Haberi okuyalım: "Tasarı yasalaşırsa, terörle mücadele operasyonlarına katılan askeri personelle ilgili soruşturma açılması ve yargılama yapılması izne bağlı olacak. Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının soruşturulması Başbakan iznine bağlanacak.  

Askerin terörle mücadelede işlediği iddia edilen suçlara ilişkin davalar sivil yargıda görülmeyecek."

"Suç işlediklerini" biliyorlar, daha beteri "suç işlemekte kararlı olduklarını" açıklıyorlar ve aynı zamanda bu işledikleri suçlar nedeniyle içten içe büyük bir "korkuya" kapılıyorlar, başlarının derde gireceğini biliyorlar, üstelik bu konuda acele ediyorlar, çünkü her an her bir şeyin olabileceğini hissediyorlar, o yüzden "yasal bir koruma zırhına" bürünüyorlar.

Bunların anlamı nedir?

Saray-Kışla Rejimi "ricat" ediyor. "Çözüm süreci" esnasında Erdoğan rejiminin stratejisi Kuzey’de PKK’yi "oyalamak", Irak ve Suriye’de stratejik saldırıya geçerek, sünni kuşağın liderliğini ele geçirmekti.

Erdoğan rejimi Kobanê zaferi ve PYD-ABD "anti-DAİŞ cephesi" karşısında büyük bir yenilgi aldı. Irak’ta inisiyatifi kaybetti, Suriye cephesinde ise tam bir bozguna uğradı. Dünya ölçüsünde yalnızlaştı.

Bunun üzerine rejim "ricat" etti. Savaşı kendi devlet sınırlarının içine çekti. 24 Temmuz’dan beri bunu yapıyor.

Bu savaşta ne oluyor?

İktidar borazanları "Nusaybin’de zafer kazandıklarını" ilan etti.

Nusaybin neresi?

Nusaybin (Qamişlo’nun karşısı) Kobanê’nin "yarısı". Aradan tren yolu geçiyor. Sınır mınır boş laf. Erdoğan rejimi Kobanê’de yenilmiş, Nusaybin’den intikam alıyor. Kobanê’ye doğru askerinin potininin ucu demiryolunun öte tarafına dokunamıyor. Nusaybin’de toprağa düşen her Kürt genci, gerçekte Kobanê’deki kazanımları kanıyla sulamış oluyor. Yani "yenildik" sanan Nusaybinli, aslında şehrinin bir bölümünü "kurtarmış." Ve koca NATO devletine karşı koruyor.

Ulus devletin sınırlarını "gerçek" ve "maddi" bir şey sananların kafası karışıyor. Bunlar sanıyor ki, sınırın ötesindeki savaş "başka bir ülkede" oluyor.  

Öyle değil.

Kürdistan bir bütün. Savaş alanı ise tüm Ortadoğu. Aradaki sınırlar laf ola beri gele kabilinden.

Böyle olunca, sen gözünü yalnız Silopi’nin, Sur’un, Cizre’nin, Şırnak’ın "yıkılmış" şehirlerine dikmeyeceksin. Haritanın tümüne bakacaksın.    

Şam’da namaz kılacak olan Erdoğan’ın ordusu, kendi sınırlarının bir karış ötesine giremez oldu. Türkiye burada Irak’ın, İran’ın, Suriye’nin, ABD’nin ve Rusya’nın karşısında çaresiz. Silahlarının namlusunu hala "Rojava’ya çeviriyor, ama gerçekte dipçiğini sivil Kürt halkının suratında patlatıyor. Gücü ancak buna yetiyor.

Nusaybin halkı, kendi toprağı olan Kobanê’de yine kendisinin kazandığı zaferin bedelini, namlusu Kobanê’ye çevrilmiş silahın dipçiğini suratının ortasına yiyerek ödüyor.

Şuna bakın: Kendi devlet egemenliği altında olan Kürdistan şehirlerine karşı zafer kazanmışmış. Oysa sen Suriye sınırı boyunca yaklaşık bin kilometre uzunlukta, 50 kilometre derinlikte birkaç Kıbrıs ve Hatay büyüklüğünde bir "alanı" ele geçirecektin ve buna dayanarak tüm Sünni Arap kuşağına öncülük edecek, Hewler’den sonra, Kerkük’te, Musul’da, 50-100 milyar dolarlık bir pazara el koyacaktın.

Şimdi cebinde votkasıyla gelen üç-beş Rus turiste muhtaç oldun.

Kürdistan seni kendi sınırlarının içine hapsetmiş, sen hapsedildiğin yerde "zafer" peşinde koşuyorsun.

Her zaferin bedeli vardır.

Kürt Dünya çapında konuşuyor, Nusaybin çapında susturuluyor. Kürt Ortadoğu çapında Kışla-Saray rejiminin bütün mevzilerini yıkıyor, darmadağın ediyor, ama Nusaybin, Sur, Cizre, Şırnak çapında yıkıma uğruyor. Minbiç boylarında Kürdün bayrağı dalgalanıyor, Kuzey Kürdistan’da siyah yas bayrakları, yıkılmış evlerin üzerini örtüyor.

İkinci Dünya Savaşı ile ilgili bir film seyretmiştim: Hitler orduları artık ricat halindedir. Terkettikleri her şehri yakarlar. Kızılordu Minsk’e girmiştir. Nazi işgali sırasında "işbirlikçilik" yapan şişko bürokrat, yerde yatan yaralı Kızılordu askerine ‘sizin yüzünüzden şehrimizi yaktılar’ diye bağırır… Ölmek üzere olan askerin cevap verecek hali yoktur; şişko işbirlikçinin suratına tükürür.