
İki olay hatırlayacaklar Kürtler, 2014 yılı dendiğinde; her ikisi de 1988 ve 1991’de yaşananlara benzeyen. Ölümden kaçış, zalimden kaçış, barbardan kaçış. Göç yolları, açlık, karakış ve çaresizlik; kırılıp giden binlerce, onbinlerce insan. O zaman yağıyordu ölüm gökten Kürtler üzerine. Saddam’dı o zamanki müktedir, zalim, barbar ve katilin adı. Halebçe dendiğinde, gökten sis çöküp çocuklar öldüğünde ve hardal koktuğunda hava, anılacaktır Saddam katili her keresinde.
Kara haber çıkageldi bir seher vakti, 2014 ortasında Şengal’den. Bu kez sis ve hardal kokulu hava ve kış değil kapısını çalan Kürtlerin; kara yüzlü, kör kılıçlı, kan ve irin kokulu zebanilerle kavurucu çöl sıcağı. Dörtyüzbin Êzîdî Kürt terk-i diyar etmek zorunda kaldı 3 Ağustos 2014’te kutsal Şengal dağlarını. Bir lokma ekmekle bir tas suya muhtaçtır, kimseye el açmamış dörtyüzbin insan; mültecidir kendi ülkesinde, sığınmacıdır kardeşi de olsa başkasının kapısında şimdi.
Şengal’de yaşananlar tam kavranıp algılanmamışken, çaldı kapısını ölüm ve talan bu kez diğer mazlumların; çöl ortasında korunaksız ve çıplak. Kobanê, bir kum tanesidir uçsuz bucaksız çölde; fırtınaya karşı korunaksız. İkiyüzbin insan vurdu sınıra, takvimler 15 Eylül’ü gösterdiğinde, kucaklarında bebeleri, sırtlarında dedeleriyle yalın ayak. İki günde, iki saldırıda, herşeyini bırakıp yollara düşen en az yarım milyon insan. “Vurun ulan, vurun, ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm, karnımda sözüm var, haldan bilene” diye tarif edilenler, direnişteler yüzyıl sonra yine. Ellerinde mantar tabancalarını andıran kalaşnikoflarıyla kök söktürüyorlar modern silahlarla donatılmış adına IŞİD denen günümüzün Moğol istilacılarına.
Twittler çıplak bedenleri ısıtmıyor
Travmaya yol açtı her iki saldırıyla iki günde yollara vuran yarım milyon mülteci. Laftan çok, iş yapma zamanı şimdi; şov ile pratik bir değeri olmayan, karın doyurmayan laf kalabalığsa bir lüks, uzak durması gereken bizden. Fiyakalı Twittler ısıtmıyor çıplak bedenleri, doyurmuyor aç bebeleri. Eli cebine varmayan yurtseverlikle empati gereği duymayan insanlığın tarifini ise varsın taşı gediğine koyan şair yapsın, ustaca.
Küçük bir kasabadır Pirsus/Suruç. İnsan kaynıyor her yer alabildiğine; gri ve lacivert çadırlarsa dizili dört bir yana. Nufüsu kadar Kobanêli barındırıyor Pirsus; tavukları birbirine karıştığı için değil salt, insanlık dersinden geçebilmek için de. Ellibin Kobanêli’nin yirmibinini ev ve dükkanlarına konuk etmiş, bir o kadarını da köylerinde. Geriye kalan onbin insanı da çadırlara yerleştirmiş; fukaralıktan, boynu bükük ve mahçup.
Ellibin insana yetmeyen su, yüzbin insana bölüştürülüyor şimdi, öncelikse konukların. Elektrikler kesik, yetmiyor ceryan yüzbin insanın tümüne aynı anda. Yine de yakınmıyor Suruçlular, ah ve of çekenine tanık olmadık. El açanını da görmedik, sızlananı da. Yurtseverlik dersinde ipi göğüsleyenler onlar ve Nisêbînliler nicedir. İyi ki Pirsus ve Nisêbîn belediyeleri gerçek yurtseverlerin ellerinde, gönülleri engin ve zengin, hakkını veren sorumluluklarının ve yaptığı işten anlayan. Dil bilen genç insana, ateşi çıkan bebeğe teşhis koyacak doktora, ilaç kullanımını tarif edecek eczacıya ihtiyaç var oralarda.
