Kobanê direnişi kırk gündür destan yazıyor. Bu destanın her günü, her şehidi üzerine daha çok kitaplar, şiirler yazılacak, çok filmler, sanat eserleri yapılacaktır. Tarih Kobanê'den önce ve sonra diye yazılacaktır. Dünya ve bölge gericiliğinin her türlü oyununa, alçakça saldırılarına rağmen yazılan bu destandan herkes dersini almalıdır, alacaktır. Hala anlamayanlar için Sayın Öcalan "Kobanê çözümün anahtarıdır" diyor.
Kobanê direnişi, çözüm sürecine de yeniden güç vermiştir. Çözüm sürecinde, diyalogdan müzakere aşamasına geçileceği yönünde gelişmeler olmuştur. Bu gelişmelerin verimli olması için şunları görmek gerekiyor:
Çözüm süreci, AKP ve devletten beklenti içine girmek değildir. Halkın, kendi istemlerini devlete kabul ettirmesi gereken ciddi bir mücadele sürecidir. Şengal'de soykırım yapılırken, Rojava'da soykırımcı saldırılar sürerken Kuzey'de çözüm olamaz.
Çözüm sürecini tıkayan, halkın umudunu kıran esas nokta, AKP ve devletin oyalama-zamana yayma-tasfiye politikalarıdır.  AKP çözüm yasaları yerine yeni baskı yasaları hazırlıyor. Aşılan sınırlar-mayın tarlaları yerine, tampon bölge-güvenlikli bölge adıyla yeni sınırlar koymaya çalışıyor. Bu statükoyu sürdürmek demektir. Artık halkın buna tahammülü kalmamıştır.
AKP ve medyası hala "Şunu yaptık, bunu yaptık, Kürtler daha ne istiyor?" diyorlar. Sanki babalarının kesesinden ulufe dağıtıyorlar ya da devletin ihalelerini dağıtıyorlarmış gibi, "Biz Kürtlere ne verirsek şükretsinler" diyorlar. Bu pazarlığı "Cemaat"le yaptılar. "Eskiden ne kadar şirketiniz, valiniz, genel müdürünüz, bakanınız vardı, şimdi ne kadar?" gibi restleşmelere de girdiler. Ama Kürdistan halkının ve ezilenlerin bir "Cemaat" olmadığını hala görmüyorlar.
100 yıllık statüko ve vesayet kalkacaksa, Türkiye demokratikleşecekse, herkes özgür-eşit olacaktır. Ortadoğu yeniden şekillenecekse bütün Kürdistan halkı da, bölge halkları da özgür olacaktır. Bunun dışında hiçbir proje çözüm olamaz.
Bir de Sayın Öcalan'ın durumu var. AKP liderleri hala kendi seviyelerinden bakarak "Villa mı verelim?" gibi  saygısızca konuşmalar yapıyorlar. Sayın Öcalan'ın bu gibi konularda tek bir isteği bile olmamıştır. Buna ihtiyacı da yoktur. Gereken, böylesine ağır bir süreci çözüme götürmek için gerekli çalışma ve iletişim olanaklarıdır. Devlet adına görüşmeleri yürütenler, yüzlerce danışman ve emirlerindeki devlet kurumlarıyla, sınırsız olanaklarla çalışmaktadır. Öcalan ise, hala 2-3 haftada bir yapılan görüşmeler dışında, tek başına ve tecrittedir. Öncelikle masadaki tarafların eşit konumda olması şarttır. Karşısındakilerin ne olanakları varsa, Öcalan'ın da aynı olanakları olmalıdır. Öcalan partisi, yoldaşları, halkı ve gerekli bütün çevrelerle özgürce görüşebilmeli, haberleşebilmelidir. Sürecin ciddiyeti ve başarısı için bu şarttır.
"Buna gerek yok" diyen AKP liderleri, o zaman 12 senedir paşa keyiflerine göre çözselerdi. Ellerini tutan mı vardı? Gözleri kesiyorsa, güçleri yetiyorsa şimdi de kendileri çözebilirler.
Artık katliamlarla bastırılması olanaksız olan,  önümüzdeki yüzyılları belirleyecek olan bir sorunun çözümünden söz ediyoruz. Hem çözüm deyip hem de Öcalan'ı kısıtlamak, tecridi sürdürmek ciddiyetsizlik, saygısızlık ve tasfiyeciliktir. Buna da kimse kanmaz.