Ilık bir yağmur gibi yüreklere yağdığı, yüreği ılıklaştırıp, yaşam sevinciyle doldurduğu, tatlı, ılık sözlerin girdabında erimek istiyorum. Çünkü söz aklın ve yüreğin aynasıdır. İnsanı mest eden, dervişane duruşlarıyla, çıplak bedenleriyle zalime karşı çıkanlar ise demir kapıların arkasında dirhem dirhem ölüme doğru yürümekteler. Kendi ve halkının hakları aşkına, en temel hakları olan yaşam haklarından vazgeçerek, yürüyorlar.
Türk siyasetçilerinin ise ağızlarından nefret sözcükleri dökülmekte. Dünyadaki tüm iktidarlar da öyleydi. Bunlar da öyle. Hırsızlık ve zulüm üzerine kurmuşlardır iktidarlarını. Yedikleri fakir fukaranın alın teridir. İçtikleri ise insan kanı... AKP şürekası ise, tüm bu yukarıda söylediklerimin katmerleştirilmiş halidir. Yürekleri nefret doludur. Kirli vicdanlarının sergisine, temiz vicdanların da karışmasını istemezler.
Ölüm oruçlarına karşı sessizler. Çünkü vicdanları körelmiştir. Körelen vicdanları nefretle harlanmaktadır. Nefret girdabının içinde debelenip duracaklardır. Çaldıkları milyonlarca paranın hiçbir faydasını görmeyeceklerdir. Yetimlerin ahı onların yakasını bırakmayacaktır. AKP’nin kör inadı yüzünde ölen insanların kanında boğulacaklardır. Yani tüm yaşamları alt üst olacaktır. Eminim, şimdi de öyleler.
Ölüm orucundaki insanların dillerinde ise yaşamla ilgili sözcükler dökülmekte. Geleceğe dair temiz düşleri vardır. Ve tertemiz yürekleri... Vicdanları ak, başları diktir. Hiç kimseye karşı özel bir düşmanlıkları yoktur. Sorunları zor üzerine kurulmuş olan sistemledir.
AKP, Kürtlere düşmandır. Kürtlerin farklı inançlarına mensup olan topluluklara ise iki kez, kimi yerde üç kez suçlu gözüyle bakar. Kompliman yapayım derken, hakaret etmeler, onları yuhalatmalar vs.
Türk sistemi nefret üzerine kurulmuştur. Ondandır ki ağızlarında çıkan her söz zehir gibidir. AKP ise hem nefreti ve hem de fesatlıklarıyla vardır.
İnsanın ağzından dökülen her sözcük, kişinin gerçek kimliğini ele verir. Nefret yüklüyse sözleri, o insan kendisine bir cehennem yaratmıştır. Mutlu olması imkansızdır öylelerinin. Çünkü vicdanları dili gibi kirlidir. Tayyip Erdoğan’da vicdanı kirlenmiş bir insandır. Onun için insan ya da insanlık önemli değildir. Önemli olan onun iktidarıdır. Gözleri kararmıştır. Güç olma hırsının, bir gün kendisini de güçsüzleştireceğini göremeyecek kadar körleşmiştir.
Geçen genç bir adamın hikayesini okumuştum; Atletik yapılı, sağlıklı ve bu nedenlerden dolayı kendisine çok güvenen bir gencin içine bir virüs yerleşir. Atletik yapılı gencin kendisine olan güveninden dolayı, gidip bir doktora görünmez ve o virüs tüm vücudunu teslim alır. Neticede ölür. Tayyip, o ülkenin yarısının oyunu alınca gücüne öylesine güvendi ki, neredeyse ülkenin her sorununu, kendi başına çözmeye çalıştı. Ya da çalışır gibi yaptı. Kendisini bir deha, hatta bir padişah gibi görmeye başladı. Gücünün esiri oldu. Sağlıklı düşünemez bir durumda. Olaylara popüler yaklaşmakta. Yaklaşım tarzı ise amaçlıdır. Kendisine göre bir çözümü vardır. O çözüm ya şiddettir ya da akla sığmayacak cürümlerle muhatapların karşısına çıkmaktır.
İçine yerleşmiş olan öldürücü virüsün farkında değil. Evet, bu kirli vicdanlar sergisinde, iyi ve doğru yapanların yeri yoktur. Onun içindir ki binlerce masum insan KCK operasyonu adı altında zindanlara dolduruldu. Gücüne güvenerek, özgürlüğe sevdalı olan yürekleri bitireceğini düşündü. Yanılıyorlar. Bu aşk bitmez. Bunu anlamanız imkansız. Döneklerin ve köksüzlerin anlayabileceği bir durum değildir bu.
Hayatlarında silah bile görmemiş KCK tutukluların bir kısmı ölüm orucunda.
Ağızlarında çıkan her mest edici sözcük, zalimin kalbine zehirli bir ok gibi saplanmakta. İşte o zehirle yok olup gidecekledir AKP ve şürekası. Kaybedenlerin, bedenlerini ölüme yatırmış olanların olmadığını göreceklerdir.

mehmetsogut-k@hotmail.com