Uzun zamandır ilk defa bir ikilemle karşı karşıya kaldı dünya. İyi insanların kalbi Kobanê’de attı. Orada buluştular. Birçok değer hala yaşıyor yeryüzünde.

Ancak çok zorlu süreçlerde ortaya çıksa da anlamlıdır. Buna dayanarak bir geleceğimiz var ve henüz her şey bitmedi diyebiliriz. Bağnazlığın ve tutuculuğun, çıkarın kör ve sağır ettiği zihinsel kirlenmeye rağmen halklar evrensel ahlaka sahip çıktılar. Bu insanlık için bir zaferdir. Küçümsenmemelidir. Değerlidir.
Sistem tecrübelidir. Osmanlı döneminde üç yüz isyan bastırmış ve daha sonrasında da birçoğunu. Dirayetinden ve gücünden ileri gelen bir sonuç olmadığı biliniyor. Belki Romalılardan kalma bir tecrübe de bulunuyor; eylemleri kirletme. Tahrikle eylemler kirletilir. Öfkeyi sonuna kadar kışkırtarak yapılır bu. En yetkili devlet adamı, Kutsal Kurban Bayramı’nda zalimlere mesaj göndererek “Rabbim zafer niyaz etsin!” derse ve bunu Barış Dini’ne mal ederse öfke olur. Fakat ne olursa olsun kin olmamalıdır. Kin ve öfke eylemi kirletmeye açık hale getirir.
Ülkemizdeki tüm halklar sağduyulu davranmıştır. Büyük olaylar karşısında gösterilen bu sağduyu barış ve çözüm sürecine duyulan inançtan ileri gelmiştir; derin kardeşlik bağlarından! Henüz tüm halkların kamu güvenliğinden kendini sorumlu görmeyen yetkililer ve eski özel savaş araçlarının olduğu gibi korunduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bu araçlar olduğu müddetçe demokrasinin gelişmeyeceği açıktır. Ülkemiz ve halklar için özel savaş örgütleri her zaman büyük tehdittir. Bu tehdit sadece haklı eylemleri kirletmez, tüm insanlık değerlerini de kirletir.
Şimdi önemli bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyoruz. Halklarımızın kaderini belirleyen bir dönüm noktası olduğu söyleniyor. Bir taraftan uluslararası sistemin karanlık ve kirli yüzünü temsil eden DAİŞ ve diğer taraftan kendi evini, toprağını, çocuklarını korumak isteyen, demokrasiden ve çoklu yapılardan yana olan halklar bulunuyor. Bölgemizdeki savaş bu iki güç arasında cereyan ediyor. Bundan daha açık bir tablo nadiren görülür. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin savaşları ne ise bugün DAİŞ saldırılarının anlamı da odur. Demokrasiyi, farklılıkları, inançlı insanları yok etme. Naziler de Nasyonal Sosyalizm adına bunu yapıyordu, DAİŞ de Kutsal İslam adına bunu yapıyor.
Küresel sistemin yarattığı, bu insanlığı ve demokrasiyi yok etme örgütü için belki de doğrudan hiçbir ülke suçlanmayabilir. Mesela ABD suçlanabilir mi? Gerçekçi bir cevap oluşturmak oldukça zor. Çünkü ABD’nin (ve diğer birçok ülkenin) iki yüzü var. Bir tarafta özel savaş araçlarını ve diktatörlüklerin tüm imgelerini tanımlayan bir yüz, diğer tarafta demokrasiyi ve ahlaki değerlere ve özgürlüklere saygılı bir yüz bulunuyor. Dün karanlık bir yüzle dünyaya bakanlar, halkların feryadıyla aydınlık bir yüzle de bakabilirler dünyaya. Burada esas olan duyarlılık ve aydınlık yüzü açığa çıkarma ısrarıdır. Yoksa kendiliğinden ve iyi kalplilikle ortaya çıkan bir durum değildir.
Kobanê tarihsel görevini yaptı ve halkları birleştirdi. Dünyanın ahlaki ve adil yüzü, barışçıl ve özgürlük tutkusuyla dolu olan yüzü bütün insanlığa orada umut verdi. Bu önemli bir dönüm noktasıdır. Karanlık yüzün erken gelen yenilgisidir. Bir başka kaos sadece karanlık yüzleri güçlendirir. Halklarımız çok sabretti ve metanet gösterdi. Bundan sonrada daha büyük bir sabır ve sağduyu göstereceklerinden emin olmak gerekir. Büyüklük ve ahlak böylesi kırılma noktalarını yapıcı, birleştirici bir tarzda ele alma yeteneğiyle açığa çıkar. Kaldı ki Kobanê dünyaya mal olmuş kutsal bir direnişi ve Barış Dini’ni temsil ediyor.