Yazar Deniz Bilgin’in merakla beklenen Kobanê direnişini anlattığı “Bulut Yağmuru” kitabı çıktı. 134 gün süren Kobanê savaşının siperlerindeki direniş hikayelerinden örülü kitap masalsı bir ağıt niteliği taşıyor. Bilgin, ‘’Kobanê için mücadele eden herkese minnettarız. Bu kitap da onlar için yazıldı” diyor. Deniz Bilgin’in Kobanê direnişini konu alan “Bulut Yağmuru/Kobanê siperlerinde direniş hikayeleri” kitabı çıktı. Newaya Jin gazetesinin katkılarıyla hazırlanan ve geçtiğimiz günlerde Mezopotamya Yayınevi tarafından basımı yapılan kitap 207 sayfadan oluşuyor. Tamamının gerçek olaylara dayandığı 150 hikayeyi kapsayan kitap 2 bölüm şeklinde yazılmış. Kitabın ilk bölümü; Kobanê Direnişi’ne giden yolun hikayelerini kapsıyor. İkinci bölümünde ise Kobanê şehir merkezinde yaşanan 134 günlük direnişin her gününe bir hikaye atfedilmiş. Kitabın ön hazırlık çalışmasına dair bilgiyi paylaşan Deniz Bilgin, “Öykülerin yazımında direnişte yer alanlarla yapılan röportajlar, savaşın yaşandığı alanlarda alınan notlar, gözlemler, gazete, ajans ve televizyonlarda çıkan haberler, görüntüler, yazılar, belgeseller ile kentteki arşiv belgeleri de dahil birçok yardımcı materyal esas alındı” diyor. ‘Kendinden vazgeçenlerin öyküleri’ Kitabın “Kobanê’de özgürlüğü uğruna kendinden vazgeçenlerin öyküleri”ni anlattığını ifade eden Bilgin kitaba dair şu özeti paylaşıyor: “Bu küçük şehir, direnişi ile dünyanın sığabildiği bir yer haline geldi. Ortadoğu halklarının başına bela edilen DAİŞ’in vahşetinden insan kadar topraklar, ağaçlar, sular, bilcümle börtü böcek zarar gördü. Bu vahşete karşı da Kürdistan insanı ve doğası bir olarak direndi. Onlarla birlikte dünyanın dört bir yanından iyi insanlar direndi. Kobanê, bize dünyanın iyi insanları birleşirlerse kötülüğün yenilebileceğini gösterdi. Kobanê için mücadele eden herkese minnettarız. Bu kitap da onlar için yazıldı.” Mezopotamya’dan ulaşılabilir “Bulut Yağmuru” kitabını Mezopotamya Yayınevi’nden temin etmek mümkün. ‪wwww.mezopotamyayayinevi.info ‬ KÜLTÜR SERVİSİ  

Kitaptan… Küpeler

Şehirdeki herkes nasıl kurtulacağını düşünüyor, Maram ise küpelerini… Sevmekten öte bir şey bu, ona verilen bir görev, küpeleri koruyup torunlarına kadar ulaştırması gerek. Kobanê savaş içindeyken onları nasıl saklayacağını düşünüyordu. Maram, aynanın karşısına geçtiğinde yüzüne değil kulaklarındaki küpelere baktı. Ortasında mavi boncuğun olduğu iki gümüş halkayı okşadı. Birinci halka, dikkatli bakınca görülebilecek kadar küçük on iki tane kuş desenli direk ile ikinci bir halkaya bağlanıyordu. Onlara dokununca on yıl önce ninesinin söylediklerini hatırladı yeniden. Maram, henüz on bir yaşındaydı, çok sevdiği ninesi yatağında inliyordu. Ölmeden önce Maram’ı yanına çağırmış ve avuçlarına küpeleri bıraktıktan sonra şunları söylemişti: “Bu sana anlatacağım son masal Maram. Beni iyi dinle ve asla unutma.” Maram, hiçbir şey anlamamış, sadece şaşkın bir şekilde avuçlarındaki küpelere bakmıştı. “Maram, sana çok masal anlattım ya, büyüdüğünde beni anlayacaksın. Bu zamandır kızım, bak şimdi buradayız” demişti, halkanın altıncı sütununu işaret ederek. “Savaşın tam ortasındayız. Bu küpeleri bana ninem vermişti. Şimdi senin, sen de torunlarına vereceksin. Son halkaya kadar ulaşana dek hep burada kalmalılar.” Sonra halkanın başını işaret ederek, “Buraya ulaştığımızda yeniden başlayacağız zamana. Karanlıklar geçecek Maram. Kalbinle düşünmeyi hiçbir zaman terketme” diyerek son nefesini vermişti. O günden sonra küpeleri, ninesi verdiği için değil kutsal bir hazine gibi saklamıştı. O anda aynaya bakarken, onları Kobanê’de bırakmaya karar verdi. Küpeleri kulağından çıkarıp, mavi bir kutuya yerleştirdi. Kutuyu, takı ve özel eşyalarının bulunduğu duvar dolabının en arkasına koydu. Odanın kapısını kapatırken, dolaba bakıp, “Şehrimiz kurtulursa küpeler torunlarıma ulaşacak. Ama şehrimiz düşerse küpelerin de bir anlamı kalmayacak” dedi. Maram, dört ay sonra Kobanê’ye döndüğünde evlerinin yerinde sadece yıkıntılar vardı. Evden geriye tek bir duvar kalmıştı, küpeleri koyduğu dolabın bulunduğu duvar.