İsmi Irak-Şam İslam Devleti olan çete, yabancı güçlerin müdahalesini sonlandırarak Irak ve Suriye’yi birleştirmek amacıyla ortaya çıkmıştı. En azından bilinen amacı ve propagandası bu hedef doğrultusundaydı. Bugün itibariyle DAİŞ’in Irak’taki "yabancı güçler"le ve Irak merkezi hükümeti ile ciddi bir savaşı ve çatışması söz konusu değil. Güney Kürdistan topraklarını fiilen kuşatmış olan DAİŞ’in, Bağdat’a yönelik de ciddi bir saldırı veya kuşatması yok.

Suriye içinde ise bu durum daha da belirgin bir hal alıyor. DAİŞ çetesinin, 14 büyük şehri bulunan Suriye’nin 10 şehrinde ne karargahı, ne gücü ne de herhangi bir savaşı söz konusu. Irak ve Suriye’deki bütün gücünü ve ağır silahlarını Hasekê, Deyrizor, Rakka ve Halep’e yığmaya devam ediyor. Bu kentlerin özelliği şehir merkezlerinde, ilçe ve köylerde yoğun Kürt nüfusunun yaşıyor olması. Kısacası bu çetenin amacı ve hedefi Kürdistan’dır, Kürt halkının kazanımlarıdır. O nedenle sadece Kürt halkına karşı ve sadece Kürdistan’da savaşıyor.
Başta TC olmak üzere DAİŞ’e vekalet veren güçler, Irak ve Suriye’de yıkılan despotik rejimler yerine, oluşacak yeni sistemde, Kürtlerin asli ve güçlü bir aktör olarak yer alması engellemek istemektedir. Kürt halkının yeniden şekillenen Ortadoğu’da kendi kimliği, dili, kültürü ve özgürlüğü ile statü sahibi olunması istenmiyor. Sadece Rojava’daki özgür Kürt yönetimi değil, Güney Kürdistan yönetiminin de özgür ve kişilikli bir yönetim olarak görüşme masasına oturması istenmiyor. Musul’un işgali, Maxmur ve Kerkük’e saldırı, Şengal katliamı, Kobanê kuşatması hepsi bu planın parçasıdır. Bu karanlık çetenin Musul işgalinden sonra Şengal ve Rojava’ya yönelik saldırıları ve Kobanê saldırısından sonra, Irak ve Suriye rejimleriyle ve diğer örgütlerle çatışmaları bıçakla kesilircesine bitti. Bu tesadüf değildir.
Ortadoğu’yu yeniden dizayn ederek haritayı yenilemek isteyen güç DAİŞ değildir. DAİŞ’in ne böyle bir kapasitesi ne gücü ne de amacı var. Ama böyle bir amacı olan "büyük güç"ler ve onların yerli işbirlikçileri bu yeniden dizayn içinde, kendilerine yer açmak için şiddetli ve sinsi bir savaş yürütüyor. Bu derin savaşın içinde DAİŞ bir maşadır, kullanım süresi dolduktan sonra bir kenara atılacak bir araçtır. DAİŞ çetesini kullanan uluslararası akıl, DAİŞ eliyle Rojava Devrimi’ni yıkarak başarısızlığa uğratmak istiyor. Böylece sadece Kürdistan’da değil, Ortadoğu’da örnek bir yaşam ve yönetim modeli olmaya aday bir sistemin önü kesilmek isteniyor. İyi Kürtlerin imajı da bir parça düzeltilmek isteniyor; "Şengal düştü, Kobanê de düştü. İyi Kürtler ve Kötü Kürtler bir bir berabere kaldı" sonucu yaratılmak isteniyor.
Türkiye bu plan içinde DAİŞ’i besleyen, sırtını sıvazlayan ve Kürtlere karşı kazanmasını canı yürekten isteyen bir konumdadır. Erdoğan ve Davutoğlu DAİŞ-YPG savaşında açık ve net bir tutumla DAİŞ’in yanında yer almaktadır. Türk hükümetinin yegane amacı Kobanê’nin düşmesi ve Rojava Devrimi’nin yenilgiye uğratılmasıdır.
Kobanê’ye destek için sınıra giden halka polisin hayvani bir saldırganlıkla ve iştahla saldırması, gaz bombaları ve dayanışma için giden insanların devlet eliyle katledilmesi Türk hükümetinin kimin tarafında olduğunu göstermek için yeterli bir kanıttır.
Nitekim Kobanê bombardıman altında, binlerce insan katliam tehditi altında iken Türkiye Başbakanı Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Çalışma Bakanı Faruk Çelik, Urfa Belediye Başkanı, Urfa Valisi, AKP Milletvekilleri Urfa’nın merkezinde, 26 Eylül günü büyük bir şölen düzenlediler. Bir Kürt şehrini mehter bölüğünün eşliğinde, kol kola bir uçtan bir uca yürüdüler. Kobanê’ye en yakın ve komşu kentte, DAİŞ’in başarısını kutlamak için dua okudular ve yemekler verdiler.
Kendilerini kurnaz, Kürt halkını hala saf ve aldatılmaya müsait görüyorlar. Onun için de aptallıklarını böyle orta yerde sergiliyorlar.