Bu yıl Kürt dili ve kültürüyle ilgili kurumların okul boykotu yapılmasını istemesinden sonra okullara yaklaşımda bir zihniyet ve algı sorunu olduğu ortaya çıktı. Öyle ki Türk eğitim sistemini normal ve meşru gören yaklaşımlarla karşılaşıldı. İyi niyetli demokrat ve yurtsever çevreler ve kişiler de yanlış değerlendirmeler yaptılar. Kendine göre gerekçeler ileri sürmüş olsalar da Türk eğitim sistemine, hatta kültürel soykırıma yaklaşımda ciddi yanılgılar olduğu anlaşıldı. Bunu tabii ki kültürel soykırım sisteminin Kürt toplumunda özellikle 90 yıldır sürdürdüğü uygulamaların ortaya çıkardığı bir zihniyet durumu olarak ele almak gerekir. Anlaşılıyor ki bu yönlü tartışmaların Kürt basınında, Kürt aydınları arasında ve Kürt toplumu içinde geliştirilmesi gerekmektedir. Çünkü son zamanlarda yapılan bazı konuşma ve açıklamalar bunun zorunlu olduğunu ortaya koymuştur.
Kürt sorununun iki temel boyutu vardır. Birincisi, Kürt halkının siyasi iradesinin ve kendi kendini yönetme hakkının kabul edilmemesi. İkincisi; kimlik, kültür ve dil sorunudur. Bu iki temel boyut, birbirini tamamlayan ya da birinin yokluğu diğerinin de yok oluşunu koşullayan iki temel etkendir. Kürt halkı kendi kendini yönetme hakkını kazanmazsa kimlik, dil ve kültür özgürlüğünü de kazanamaz. Kimlik, dil ve kültür özgürlüğü olmadan da Kürtlerin kendi kendini yönettiklerinden söz edilemez. Kürtlerin siyasi iradesinin tanınmaması bugün görüldüğü gibi Kürtleri yok oluşun eşiğine getirmiştir. Siyasi egemenlik altında yürütülen kültürel soykırım politikası Kürtleri dil ve kültür olarak bitirmiş, bu da Kürtlerin varlık-yokluk sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu açıdan bugün esas olarak varlığını koruma mücadelesi veren bir halk gerçekliği vardır.
Bugün Kürtler üzerinde uygulanan soykırım sistemi altında okullar asker, polis ve karakollardan daha tehlikeli biçimde Kürtleri varlık-yokluk sorunuyla karşı karşıya getirmiştir. Kürtler açısından hala bu tehlike ortadan kalkmamıştır. Eğitim sistemi ve okullar bir soykırım değirmeni gibi çalışmakta, Kürtlerin varlığını yok edecek bir işlev görmektedirler. Cumhuriyetin başlarındaki fiziki baskı, zor ve katliamlar esas olarak da böyle bir soykırım sistemini kurmak içindi. Bu soykırım sisteminin temel ayağı da eğitim sistemi ve okullardır. Bunu görüp anlamamak ve karşı çıkmamak, bu eğitim ve soykırım sisteminin kişiler şahsında toplumda önemli düzeyde sonuç aldığını gösterir.
Aslında bugünkü yanlış eğilim ve söylemlere bakılırsa soykırım sistemi Kürtler üzerinde önemli sonuçlar almıştır. Soykırım sistemini içselleştiren, normal gören bir durum yaratılmıştır. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi mücadeleyle buna dur demiş, bu soykırım sistemini işlemez hale getirmiştir. Şimdi yaşanan paradoks, soykırım sisteminin sonuç alma gerçeğiyle Özgürlük Hareketi’nin bu soykırım sistemini işlemez kılması arasında yaşanmaktadır. Toplumda ve bireylerde soykırım sisteminin eğitimi ve okulları normal ve meşru görülür hale gelinmiş, ancak mücadele bunların asimilasyon ve soykırım değirmenleri olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu bilinç toplumda geliştirilmiş, ancak okulları boykot ve bu eğitim sistemine karşı somut tavır almaya gelince bu bilinçle soykırım sisteminin ortaya çıkardığı zihniyet ve algı arasında bir paradoks yaşanmıştır. Ahmet Kaya’nın belirttiği gibi bir yaman çelişkiyle karşılaşılmıştır.
