
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıldırma noktasında, cinnet halinde olduğundan Kürt Soykırımı çağrısı yaptığını belirten Duran Kalkan, “Milli seferberlik çağrısı demek, felaket eşiğini atlamak demektir” dedi.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, ANF’den Ersin Çelik’in sorularını yanıtladı. İki gündür ANF’de yayınlanan 2016 yılı değerlendirmesi ile 2017 projeksiyonunu içeren geniş ve kapsamlı söyleşinin bazı bölümlerini özetleyerek paylaşıyoruz:
Kürt direnişi ezilemez
AKP-MHP faşizminin tüm katliamlarına, tutuklamalarına ve tüm faşist saldırılarına rağmen şu ana kadar Kürt direnişinden bir çöp bile sökebilmiş değil. Bir kişiye bile geri adım attırabilmiş değil. Dışarıda olur, zindanda olur, dağda olur şehirde olur, bütün yurtsever Kürt insanı her yerde faşizme ve soykırıma karşı yiğitçe direniyorlar, asla boyun eğmiyorlar. 2016 yılının ortaya çıkardığı en büyük kazanım da budur: Kürt direnişi sökülemez, dağıtılamaz, ezilemez. Kürt halkı özgürlük için direnmekte kararlıdır. Gerekirse son ferdine kadar bu direnişi sürdürecek ama mutlaka özgürce varlığını sağlayacaktır. Bu bakımdan da Kürt soykırımına umut bağlayanlar Kürdü teslim alacaklarını, diz çöktüreceklerini sananlar, varlıklarını, siyasetlerini, iktidarlarını bunun üzerine kuranlar, mevcut Kürt direnişi ve kahramanlığı karşısında yıkımın eşiğine gelmişlerdir. Büyük bir çökme ve çözülme içerisindedirler.
Ömürleri Nisan’a yetmez
Mevcut Türkiye yönetimi de sıfırı tüketecek duruma geldi. Bu yıl sonu, AKP-MHP’nin yönetiminin yenilgisidir. Her ne kadar DYP’den ihraç edilmiş, ne olduğu belli olmayan Süleyman Soylu diye ortaya atılmış bir faşist saldırgan var; herkese hakaret edip, duruyor. Biz onların seviyesine düşmek istemiyoruz. Bütün küfürlerini olduğu gibi kendilerine iade ediyorum. Ama lümpen, serseri ve katildirler. Bakan diye getirilmişler. Şöyle-böyle yapıp, yıkıp-kıracağız, diyorlar. Ama ben burada şunu söylüyorum; Süleyman Soylu’nun da iktidarının da ömrü bahara kadar sürmeyecektir. Bize Nisan’a kadar ömür biçiyorlar, ben de onlara Newroz’a kadar yok olacaksınız, diyorum. Aslında bize biçtikleri ömür, kendilerine biçilmiş bir ömürdür. Bizi yok etmeye çalışanlar kendileri yok olma yolunda dolu dizgin ilerliyorlar. Bizi vurmaya çalışanlar, korkudan uyuyamıyorlar.
Şiddet onların tekelinde değil
Türkiye’yi yönetenleri de dahil herkes şunu iyi bilmelidir ki, bu sopayı sadece kendileri kullanmıyorlar, silah sadece kendi ellerinde değildir. Şiddeti sadece kendileri uygulayamazlar, başkaları da uygular. Kendileri uygulamaya kalkarlarsa uyguladıkları kendilerine cevap verir. Çivi çiviyi söker, bunu herkes bilmelidir. Kürtler bu bilince ulaştılar, bu örgütlülük içerisindedirler. Öyle bir hava var ki, bizim her şeye hakkımız var, vururuz, asarız, keseriz, tutuklarız, bu bize haktır ama vurup öldürdüklerimiz geriye dönüp bize bir tokat atmaya kalkarlarsa kızıl kıyamet kopar, her türlü hakaret yaparız. Böyle olmaz! Dünyada böyle bir gerçeklik yoktur. Birilerine bir şeyler yapmak isteyenler her zaman bilmeliler ki, bir şeyler yaptıkları döner, onlar da kendilerine yapabilirler. Bu dünya öyle bir dünyadır. Ki Kürtler onun bilinci, örgütlülüğü içindeler, o güce sahiptirler. Artık bu hesabı sorarlar, soruyorlar, soracaklar da. Özellikle Türkiye toplumu bu gerçeği anlamalıdır.
