Stalingrad savunması hem SSCB’nin, hem de 2. Dünya Savaşı’nın kaderini belirlemiştir. Mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev yapılan savunma savaşı, Stalingrad şahsında SSCB’nin bir bütün olarak Hitler tarafından düşürülmesine izin verilmemiştir. Eğer Stalingrad direnmemiş olsaydı ve daha ilk saldırıda kırılıp faşizmin eline geçmiş olsaydı, Sovyetler Birliği (SSCB) çok kısa bir zaman içerisinde Hitler’in eline geçecek ve dolayısyla faşizm istediği hedefe ulaşmış olacaktı.

Stalingrad’ın büyük direnişi karşıısnda Hitler hem amacına ulaşmamış, hem de bir şehrin direnişi ve faşizme boyun eğmemesinin ne demek olduğu tüm dünyaya gösterilmiş oluyordu. “Bir şehrin büyük direnerek boyun eğmemesi, kendisini dünyanın imparatoru olarak gören Hitler’in hesabını alt-üst etmesini bilmiştir” belirlemesi, Stalingrad savunmasının ne denli hayati olduğu da vurgulanmış oluyordu.
Kobanê’yi savunma savaşı da, Stalingrad mahiyetinde bir savaş olduğu, Kobanê’nin düşmesi ya da zaferi, Rojava Devrimini ve giderek de tüm Kürdistan’ı etkileyecek bir konumda olduğu kesindir. Kobanê’nin yenilmesi durumunda Rojava Devriminin de yenilmesi ya da büyük darbe alamsı anlamına gelecektir. Düşmemesi veya direnmeye devam ederek zafere ulaşılması durumunda ise, Rojava Devriminin genel olarak savunulması anlamına gelecektir. Sadece Rojava Devrimi de değil, bir bütün olarak Kürdistan’ın savunulması, her dört parçada devrimin çığ gibi büyümesi anlamına da gelecektir. Demek ki Kobanê’nin kaderi ile Kürdistan’ın, hatta Ortadoğu’nun kaderi birbirine bağlanmış durumda. Kobanê yenilgiisi eşittir; Kürdistan ve Ortadoğu halklarının yenilgisidier. Kobanê zaferi ise eşittir Kürdistan ve tüm Ortadoğu halklarının zaferi olacaktır.
Zaten bu nedenle Kobanê savunmasını Stalingrad savunmasına benzetiyoruz. Gerçekten de Kobanê savunması Stalingrad savunması kadar önemlidir. Bazıları abartılı bir benzetme olarak görebilir. Ama öyle değildir. DAİŞ (IŞİD) denilen yeşil faşizm gelinen aşamada sadece Kürdistan’ı düşürmek hedefiyle savaşmıyor. Kendisinden olmayan, düşünce ve inançsal olarak farklı olan herkese, her ulusa, her inanca karşı savaşıyor. Onu icat edenler, onu besleyip palazlanamsına neden olan güçlere karşı da tehlikeli bir konuma gelmiştir. ABD bu nedenle uluslararası düzeyde bir ittifak oluşturmasya çalışıyor. Bu nedenle çok zor durumda olan müttefiği olan Türkiye’yi bile DAİŞ’i etkisizleştirme sürecine dahil etmek istiyor.
Bu anlamda IŞİD’i etkisizleştirmek demokrasi ve özgürlükten yana olan  herkesin, her ulusun, her inanç ve kuvvetin görevidir. Herkes bu belaya karşı durmak, ona karşı savaşmak hem zorunludur, hem de bir görev olarak görmek durumundadır. ABD de, İngiltere de, Fransa ve Almanya da, ama aynı zaman da Türkiye de DAİŞ’e karşı çok açık ve net bir biçimde tutum belirleme gibi bir görevi ve sorumluluğu vardır. Tavır almayanlar, tutum belirlemeyenler, sürece dahil olmayanlar hiç kuşkusuz ki bu başbelası olan faşizmin yanında, onunla birlite olduğu anlamına gelecektir.
Hiç kuşkusuz ki Kürtlerin, daha doğrusu Kürt Özgürlük Hareketi ve Rojava Devrimini temsil eden siyasi ve askeri oluşum baştan sonuna kadar bu çeteye karşı savaşmaktadır. Herkes için tehlikeli olmasına rağmen hiç kimse Kürtler gibi yaklaşım göstermedi. Daha da önemlisi ABD ve diğer uluslararası güçler sessiz kalarak bu çetenin plazlanamsına neden oldu. ABD’nin müttefikleri olan S.Arabistan, Katar ve Türkiye bu çeteyi adeta icaat edip, özelde Rojava Devrimine, genelde ise Kürt halkına saldırttı. İlk planlama ve konsept bu temelde oluştu. Demek istediğimiz bu yeşil faşizmi halkların başbelası haline getiren Türkiye’dir. Türkiye varolan basit bir iskelete kan ve can verdi. Ortakları ise nasıl bir canavarın icad edileceğine dair adeta seyr etti.
Aslında tüm bunlar biliniyor. Bilinmeyen çok fazla bir şey yok. Yapılması gereken uluslararası koalisyon güçlerinin harekete geçmesidir. Ancak bu da olmuyor. Elbetteki bu da başka türden bir tercihi ifade ediyor. Acaba koalisyon halinde olan devletlerin önce Rojava Devriminin düşürülmesini, PYD’nin ağır bir darbe almasını, PKK’nin ise prestij kaybına uğramsını mı bekliyor?
Bu soruyu sormamak mümkün mü? Zira Kürtler büyük bir kırımın altında, büyük bir soykırımın eşiğinde, ama koalisyon güçleri hala “Kobanê’de yaşanan gelişmelerden kaygı duyuyoruz” diye açıklamalarda bulunuyorlar. Kıyametin koparılması, katliamın önlemesi için hemen harekete geçmesi gerekirken hala “kaygı duyuyoruz” gibi son derece ciddiyetsiz tarzda bazı açıklamalarnı yapılması, elbetet ki Kürtlerin kafasında bu türden bir soru işareti yaratmıştır.
Kırk yıllık mücadele, Kürtlerde şu bilinci oluşturmuştur: “Kimseyi düşman görme, ama sırtını da kimseye verme. Dostlardan yardım talebinde bulun, ancak daima ve her koşul altında öz gücünü esas al. Yardım iste fakat her zaman yalnız ve tek başına olduğunu düşünerek kendi öz savunmanı yap...” Kobanê savunması için de, Rojava Devriminin korunması için de, Kuzey’de süreci geliştirme de, Doğu’da devrimi geliştirme de de bu böyle olacaktır. Nasıl ki Stalingrad savunmasını Sovyet halkı yaptıysa, Kobanê savunmasını da Kürt halkı yapacaktır. Bunda kimsenin kuşkusu olmasın...