Yirminci yüzyıl birinci ve ikinci dünya savaşlarıyla insanlık tarihinin belki de en kanlı en vahşi dönemini yaşamış, milyonlarca insanın ölümü yanı sıra bütün insanlık değerlerinin de büyük oranda yok edildiği bir dönemi yaşamıştır. İnsan vahşetinin doruk noktası olan devletçi uygarlık ve onun ürettiği faşist ideolojiler, insanların dinlerinden, milliyetlerinden dolayı binlerce insanın fırınlarda canlı canlı yakıldığı uygulamalara imza atarak insanlık değerlerinin tümden ortadan kaldırıldığı bir tarihsel dönemecin mimarı oldular. Teodor Adorno, "Austwict’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır" derken bu vahşetle insanda tüm değerlerin, tüm estetik duyguların, tüm vicdan ve hissiyatın nasıl son bulduğunu ve asla bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlatmak istemiştir.

Bugün üçüncü dünya savaşı taşeron örgütler ve Ortadoğulu ulus devletçikler üzerinden yapılan vekalet savaşlarıyla Ortadoğu coğrafyasında sürdürülmektedir. Avrupa pozitivizminin gayrı meşru çocuğu Nazizm’in yaratığı vahşetin mirasını bugün Adına IŞİD denilen İslam makyajlı örgüt devralmış gözüküyor. İnsanları çeşitli işkencelerden geçiren, kafasını kesen bu vahşi örgütün son eylemi bir savaş esirini bir demir kafesin içine kapatarak diri diri yakmak oldu. Yakılan esirin devleti buna mukabil elinde tuttuğu IŞİD militanı iki savaş esirini anında idam etti.

Bugün dünya tıpkı ikinci dünya savaşında olduğu gibi insanlık değerlerinin yok edildiği bir süreci yaşamaktadır. Adına IŞİD denilen ve dünyanın dört bir yanından toplanan cihatçılardan oluşan bu vahşi örgütün aslında Siyonizm’in ve Kuzey Amerika emperyalizminin rahminde büyüdüğü bir çok tarafsız gözlemci, aydın ve siyasetçi tarafından dile getirilmektedir. Bu insanlık değerlerinin yok edildiği savaşta ne bir savaş esirini yakarak öldüren IŞİD’in ne buna misilleme olarak savaş esirlerini idam eden Ürdün gibi emperyalizmin müttefiki devletlerin yanında yer alarak ahlaki ve vicdani bir dünya yaratılamaz. Kürdistan özgürlük güçlerinin savunduğu ve inşa etmeye çalıştığı "demokratik ulus paradigması" insanlık değerlerinin yok olmayla karşı karşıya kaldığı bu zehirli sürecin yegane panzehridir. Ancak uluslararası kapitalist sistemin yarattığı manülasyon ağını yırtarak bu paradigmayı Ortadoğu ve dünya halklarına anlatmanın etkili yollarının bulunması oldukça önemlidir.

İkinci dünya savaşından sonra insanlığın savaş suçlarıyla yüzleşmesinde, Nazizm’in mahkum edilmesinde Avrupalı aydın ve düşünürlerin bilhassa da sanatçıların çok büyük rolü olmuştur. Bugün dünya halkları az çok vicdani ve ahlaki bir duruşun sahibiyse bunda sanatın oynadığı rol oldukça büyüktür. İşte şimdi yine Avrupa’nın, güçlü bir sol muhalif ahlaki ve vicdani bir damara sahip Latin Amerika sanatçılarının ama özellikle Ortadoğulu ve Kürdistanlı sanatçıların IŞİD barbarlığını ve bunun karşısında sadece bir şehrin, bir coğrafyanın, bir halkın değil tüm insanlık değerlerinin savunmasını üstlenmiş olan Kürt özgürlük güçlerinin verdiği mücadeleyi ve bu mücadelenin moral değerlerini tüm dünya halklarına anlatma görev ve sorumluluğu vardır.

Kürdistanlı sanatçıların başta Türk, Arap ve Fars halkları olmak üzere tüm dünya halklarından sanatçıların insanlık moral değerlerinin direniş kalesi olan ve binlerce insanın hayatı pahasına savunularak kurtarılan Kobanê’de buluşturulması sağlanmalıdır. Kobanê kentinin bir direniş müzesi olarak korunması ve yeni Kobanê’nin bu müzenin yanına kurulması, bu müze içerisinde sanat evlerinin, sanat komünlerinin kurulması ve verilen mücadelenin anıtsallaştırılması çok önemli bir eylem olacaktır. Yine yeni inşa edilecek Kobanê’nin için uluslararası sanatçı girişimin ortakçı, ekolojik, modern, kent hapishanelerine benzemeyen bir mimariyle inşa edilmesine sunacağı katkı çok büyük olacaktır.