
Naziler 19 Eylül 1941'de Kiev'i işgal etti. İşgalden on gün sonra 2 gün içinde çağrıyla topladığı 33.771 Yahudi sivili Babi Yar uçurumunda katletti. Sonraki haftalarda Babi Yar uçurumunda devam ettiği sivil katliamıyla öldürdüklerinin sayısı yaklaşık 100 bini buldu.
Kısa zamanda bu sayıda sivil insanın katledilmesi, eşine az raslanır faşist barbarlık örneği olduğu için, Babi Yar Katliamı faşistlerin insanlık kırımının sembolüdür.
DAİŞ çeteleri Kobanê halkımıza kalleşçe saldırarak 130 insanımızı katletti. Girê Sipî/Til Abyad yenilgisinin öcünü sivil katliamıyla alıyor. Rakka'dan Kobanê'ye, çocuk, kadın, yaşlı, Kürtleri öldürüyor.
Bilindiği gibi Şengal'de Êzîdî Kürtleri soykırıma uğratmak istemişti. Şimdi müslüman Kürtleri!
Babi Yar'da Naziler, Şengal ve Kobanê'de DAİŞ ve Erdoğan!
Çünkü DAİŞ'i Kobanê'ye Kürt kanını içmeye gönderen, Erdoğan'dır.
25 Haziran sabahı Kobanê'ye saldıran DAİŞ militanları Türk askerinin üniforması ve 7 arabayla Türkiye sınırından içeri sokuldular. Bazılarının üzerinde Türkiye'den verilen kimlik kartları çıktı.
TEV-DEM, haklı olarak saldırıyı Türkiye ve DAİŞ'in ortak düzenlediğini söyledi ve AKP hükümetini kınadı.
Erdoğan'ın basın tetikçilerinden İ.Karagül, PYD'nin Girê Sipî/Til Abyad'daki zaferinden sonra, "askeri müdahale" önerecek kadar çılgına dönmüştü.
Erdoğan, "Türkiye için çok tehlikeli gelişme" olarak ilan etmişti.
Bunlar, Erdoğan ve AKP çetesinin, generallerle ittifak içinde, geçen yıl Kobanê'ye DAİŞ'i saldırttıktan başka, Girê Sipî/Til Abyad'daki YPG zaferinden sonra, 25 Haziran'da Türkiye'de üslendirerek DAİŞ çetesini Kobanê katliamını seferber ettiğini gösteriyor.
Önümüzdeki günlerde Erdoğan, DAİŞ'i doğudan, fetih ordusunu diğer yönlerden Êfrîn'e saldırtırsa şaşırmamak gerekir.
Çünkü, Erdoğan ve generaller, Rojava Devrimi'ni ezmek planlarına ve Suriye gerici iç savaşını derinleştirmeye devam ediyorlar. Doğrudan işgal/tampon bölge macerası gerçekleşmeyince, savaşa DAİŞ ve diğer gerici savaş örgütlerini daha fazla sürecekler.
Burada Erdoğan'ın generallere yeniden el uzatarak geliştirmeye çalıştığı bu saldırıları Perinçek şürekasının da desteklediğini vurgulayalım. Dış savaş bakanlığının "saldırı Türkiye'den yapılmadı" yalanını yayarak, "Kürt koridoru" şoven efsanesini üfürmeye devam ederek, dahası Rojava'ya askeri işgal için tezkereyi heyecanla överek, Perinçek şürekası devrim düşmanlığı ve generallerin piyonluğunu yapıyor. Strateji Ankara'nın Rojava'aya askeri işgali olursa -Erdoğan da Perinçek de bunu savunuyor- bunu yapıncaya kadar veya yapamayınca, DAİŞ, Fetih Ordusu, ÖSO gibi gerici savaş çeteleriyle her türlü kirli saldırıyı yapmalarından daha doğal bir şey olamaz.
Perinçek, tayfasını seçim hezimetinin moral çöküntüsünden çıkarmak için yalan inşa etmekle yetinmiyor. Rojava'ya askeri bir işgali savunmaya, bunun gerekçeli yalanlarını inşa etmeye çalışıyor. Erdoğan'ın Kobanê katliamınındaki rolünü gizlemek için yayın yapıyor. Amed bombalamasını "HDP'ye seçim kazandırmak için İngilizlerin yaptırdığı, zavallı hükümetin bunu açıklayamadığı" yalanını üfürüyor.
Fakat bu kirli ortaklık, bu denli arlanmaz bir küstahlıkta ve sınır tanımaz yalancılıkta birleşiyorsa, daha büyük bir bit yeniğinin işareti olmasın? Erdoğan ve generaller, mesela DAİŞ ve diğer faşist-gerici çeteleri Rojava sivil halkına saldırtıp, ardından işgal için gerekçe yapmasın mı? İşgali için "haklı insani gerekçe" bulacağı için Erdoğan bunu emperyalistlere, Perinçek de "millet"e onaylatmayı hesaplamasın mı?
Her ne kadar Erdoğan ve müttefikleri, uğursuz saldırılarının staretejisi kalmamış, adeta freni patlamış kamyon gibi önüne gelenin üstüne yürüyorsa da Rojava'yı işgal hevesi yine de stratejik politikası olmaya devam ediyor. DAİŞ ve diğer gerici, faşist Suriye savaş örgütlerini sivil katliamlara sürüp, savaşın gerekçesi olarak kullanabilir.
Ama nasıl ki, soykırımcı Nazileri, Sovyet ve dünya halkları devrimciler öncülüğünde yenilgiye uğrattıysa, halklarımız Erdoğan ve uydusu güçleri, kanlı hesaplarıyla birlikte yenilgiye uğratmalıdır.