran AKP polisinin tavrı kendilerini ele vermiştir. Silahsız-saldırısız gösteri yapmak her yurttaşın tartışılmaz hakkıdır. Silahsız kadınlara coplarla, gaz bombalarıyla, tomalarla saldıran AKP polisidir. Bu saldırılardan daha alçakçası kadınların polisin hukuk dışı vahşetini protesto etmesinin “Ezanı protesto ettiler” diye çarpıtılmasıdır. Birçok gazeteci bunun doğru olmadığını açıkça yazdığı halde Erdoğan hala her gittiği yerde bile bile ve bağıra bağıra kadınların ezana saygısızlık ettikleri yalanını söylemekten utanmamaktadır. Gezi direnişine kara çalmak için de hala “Başörtülü bacıma saldırdılar” yalanına sarılmaktadır. Cumartesi Annelerini, katledilmiş gerillaların çıplak bedenlerini yerlerde sürükleyen, gazetelerde yayınlayan bir çete hiç utanmadan kadınlara saygılı görünmek istiyor. İktidarını sürdürebilmek için bu tür yalanlara sarılan Erdoğan-Bahçeli çetesi, dindar değil din istismarcısı sahtekarlar olduğunu göstermektedir.

Erdoğan-Bahçeli çetesinin maskesini düşüren ve gerçek yüzünü gösteren gene bir kadın devrimci oldu. DTK Eşbaşkanı ve Hakkari milletvekili Leyla Güven tek kişi olarak başlattığı ama yeni katılımlarla hızla yaygınlaşan açlık grevi direnişiyle faşist çetenin korkulu rüyası oldu.

Zalim- faşist diktatörlere karşı açlık grevi direnişleri en barışçı ama zamanlaması doğruysa en etkili ve en güçlü eylemlerdir. Zalimlere rest çekme ve meydan okumadır.

Eylemciler zalimlere „Madem ki siz bizi açlıkla, işkenceyle, ölümle tehdit ediyorsunuz, alın biz kendi canımızı ortaya koyuyoruz“ diyor ve zalimler çaresiz kalıyor. Tankları, topları, iha’ları, siha’ları, fantomları direniş karşısında paslı teneke yığınına dönüşüyor. İdam cezası tehditleri çocukları bile korkutamıyor.

İşkencecilerin kelepçeye-zincire vurup astığı direnişçiler karşısındaki çaresizliği gibi tüm zalimler de açlık grevi direnişçilerinin azmi, cesareti karşısında çaresiz kalıyor.

Açlık grevi direnişçileri Demirci Kawa’nın ve Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın direniş bayrağını yükseltiyor.

Bu eylemler aynı zamanda “Beni kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliği korkutuyor” diyerek sessiz yığınlara da bir uyarı ve çağrıdır. Açlık grevi direnişleri zifiri karanlığı yırtan bir kıvılcımdır ama kesin zafere ulaşması tüm sessiz yığınların sokağa çıkmasıyla olacaktır.

Direniş eylemlerinin güçlenerek yaygınlaşması diktatörlerin sonunu ilan ederek diktatörleri korkutmakta, hepimizi de özgürleştirmektedir.

2019 Newroz güneşi bütün ezilenlerin ruhuna, gönlüne ve beynine doğuyor.

Tecride son, Öcalan’a özgürlük!

Newroz pîroz be!