TUÐÇE KARA


“İstanbul’un göbeğinde öylesine dolanıyordum, birden insanlar koşmaya başladılar. Nereye? Sokaklardaki meyve tezgâhları bana komik görünüyordu. Ne işi vardı bir narın, bir üzüm salkımının orada? Kim tadacaktı bunları sokaklarda? İnsanlar nasıl kurşunlarla yere seriliyorsa, korkudan kaçan bir adamın poşetinden meyveler de öyle patır patır döküldü. İnsanlar aniden ortalıktan kayboluyor, fotoğraf oluyorlardı. Ana babalar ellerinde fotoğraflarla kapı kapı dolaşıp soruyorlardı: ‘Çocuklarımız nerede?’ Ülke ölüyor, hepimizi gebertecekler diye düşünüyordum. Ama öncesinde bütün insanların resmini çekmeliyim.”



‘Emine’ Sevgi Özdamar, 1946 doğumlu bir yazar. Edebiyat okurları için de dışarıdan bir yazar. 1976’da Almanya’ya gidiyor. Türkiye’de kaldığı süre boyunca zorlu bir yaşam sürüyor, birçok arkadaşını devlet yüzünden kaybediyor Sevgi. Muhsin Ertuğrul, Ayla Algan ve Haldun Taner gibi hocalardan tiyatro dersleri alıyor. Sevgi, çok fazla ölüme tanık oluyor. İşkenceden geçen arkadaşlarına iyi gelmeye, onları iyileştirmeye çalışıyor ama bir müddet sonra Türkiye’de yaşam onu hayli zorladığı için işçi olarak Almanya’ya gidiyor. Almanya’da ise hayallerini gerçekleştirmek isteyen genç bir kadın olarak yolunu arıyor. Bu yolda, hayranı olduğu Bertolt Brecht’in öğrencisi Benno Besson’la da karşılıyor. Sevgi, Besson’dan ders alınca, ondan mutlusu olmuyor. 1982’de ilk oyunu sahnelendikten sonra Ece Ayhan ona bir sürpriz yaparak, “Emine” ismini veriyor. Tırnak içine alınmış ilk isminin hikâyesi de bu oluyor.


Bölünmüş bir şehir bölünmüş bir kız

Emine Sevgi, onlarca ödül kazanmış. “New York En İyi 20 Kitap” ödüllü “Anne Dili”, “London Times En İyi Kitap” ödüllü “Hayat Bir Kervansaray” kitaplarını “Haliçli Köprü” ve “Tuhaf Yıldızlar” izlemiş. Almanca yazdığı kitapları, Türkçenin yanı sıra İngilizceye, Fransızcaya ve İspanyolcaya çevrilmiş. “Tuhaf Yıldızlar Dünyaya Bakıyorlar Gözlerini Kırpmadan” Emine Sevgi’nin diğer kitaplarına göre görece farklı. 

Kitap iki ayrı bölümden oluşuyor. Okur, birinci bölümde yazarın edebi yönünü daha iyi görebildiği öyküler okurken, ikinci bölümde daha deneysel bir çalışmaya tanık oluyor. Bunun nedeni ise kitabın ilk bölümünün Batı Berlin’i, ikincisinin ise Doğu Berlin’i anlatması. Yazar, duvar yıkıldıktan sonra Almanya’nın sömürgesi haline gelen Demokratik Almanya’ya (DDR) karşı haksızlık etmek istemediği için böyle bir yöntem seçmiş. “Övsem beni kıyma gibi doğrarlar, yersem oradaki arkadaşlarım çok üzülür” diyor bir röportajında. Zaten ne olup bittiğinin çok da farkında olmadığını da ekliyor. Bu yüzden kitabın ikinci bölümü, yani Doğu Berlin yaşamı, yazarın günlük tarzında kaleme aktardıkları ve aslında aklında dönüp duran düşünceleri. 


Göçmenlik ve ölüme incelikli dokunuş

Kitabın ismi ise, Else Lasker-Schüler’in bir dizesinden geliyor: “Alev alev kollarla sevgiyi arayan / Tuhaf yıldızlar dünyaya bakıyorlar gözlerini kırpmadan.” 

Rejimin getirdikleri, tek başına bir kadın olarak varolmaya çalışmak, göçmenlik ve ölüm üzerine incelikle dokunmuş bir kitap ve kitabı deneysel addetmek de boşa değil. 

İkinci bölümde yazarın kendine aldığı ve tarihe düştüğü notlar dahi var: “Yağmur yağıyordu. Alex’te ıslanmış çocuklar duruyordu, limonata satmak için. RAF’lı kadınlar geceleyin gardiyanları kütüphaneye kilitlemişler, anahtarlarını da toplamışlardı. Sonra birbirine bağladıkları çarşaflara tutunarak arkadaki hapishaneye tırmanmış ve kaçmışlardı. Bir çizgi romandaki gibi.” 

Yazarın pek çok yerli edebiyatçının kurtulamadığı girdapta olmadığını, kitabın farklı bir çatısı olmasa da anlıyorsunuz zaten. “Emine” Sevgi Özdamar, ‘iyi bir yazar okuyorum’ hissini veren nadir Türkiyeli yazarlardan.