
Kobanê direnişinin dünyanın gündemine girmesiyle beraber sık sık Stalingrad benzetmesini duyar olduk. Peki Stalingrad ile Kobanê arasındaki benzerlik nedir? Bu benzerliği iki yönden ele almak mümkün. Biri ideolojik, diğeri de politik yönden ortaya çıkan benzerliktir.
İdeolojik bakımdan Kobanê direnişi ve sonuçları ne kadar Stalingrad’a benziyorsa, Kobanê’ye saldıranlar da o derece Stalingrad’a saldıranlara benziyorlar. II. Dünya Savaşı’nın zirve noktası, savaşın Avrupa’nın iç savaşı olmaktan çıkıp gerçek anlamda dünya savaşına dönüştüğü yıllardır. Nazi Almanya’sı tüm Avrupa’yı kısmen işgal, kısmen de kukla iktidarlar yoluyla tamamen egemenlik altına almıştı. Avrupa’nın dışına çıkıp, üstün Alman ırkını dünyaya hakim kılma, Rusya’yı fethederek üstün Ari ırkının ön ve Güney Asya bölgesine ulaşmanın zamanının geldiğine inanmıştı. Hitler, Almanların üstün ırka mensup oldukları, bu üstünlükleri nedeniyle tanrının dünyanın egemenlik hakkını kendilerine verdiği, Alman ırkından olmayanların ya yeryüzünden temizlenip yok edilmesi ya da Ari ırkına hizmet eden bir alt varlık türü olarak kalması gerektiğine inanmaktaydı.
Kobanê’ye saldıran, kendisini İslam devleti olarak tanımlayan çete, Hitler'den tam 70 yıl sonra, bu kez Allah nezdinde geçerli olan tek inancın kendi Selefilik anlayışı olduğunu, bu anlamda Allah’ın seçilmiş ümmeti olarak kendilerine Allah’ın dinini tüm dünyaya hakim kılma görevinin Kur’an ile verildiğini iddia etmekte. Bu zihniyetin en sapkın yanı ise tekfirci olmasıdır. Yani tıpkı Naziler gibi üstün ümmet-mezhep-ittikat mensubu olmayan herkesi kafir sayarak ya Selefi olmalarını ya da yok edilmeleri gerektiğini ileri sürmesidir. Bu güruh da bu inançla yöneldiği her yeri ele geçirmiş, bu başarılarını Allah’ın bir melekler ordusuyla kendilerinin yanında savaşta yer aldığına yorumlamış ve bu inancı tüm üyelerinin kalbine sokmuş, onları dünyayı fethedebileceklerine inandırmıştır.
Üstün silah gücü ve teknolojiye sahip olan Alman ordusu, sözde üstün ırk neferlerinden oluşuyordu. Sovyet ordusunda ise, her ırktan, tüm alt tabakalarından baldırı çıplak işçi ve köylüler vardı. Bu ordu karşısında dağılan Nazi ordusuyla beraber sapkın ideolojileri de dağıldı. Bizzat bu düşüncenin ideoloğu Adolf Hitler “Doğu’da bizden daha üstün bir kavim çıktığına göre yaşamaya hakkımız yok” diyerek kendi kafasına sıktığı kurşunla intihar etti. O güne kadar dünyanın her yerinde ırk üstünlüğüne olan inanç revaçta iken, 'baldırı çıplakların' bu zaferi üstün ırk teorilerini yerle bir etti. Amerika’da beyazların siyahlardan daha üstün olmadığı fikri bile Stalingrad ile başladı.
Tıpkı Nazi ordusu gibi, tüm toplumlara düşmanlığıyla bilinen DAİŞ çeteleri silah cephane ve teknik üstünlüğünün yanı sıra Müslümanlık, Sünnilik, Selefilik, Vahabilik süzgeçlerinden geçerek saf üstün ümmet üyeliğine ulaşmış güya üstün kişilerden oluşmaktadır. Allah, peygamber, halife ve Selefilerin manevi desteğini almış (ki bu Selefilerin içinde Ebu Bekir’den, Muaviye’ye kadar sayısız halife bulunmaktadır) bu orduya karşı Kobanê’de zafere ulaşanlar her dinden, mezhepten, hatta inançsızlardan oluşan yoksullar ve hiçbir üstünlük iddiasında olmayan baldırı çıplaklardır.
Şimdi Kobanê zaferi ile birlikte bu sapkın, selefi, tekfirci inanç da çözülmeye başlayacak, Ortadoğu yüzyıllardır acısını çektiği din-mezhep üstünlüğü belasından kurtularak bütün inançlar eşit, bir arada yaşama imkanı bulacaktır. Bir daha kimse “Allah benim yanımdadır, ben diğerinden üstünüm, onu yok edebilirim fikrine kapılmayacaktır.
Kobanê-Stalingrad benzetmesinin ikinci yönü politik yönüdür. Emperyalizm, Stalingrad direnişine kadar askeri olarak bir gün Sovyetlerin yenilebileceği fikrini akıllarının bir köşesinde hep saklı tuttu. Bunun için 11 yıl boyunca (1933-44) Hitler’e her türlü desteği vererek ve onu muazzam bir askeri güce dönüştürerek, Sovyetleri yenmesini beklediler. Sonuçta, Stalingrad düşmediği gibi, Hitler de kontrolden çıktı. Bunu gören ABD, hızla Sovyetler’in yanında Hitlere karşı cephe aldı.
Stalingrad’a kadar emperyalist blok, kendi sistemleri dışında yeryüzünde bir sistemin kabulüne yanaşmıyorlardı.
Stalingrad’dan sonra iki kutuplu dünyaya alıştılar ve gerçek anlamda Sovyet iradesini tanıdılar. Stalingrad’dan sonra sosyalizm hızla yayılarak dünyanın üçte birine hakim oldu. Ayrıca o güne kadar var olan emperyalist güçlerin askeri olarak yenilemeyeceği fikri de yerle bir oldu. Latin Amerika, Asya ve Afrika’da birçok sömürge halkı silahlı direnişe geçti, büyük kurtuluş zaferleri elde edildi.
Aynı şekilde, Kobanê direnişine kadar sömürgeci-emperyalist güçler, özgürlük hareketinin askeri olarak yenilebileceğini düşünüyorlardı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik-komünal yaşam projesinin Ortadoğu’da hayat bulmaması için, garip bir tesadüfle 11 yıl boyunca (2003-2014) DAİŞ adlı faşist oluşumu palazlandırdılar. Sonuçta, Kürt Özgürlük Hareketi, Kobanê'de yenilmediği gibi, DAİŞ de kontrolden çıktı. Kobanê’nin düşmeyeceğini anladıkları anda hızla Özgürlük Hareketi'yle ittifak içinde kendi yarattıkları mahlukata karşı savaşa dahil oldular.
Kırıkkale F Tipi Cezaevi