
Tam 24 gündür bölgesel gericilik ve uluslararası emperyalist güçler taşeron örgütleri olan IŞİD çeteleri aracılığıyla Kürtlerin “Onurumuzdur” dediği ve Rojava Devrimi'nin tohumlarının atıldığı Kobanê Kantonu'na saldırıyor.
Buna karşı Arin Mirkan gibi Kürt halkının yiğit evlatları bedenlerini siper ederek tarihte eşine ender rastlanan bir direniş gösteriyor.
Bu direnişi görmek ve anlamak için insanlık tarihinden süzülerek gelen onur, vicdan, yiğitlik, yurtseverlik, zulme karşı direnmek gibi erdemlere sahip olmak gerekir.
Ve bu erdemlere sahip olanlar bilir ki, Kobanê’de ve bir bütünen Kürdistan’da ortaya konulan direniş sıradan değil, destansıdır.
Yüzlerce, binlerce yıl da geçse analar çocuklarını bu yiğitlik, kahramanlık, kendini ülkesi, halkı ve insanlık için feda eden genç kadın ve erkeklerin direniş destanıyla büyütecek.
Bu anlamda Kobanê’de direnenler kazanmıştır. Dünü, bugünü ve geleceği kazanmıştır. Yarınlar onlarındır. Tarih bu direnişi tüm insanlığın yüreğine işleyerek yaşatacak ve asla unutulmasına izin vermeyecektir.
Kobanê’de tarih yazılmaktadır. Bu tarihi dönemde Kürt halkı kadını erkeğiyle, çocuğu, genci, yaşlısıyla, diğer Kürdistani ve komşu halkların devrimci, demokrat güçleriyle birlikte bulundukları tüm alanlarda ayaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin çeşitli düzeyde ve alanlarından yapılan çağrılar ortadadır. Gün onura sahip çıkma günüdür. Önder Abdullah Öcalan’ın “Varlığını koruma, özgürlüğünü sağlama” sözü tüm Kürdistanlılar için bir talimat niteliği taşımaktadır. Özellikle de bu sözün her zamankinden daha fazla geçerli olduğu bilinciyle ayağa kalkma, serhildanı yükseltme ve adları, renkleri, dilleri ve dinleri ne olursa olsun tüm düşmanlara karşı yaşamı cehenneme çevirmek en başta gelen yurtseverlik ve insanlık görevidir.
Halkımız, halklarımız şehirlerde, ilçe ve köylerde her alana çıkarak protesto gösterileri yapmaktadır. Bu ayağa kalkış görkemli ve şerefli bir ayağa kalkış, serhildandır. Bu anlamda direniş cephesi sadece Kobanê değildir, her yeri Kobanêleştirmek gerekir. Ancak Kobanê’yi direnişin kalesi, başkenti haline getirmek için de, savaşabilecek herkes ama herkes Kobanê’ye gitmeli ve Arin Mirkan yoldaşın zafer bayrağını devralarak, daha da yükseltmelidir.
Kobanê’yi Stalingrad’a benzeten birçok değerlendirme ve yorumlar yapıldı. Çok yerinde bir benzetmedir. NAZİ faşizmine karşı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yurtsever, yiğit savaşçıları aynen bugün Kobanê’de olduğu gibi kendilerini tankların ve faşist çetelerin üzerinde patlatarak direndi. NAZİ faşizmi kapitalizmin ve onun leviathanı olan ulus devlet canavarının kusmuğuydu.
Bugün kapitalizm IŞİD adında başka bir gayrimeşru çocuk doğurmuştur. Bu soysuzlar çetesine karşı tarihin en eski halkı olan Kürtler ve onun yiğit evlatları direniyor, direnecek ve kazanacaktır.
Bu anlamda Kobanê’nin Stalingrad olduğu bir metafor, edebi bir benzetme değil; Arin yoldaşın eylemi ve binlerce YPG savaşçısının direnişiyle Stalingrad’ın kendisi olmuştur, orada dalgalanan kızıl bayrağı daha da yükseltmiştir. Stalingrad’da kazandık, Kobanê’de de kazanacağız…
Peki düşman sadece Kobanê’de midir? Düşman tankları, mevzileri, çete yuvaları sadece Kobanê veya Rojava’da mıdır? Elbette ki hayır! Önder Apo sadece savunmada kalınmaması, IŞİD çeteleri neredeyse oraya gidilmeli ve yok edilmeli demektedir. Bu; özgürlük savaşçıları, Kürt gençleri ve tüm devrimci demokrat, yurtseverler için bir talimattır.
IŞİD çeteleri Başurê Kurdistan ve Irak’tadır.
IŞİD çeteleri Rojhilatê Kurdistan ve İran’dadır.
IŞİD çeteleri Rojavayê Kurdistan ve Suriye’dedir.
IŞİD çeteleri Bakurê Kurdistan ve Türkiye’dedir.
IŞİD çeteleri Avrupa’dadır.
IŞİD çeteleri ve onların zihniyeti ile bu çeteye siyasi, askeri, ekonomik destek veren terörist güçler ve devletler birçok yerdedir.
O zaman direniş de her yerde olmalıdır.
IŞİD’e karşı savaşan, direnen ve kazanma iradesi olan herkes hedefini bu şekilde ortaya koymalı ve bu şer odaklarını ortadan kaldırmalıdır.
Türkiye ve Bakurê Kurdistan’daki Kürt halkı ve gençlerinin yanı sıra kardeş halkların yiğit, devrimci gençleri öfkelerini örgütlemeli, büyütmeli; ve bu öfkeyi çetelerin ve onlara destek verenlerin üzerine cehennem ateşi olarak yağdırmalıdır.
Türk devleti, hükümeti ve onun aklı boyundan da kısa Başbakanı, bakanları, yandaşları ve candaşları halen “Blöf yapıyorlar, blöflere pabuç bırakmayız” demeye devam etsinler. Zaten bu sözlerin muhatabı onlar değildir. Bu sözlerimiz insan olanadır, devrimci, demokrat, onurlu insanlara, yoldaşlarımızadır.
Aynı durum kendilerini Kürdistan’ın kralı, ulusal önderi, kahramanı olma hayalleriyle avutan, Şêx Ubeydullahê Nehrî’nin “Çêlikên maran-yılan yavruları” olarak lanetlediği Kürt işbirlikçisi, ihanetçileri için de geçerlidir. Dünya var olduğu müddetçe, yeryüzünde tek bir şerefli ve onurlu Kürt kalıncaya kadar bu ihanet unutulmayacak ve er geç hesabı sorulacaktır.
Kürt gençleri bu ihanet ve düşmanlıklara karşı öfkelerini asla yumuşatmayacak ve hesabını misliyle soracaktır.
Kürt analarının, halkının kalbi Kobanê’de atmaktadır.
Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin kalbi Kobanê’de atmaktadır.
Dünyanın tüm ezilenlerinin kalbi Kobanê’de atmaktadır.
Ve tüm bunların bileşkesi olan Önder Apo’nun kalbi Kobanê’de atmaktadır.
Kürt gençleri yüreklerini ellerine alarak savaş meydanına yürümeli, her alanı direniş alanına çevirmelidir.
Zafer; onurlarıyla direnenlerin olacaktır…