Bugün Kürdistan’da kışlayla okulları farklı görmek yanlıştır. Hatta gelinen aşamada soykırım sisteminin esas araçları okullardır. Okullar Kürtler açısından çocukları ve gençleri eğiten ve geleceğe hazırlayan kurumlar değildir. Çocukları ve gençleri Türkleştirip Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmek isteyen araçlardır. Kürtlerin geleceğini karartıp tümden yok etme işlevi gören kurumlardır. Buralar çocuklara bir gelecek sağlamamakta, aksine çocuğuyla, yaşlısıyla bir toplumun geleceği karartılmak hedeflenmektedir. Bu nedenle hiç kimse okul boykotuna ve okullara karşı tavra “çocukların geleceği engelleniyor” diyemez. Kuşkusuz Türk basını, Türk devlet yetkilileri böyle değerlendirir. Çünkü onlar bu okullarda çocukları asimile edip kendi toplumundan koparmaktadırlar; kendi değerlerine yabancılaştırmaktadırlar; kendi toplumuna karşıt hale getirmektedirler.
Çocuklara gelecek sunmak, çocukları asimilasyon değirmeninin içine atmak değildir; kültürel soykırım sistemine hazırlamak değildir. Özellikle anne ve babaların görevi çocuklarına kendi dilleri, kültürleriyle eğitim göreceği ve çocukların kendi toplumuna hizmet edeceği bir ülke yaratma mücadelesi vermektir. Bunu yapmayanlar çocuklarına karşı görevlerini yapmıyor demektir. Hatta kendi kimliği ve kültürüyle eğitim göreceği ve yaşayacağı bir özgür ülke yaratılamıyorsa doğurmak bile sorunludur. Anneler çocuklarını doğururken, ben bu çocuklara nasıl bir gelecek sunacağım diye düşünmelidir. Tabii ki babalar da! Çocuk büyütüp sömürgeci sistem canavarının ağzına atmak bir sorumluluk değildir. Bu açıdan Kürt Halk Önderi anne ve babalara “çocuk doğuruyorsunuz, ama ne için doğurduğunuzu bilin, bu çocuklara nasıl bir gelecek verebileceğinizi düşünün” demiştir.
Türk eğitim sistemini ve okullarını normal gösteren, okullara karşı tutuma karşıyız denilerek sömürgeci eğitim düzeni ve kültürel soykırım düzenine güç veren yaklaşımlar anlaşılır gibi değildir. Aksine her gün bu eğitim sisteminin ve okulların meşru olmadığını, bu okulların kültürel soykırım canavarı ve değirmeni olduğunu söylemek temel yurtseverlik görevidir. Türk eğitim sistemini reddetmeden kültürel soykırım sistemi ortadan kaldırılamaz. Kürtler adına bir özgürlük ve demokratik sistem kuruluşu gerçekleşemez. Eğitim sistemini ve okulları reddetmek Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin merkezinde yer alması gereken bir konudur. Zaten özgürlük ve demokrasi mücadelesi ancak okullar ve eğitim sistemi reddedilerek anlamlı kılınabilir.
Kuşkusuz sadece sivil itaatsizlikle Kürt halkı özgürlük ve demokrasi mücadelesini başarıya götüremez. Kürtler üzerindeki siyasi egemenlik ve kültürel soykırım sistemi buna imkan vermez. Başta serhıldanlar olmak üzere birçok mücadele yöntemini bir arada kullanarak özgürlük ve demokrasi kazanılabilir. Ancak Kürt halkı gibi varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanma mücadelesi veren toplumlarda etkili olacak alanlarda da sivil itaatsizlik eylemleri yapmak da önemli sonuçlar doğurur. Bu alanların başında da eğitim ve dil alanı gelmektedir. Örneğin, devlet daireleri başta olmak üzere toplum yaşamının her alanında Kürtçe konuşulması da etkili sivil itaatsizlik eylemlerinden biridir. Bu açıdan eğitim ve dil alanında zengin yöntemlerle sivil itaatsizliğin geliştirilmesi önemlidir. Okulları boykot bu açıdan sömürgeciliği ve kültürel soykırım sistemini sarsacak bir adım olurdu. Ancak görüldüğü gibi zihniyet yapısı iyi hazırlanmadığı için etkili olunmamıştır. Eğer iyi hazırlık yapılsaydı; okulları sanki çocuklara gelecek sunan yerler gibi gören yanlış zihniyetler ve algılar ortadan kaldırılsaydı Kürt toplumu önemli siyasi sonuçları olan bu boykotu etkili bir biçimde gerçekleştirebilirdi. Bu konuda dil ve kültür kurumları başta olmak üzere demokratik siyaset alanı gereken çalışmayı yapmamışlardır.
Bir daha vurgulayalım; Türkçe eğitim veren okulların hiçbirinin meşruiyeti yoktur. Bu okulların varlığı normal görülemez. Kürtlerin bugünkü mücadelesinin temeli varlığını koruma mücadelesiyse, kültürel soykırım sisteminin karakollarından ve başka kurumlarından daha tehlikeli ve soykırım araçları olan eğitim sistemi ve okullara karşı tavır konulmalıdır. Yoksa ulusal varlığı koruma ve özgürlüğü kazanma mücadelesinde tutarlı olunamaz.