Erdoğan, Evren’in ikizidir
AKP-MHP faşizmi, Kenan Evren faşizmini aratır hale geldi. Türk ordusunun en kültürsüz, en egoist komutanı Kenan Evren’di. Türk siyasetinin en egoist, en eğitimsiz, kültürsüz kişisi Tayip Erdoğan’dır. Bir dönem birisi, şimdi de ikincisi Türkiye toplumunun, halklarının, insanlığın başına bela olmuş durumdalar. Kendi çıkarları için feda etmeyecekleri, satmayacakları hiçbir şey yoktur. En küçük bir değere, ilkeye bağlı değildirler.
Düşmandır, her türlü kötülüğü yapar
AKP-MHP faşizminden her türlü kötülük, saldırı gelir. Bunu bilmek, anlamak lazım. Onun için de bu saldırganlığa karşı daha bilinçli, daha örgütlü, daha mücadeleci olmak gereklidir. Her şeyden önce bu zulüm, baskıya karşı herkes hazır ve uyanık olmalı. Çünkü düşmandır, düşmandan da her şey beklenir. Düşman katliam yapar, tecavüz eder, yakar-yıkar. Düşmanın bunu yapacağını bilerek, buna karşı daha büyük bir kin, öfke ve nefretle dolu olmak, daha çok bilinçlenmek, örgütlenip, mücadele etmek gereklidir.
Kürt soykırımına çağırdı
Erdoğan’ın “milli seferberlik ilanı” önemli; ideolojik ve felsefi boyutu var. Kime karşı, Kürtlere karşı. Faşist Türk uluslaşması Kürt soykırımı üzerinden gerçekleştirmek isteniyor. Faşist Türk ulus-devletinin yeniden restorasyonu Kürt soykırımının başarısına dayandırılmak isteniyor. Bu, zihniyet ve siyaset İttihat ve Terakki Partisi’nin zihniyet ve siyasetidir. MHP İttihatçıdır, CHP de yarı İttihatçıdır. Kemalist hareket de İttihatçıların içinden çıkan bir harekettir. Sözde ittihatçılara karşı olarak çıktığını söyleyen Erdoğan şimdi o çizgiyle birleşiyor. Bundan kastımız; yüz yıl önce ittihatçılığın başlattığı Türk uluslaşması Rum, Asuri, Ermeni, Kürt katliamı ve soykırımı üzerinden gerçekleştirilmek istendi.
Şimdi bu zihniyet ve siyaset tehlikeli ve hastalıklı; soykırımcıdır. Ermenileri sürdüler, tehcir ettiler... Rumları kırdılar, mal varlıklarını yağmaladılar ve Yunanistan’a sürdüler... Asurileri katlettiler ve sürdüler. 100 yıldır katliam yaptılar, kültürel soykırımı geliştirdiler ama Kürt toplumu güçlü ve kuvvetli. Bundan dolayı diğer toplumların derekesine düşüremediler. Kültürel soykırımla Müslümanız, aynı ümmeteyiz, denilerek asimile edip Türk uluslaşmasının içinde eritmek istediler.
Şimdi Kürde karşı ‘milli seferberlik’le Kürdü soykırımdan geçirerek Türk uluslaşması gerçekleştirilmek isteniyor. Kürt yok edilerek bir ‘Türk milleti’ var edilmek isteniyor.
Erdoğan, Kürt soykırımına çağrı yaptı. Bütün Kürtler bunu görmeli ve herkes tedbirini almalı. Bunu yapacaklarsa İstanbul sokaklarında Rumlara neler yapıtlaralarsa, Ermenilere neler yaptılarsa, Asuri ve Süryanilere neler yaptılarsa Kürtlere de onu yapmaya çalışacaklar.
