Hızla yükselen Filistin devrimi sadece İsrail’in kanlı saldırılarıyla değil, hem emperyalist güçlerin hem de başta bazı Arap devletleri olmak üzere yerel gericiliğin saldırılarıyla durduruldu. Filistin devrimine karşı oluşan saldırı cephesi, sadece bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını engellemek için değildi. Sarsılan bölge statükosunu kurtarmak içindi. Bu anlamda geçici bir başarı kazandılar. Ama bu kesin bir zafer değildi. Çünkü Filistinliler geri çekilse de teslim olmamıştı. Son günlerde İsrail’in yaptığı kanlı saldırılar bunu gösteriyor.
Filistin direnişi kuşatılıp sınırlanırken Kürdistan’da direniş yükseldi. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ı doğrudan ilgilendiren Kürdistan direnişi bütün bölgeyi de etkiliyor. Bu nedenle Kürdistan direnişini durdurmak ya da en azından kontrol altına almak, iç ve dış bütün statükoculuğun hedefi oluyor. Kürdistan halkının özgürlüğü, tüm bölgenin de özgürlüğüne yol açacaktır. Bu nedenle statükocu-gerici güçler elbirliğiyle en başta Kürdistan devrimine saldırıyor. Son dönemdeki hızlı gelişmeler bunu gösteriyor.
Kürdistan ve bölge halklarının özgürlük direnişi, yerel gericiliğin statükoyu sürdürme gayretleri ve emperyalist güçlerin bölgeyi yeniden paylaşma çabaları şiddetli biçimde çatışıyor. Bu çatışma ortamı bölgeyi ateş çemberine çevirmiş durumda. Ortadoğu’nun her parçası bir barut fıçısı gibi patlamaya hazır ya da bir el bombası gibi pimini çekilmesini bekliyor.
Rojava Devrimine yönelik azgın saldırlar ve bu amaçla birleşen güçler üzerinde önemle durmak gerekiyor. Rojava nüfus olarak da, toprak olarak da Kürdistan’ın en küçük parçası. Bu parçanın doğal zenginlikleri olsa da saldırıların temel nedeni bu değil. Temel neden Rojava’nın tüm ezilenler için bir çözüm modeli olmasıdır. Rojava Devrimi bölge halklarını milliyet-din-mezhep çatışmaları içinde bitirmek isteyenlere karşı, tüm ezilenlerin birlikte direnişini ve kurtuluşunu gerçekleştiriyor. Bütün bölge halklarına örnek oluyor. Bu da bütün statükocuların düşmanlığını doğuruyor. Bazı sözde “Kürtçü” çevrelerin Rojava Devrimine düşmanlığı da aynı nedene dayanıyor.
Rojava’ya en önde saldıran IŞİD örgütüne bakalım. Bu örgüt güya Suriye devletine karşı mücadele ediyordu. Ama bütün gücünü Rojava Devrimine karşı harekete geçirdi. Musul’u esrarengiz biçimde ele geçirmesinden sonra hedefinin Bağdat olduğunu ilan etmişti. Ama onu bırakıp tüm gücüyle tekrar Rojava’ya saldırmaya başladı. Kısa sürede elde ettiği silah ve kadro desteğinin arkasında Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi devletlerin olduğu biliniyor. ABD, Batı Avrupa ve İsrail gibi devletlerin IŞİD’e karşı bir tavrı görülmüş değil. Tam tersine Rojava Devriminin ezilmesi için sessiz ve örtülü destekleri sürüyor. İşte Kobanê’ye yönelik saldırıların arkasındaki güçler bunlardır. Kürt Ulusal Kongresi şimdi toplanmayacaksa ne zaman toplanacaktır? Kongreyi engelleyenler tarihi bir suçun ve sorumluluğun altında ezileceklerdir.
Kürdistan halkının ve tüm ezilen halkların, bölge devrimcilerinin ateşle sınavı Kobanê’dir. Kobanê kan ve ateş içinde, yediden yetmişe direniyor. Kobanê sadece Kobanê değil, bütün Kürdistan’ın ve bölgedeki bütün ezilenlerin umududur. Kobanê’yi savunmak da hepsinin görevidir. Çünkü direnen ve özgür Kobanê demek, Özgür Rojava ve Özgür Kürdistan demektir. Ezilen bölge halklarına da özgürlük yolunun açılması demektir.
Kobanê direnişi
1960’ların sonunda Filistin devrimi yükselişteydi. Yükselen Filistin özgürlük hareketi bölgedeki tüm ezilenlerin sempatisini kazanmıştı. Konuşmalarda, yazılarda “Ortadoğu devrim çemberi”nden söz edilirdi. Bölge halklarının birçok genci Filistin saflarında savaşa katıldı. En başta da Türkiyeli ve Kürdistanlı gençler gönüllü olarak Filistin devrimcileriyle birlikte savaştı. Bu mücadelede birçok şehit verildi. Esir düşenler ve gaziler oldu.