Kobanê’deki savaş şiddetlenirken cephedeki bu eşitsizliği, IŞİD sürüsü lehine güçlendiren faktörler de görünür hale geldi.
Türk devleti IŞİD çetelerini desteklemeye devam ediyor. Türkiye’nin değişik kentlerinde adresi, telefon numarası ve ismi belirlenmiş ve hala aktif olan şahıslar, IŞİD çetelerinin Suriye’ye ulaştırılması faaliyeti yürütüyor. MİT ve Türk polisi il il bu şahısları bildiği halde hiçbir müdahalede bulunmuyor. Kobanê saldırısı öncesinde, Türk devleti IŞİD’e önemli oranda ağır silah ve cephane yardımı yaptı. IŞİD elindeki petrolü Türkiye üzerinden pazara sunuyor. Bu bilgiyi de ABD Dışişleri Bakanı resmi açıklama ile duyurdu.
Tayyip Erdoğan’ın Katar ziyareti, Türk devletinin IŞİD’e yaptığı bu yardımlara karşılık, Katar’a ve IŞİD’e sitemlerinin iletildiği, 49 rehinenin serbest bırakılmasını içeren tek gündemli bir ziyaretti. Nitekim rehineler bırakıldı.
Davutoğlu, dünyanın bildiği ve hala devam eden Türkiye-IŞİD dostluğunu manipüle etmek için yeni(!) bir politika geliştiriyor: IŞİD’e silah yardımı ve eleman ulaştırır ve katliamlarına yardımcı olunurken, bu katliamlardan kaçanlara sınırları açarak ekmek ve su veriyor. Böylece zor durumdaki mağdur insanlara yardım eden bir rol üstlenilmiş oluyor.
Davutoğlu o kadar mahir ki, bu imaj düzeltme politikasını aynı zamanda paraya da dönüştürmek istiyor. Kobanê köylerinden "sınır"a 4-5 bin insan geldiği halde, Türk Hükümeti bu rakkamı 60 bin olarak resmileştirmek istiyor. Türk medyası da göçenlerin sayısını şişirmeye devam ediyor. Bu sayı artıkça uluslararası yardım talebi daha da "makul" hale gelecek, BM’den istenecek maddi destek oranı da bir o kadar yüksek olacak.
Rojava’daki savaşı "tarafsızlık" içinde izleyenler de var.
ABD, AB, Rusya sinsi bir sessizlik içinde bu savaşı izliyor. Rusya, IŞİD’in içinde taburlarla ifade edilen, daha evvel Moskova’da suikastler yapan, metrolarında bomba patlatan Çeçen çetelerin Rojava’da savaşmasından memnun. IŞİD’in Irak’ta, Suriye’de yaptığı katliamlar Rusya’nın umurunda değil.
ABD ve AB ise batıda binlerce vatandaşının bilinen adreslerde, camilerde örgütlenmesini, periyodik bir şekilde IŞİD sürüsüne katılarak cinayet işlemesini, kendi belasını defetme zihniyetiyle izliyor. Bu pratik tutumu besleyen stratejik akıl ise, Kürt halkının özgüce dayalı, kendi kendisine yeten özyönetim modelinin bir alternatif olarak güçlenmesini istemeyen akıldır.
ABD ve Avrupa devletleri, Rojava Devrimi’nin kırılması, hiç değilse nisbi bir yenilgiye uğratılmasını istemektedir. Böylece savaş bittikten sonra oluşacak "Yeni Suriye"de Kürtler güçlü bir aktör olarak değil, iradesi kırılmış, Batı’nın yardımına muhtaç bir topluluk durumuna düşürülmek isteniyor.
IŞİD sürüsüne biçilen rol budur. Yaşayarak göreceğiz. Saddam ve Esad subaylarının kumanda ettiği bu devşirme lümpen sürü, ortaya çıktığı gibi, kimsenin anlayamayacağı bir hızla yok olup gidecektir. Ama geride büyük bir yıkım ve tahribat bırakarak.
Kobanê’deki savaş bu bakımdan da herhangi bir savaş değil.
Cahit Mervan K24 sitesinde, Leningrad’dan Kobanê’ye kuşatanların hüsranını anlatırken, Kobanê’nin örgütlü ve direnişçi kapasitesinin talancı çetelere boyun eğdireceğini belirtiyor.
"Kobanê üçüncü dünya savaşının Leningrad'ı. Anlamayan ve destek olmayanların tarihe büyük vebali var" diyor Nazan Üstündağ, Y.Özgür Politika’daki yazısında.
Kobanê ve Rojava direnişi, bu devrimi anlamayan ve yıkmak isteyenlere de büyük bir ders olacak!
Kobanê direnen Kürdistan’dır
Kobanê’de ölümüne bir savaş sürüyor. Eşitsiz koşullarda şiddetlenen bu savaşın bir tarafı bölge devletlerinin desteklediği; elinde tanklar, zırhlı araçlar, grad füzeleri ve havanlar bulunan, Saddam ve Esad subaylarının kumanda ettiği devşirme, lümpen bir çete yığını. Diğer yanda toprağını ve özgürlüğünü savunmaya kararlı bir halk ordusu. Kobanê halkı ve YPG, bu eşitsiz savaşı inanç ve cesaretle yürütüyor.