Kış daha yeni başlıyor
Çadırlar ince, su geçiren ve küf tutan cinsten. Her insan bir somun yese, eder ellibin ekmek; bir litre su içse, ellibin litre su; bir tabak pirinç yese, eder beş ton pirinç. Bunun çay ve şekeri, nohut ve patatesi de olacak, insan bunlar. Geçtik etten, sosis ve sucuktan. Tümü için para gerek, hem de hergün. Kış daha yeni başlıyor. Yenik düşecek zayıf bedenler, en başta da çocuk ve yaşlılar. Bizse akıl vermeye devam edeceğiz sıcak köşelerimizde, teraziye koymadan vicdanımızı.
Pro Humanitate küçük bir dernek, birkaç üyeli; adıyla ama kapalı kapıları aralamayı becerebilen, az da olsa yaraya merhem olmaya çabalayan: Cizire Kantonu’na sığınmak zorunda kalan Şengalli Êzîdîlere 2014’ün Ekimi’nde yapılan 6000 parça giysi yardımından sonra kolları Kobanêliler için sıvayan; yediyüz paket 1200 gramlık, beşyüz adet 300 gramlık Aptamil bebek mamasıyla 2000 çizme, 500 kışlık anorak ve üç ton şekerle Kobanêli çocukların acılarına yetişmeye çalışan. (6000 parça giysiyi Avrupalı bir giysi mağazası bağışladı; 500 adet 300 gramlık bebek mamasını ise Wan’da çalışan, kendi çocukları gibi Kobanêli çocukları da düşünen ve teşekkürün her türlüsünü hak eden Dersim ve Geverli eczacı bir çift.)
Herkes sırasını bekledi
Mutluluğun resmini çizmek zor Kürdistan’da, kan ve gözyaşı deryasında. Mutluluk bir puzzle parçasıysa tabloda ve kısa bir ansa yaşamda, anorak almayı beklemeden çizmesini alıp kaçan Kobanêli çocuk, en mutlusudur o mekan ve zamanda. Ve mont ve çizmesini sıkı sıkıya saran çocuğun gözlerindeki ışıltıysa mutluluk ve sevinç, o ana tanıklık etmek en değerli armağandır insan için; gözler yaş dolsa, için için kaynasa da insan. Çokça bulundum yardım dağıtımında; planlayıcı, uygulayıcı ve tanığıyım bunların onsekiz yıl boyunca. Pirsus’taki Kobanêliler bir başkaydı, hiçbirine benzemeyen. Herşeye, ama herşeye ihtiyaç duyan bu insanlar, koşturmadılar yardım dağıtılan kamyonet peşinde. El açıp yalvarmadılar yardım diye. Herkes bekledi sırasını, büyük bir olgunluk ve sabırla. Biliyorlardı ki, herkesin durumu üç aşağı, beş yukarı aynı.
Bu olsa gerek, gurur ve mağrurluk hamuruyla yoğrulmuş örgütlülük. İşte buna halel getirmemek gerek. Buysa bizlere düşüyor. Herkes birşeyler yapabilir gücünce. Bunu yapmak içinse, beklemek gerekmiyor yarını. İşin makbul olanı ise yapılanıdır anında ve yerinde.
Çorbada sizin de tuzunuz, çayda şekeriniz, biberonda sütünüz, bardakta suyunuz olsun istiyorsanız, beklemeyin yarını. Yolu mu? Yeter ki isteyin! Kobanêli çocuğun yerinde sizin de çocuğunuz olabilirdi. Yeter ki duyumsayın. Bir yol mutlaka bulunur, bir deneyin!
Not: Bir sonraki yardım hedefimiz: En az elli ton temel gıda maddesi. (msahin1@web.de)
MEMO ŞAHİN