Bu çağrı cinnet halidir
Elbette Kürtler buna karşı sonuna kadar direnir. Kim kime karşı milli seferberlik ilan eder, bu seferberliğin sonunda kim ölür kim kalır hiç belli değildir. Ama bu büyük bir boğazlaşmaya götürür. Bunun da sorumlusu Devlet Bahçeli’dir, Tayyip Erdoğan’dır.
Erdoğan çıldırma noktasındadır. Bu çağrı bir cumhurbaşkanı için bir cinnet çağrısıdır. Kendisi için bütün dünyayı yakmayı göze alan bir çağrıdır. Erdoğan’ın bu politikasına karşı durulmalı ve Erdoğan’ın önü alınmalı, dizginlenmeli. Şimdi Türkiye’de felaket eşiği atlanıyor. Milli seferberlik çağrısı demek felaket eşiğini atlamak demektir. Erdoğan o noktada tutulmalı ve durdurulmalıdır.
Bab batağında gömülüyor
ABD’nin yönetim değişikliği sürecinden Rusya, İran ve Türkiye faydalanmaya çalışıyor. Rusya, İran ve onların etkisi altındaki Esad yönetimi, böyle bir süreçte Halep savaşını öne çıkardı ve Halep’i denetler noktaya geldi.
Türkiye, ABD’nin planı bozulsun diye Rusya ile ilişki-ittifak içine girmeye çalıştı. Türkiye’nin desteğinde olan gruplar Halep’te kaybetti.
Türkiye’nin bu iki güçle Halep üzerine anlaşmayla kendine bağlı grupları bir kere daha sattığı konuşuluyor. Daha önce DAİŞ’i pazara sürmüştü, şimdi El Nusra ya da ÖSO dediği güçlerin bir bölümünü yine pazara mı sürüyor? Eğer böyle ise bu da Türkiye için yürekler acısı bir durumdur. Mevcut AKP yönetiminin ne kadar çıkarcı ve güvenilmez konumda olduğunu gösteriyor.
ABD Türk politikasını desteklemiyor
Türkiye bu durumu dengelemek için Bab-Minbiç hattında ilerlemek istiyor. Halep’i Rusya ve İran’a vererek, onlarla anlaşıp, onları da sessiz kılarak bunun karşılığında Bab ve Cerablus’u alarak kendi etkinliğini sağlama; İran ve Rusya ile birlikte ABD’yi Suriye’de daha zor ve sıkışık bir duruma düşürmek istiyor olabilir. Çünkü Türkiye’nin mevcut politikalarını ABD desteklemiyor.
Obama yönetimi bu politikalarla bir olmadı. Trump yönetiminin ise daha fazla buna karşı olacağı değerlendiriliyor. Türkiye’nin yeni ABD yönetiminden herhangi olumlu beklentisi yok. Dolayısıyla daha yeni yönetim iş başına geçmeden Suriye’de siyasi çözümde daha çok etkinlik kurabileceği bir askeri hakimiyet oluşturma arayışı ve çabasındadır. Bu çerçevede Türkiye’nin Bab’a ve Minbiç’e dönük saldırıları var. Zaten YPG ve PYD’yi PKK ile birlikte terör örgütü olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Son zamanlarda ise Minbiç-Efrîn-Ezaz hattında bulunan güçleri PYD ve YPG olarak tanımlamıyor, “PKK ve PYD güçlerine karşı operasyon yapıyoruz” diyor. Orada bir PKK gücü icat etmiş durumda. Böylece güya PKK’ye karşı orada mücadele ediyor görülüyor. Orada PKK filan yok. Rojava halkı çeşitli kurumlarda örgütlenmiş, bunlar da bellidir. Hepsi Rojava halkının özgürlük güçleridir. Türkiye Efrîn’de PKK’ye karşı savaşıyorum, diyerek kimseyi inandıramaz. Yaptığı saldırılara ortak edemez.
Türkiye’nin sonuç alması imkansız
Halep, Bab, Minbiç ve Cerablus’la birlikte karışık bir alan. O alanda öyle sonuç almak ve hakim olmak mümkün değildir. Bazı mevziler tutulabilir ama birilerinin kalıcı sonuca ulaşması çok zordur. Çeşitli gizli anlaşmaların ve bir çok gizli görüşmenin yapıldığı anlaşılıyor. Buna dayanarak bir çok çevre etkinliğini arttırıp, ileriki süreçte bu etkinliğe dayanmak istiyor. Fakat bu şekilde ne kadar sürer, ne kadar kalıcı olacağı belli değildir.
Eski Suriye bir daha kurulamaz. Mevcut yönetim tüm Suriye’ye hakim olamaz. Eskisi gibi merkezi bir yönetim Suriye’de oluşmaz. Beşar Esad’ın uzun vadede yönetim de kalması da zor. Fakat en azından iktidar gücü dağılmayabilir. Mevcut yönetimi devam ettirecek yeni yönetimler çıkabilir ve çeşitli uzlaşılarla Suriye yönetiminin bir parçası olarak kalabilirler.
Önemli bir savaş cephesi
Türkiye’nin saldırıları karşısında özellikle Kürtlerin ve QSD’nin yürüttüğü mücadele, aldığı tutum, önümüzdeki süreçte ortaya çıkacak değişimde etkili olacaktır. Türkiye, Bab ve Minbiç hattını da tümden almak, o arayı tümüyle kendine bağlı, kendi ordusunun denetiminde tutmak istiyor. Bunu Arapların kabul etmesi mümkün değil, ABD de buna tümden onay vermiş değil. Dolayısıyla bu durum bir iç çatışma etkenidir. Buna sadece Kürtler karşı değil, başka karşı olanlar da var. TC devletine ve Türk ordusuna karşı önemli bir savaş cephesi o alanda açılabilir.
Kolay girdi, çıkamayabilir
Önümüzdeki süreçte sert çatışmalı bir durum gündeme gelebilir. Türk ordusu ağır darbeler yiyebilir. Bazı hayaller peşine takılarak ABD’nin, Rusya’nın göz yummasıyla Cerablus’a girip belli bir alanı hakimiyet altına aldılar ama bunun kalıcı olması ya da genişletilmesi o kadar kolay gözükmüyor. Tersine kolay girdiler, zor çıkarlar da demeyeceğim, çıkamayabilir. Türkiye Suriye sınırlarını aşmış olan tek askeri güçtür. Kendisi başka devletlerini aşar, askeri güç olarak girerse yarın başka ordular da Türkiye sınırlarına girmeye kalkabilirler. O zaman NATO da Türkiye’yi korumayabilir. Çünkü Türkiye NATO kurallarına uygun hareket etmedi. NATO’yu kabul etmeyeceği bir savaşın içine soktu. Bir NATO ordusu olarak Suriye topraklarına girdi, kendine göre bir savaş yürütüyor.
Efrîn-Halep hattında QSD olacak
Türkiye, askeri gücüne ve ona bağlı çeteler o alanda etkiliymiş gibi görünüyor. Fakat bu durumun tersine dönme ihtimali çok daha fazladır. Eğer Kürtler ve buna muhalif olan güçler buna karşı direnişe yönelirlerse onların kazanma ihtimali daha fazladır. Nasıl Halep’te rejim ilerledi ve etkinlik kazandıysa Efrîn-Halep arasında QSD, Kürt özgürlük güçleri daha etkili hale gelebilir. Bu, Türk ordusunun doğrudan kara ve hava gücüyle girmiş olması ona karşı yasal her türlü savaş yapma durumunu ortaya çıkarıyor. Orada Türk ordusu savaşa girmiş durumda; herkes o alanda Türk ordusuna karşı savaşabilir.
O batakta gömülebilir
AKP iktidarını ve Türk ordu gücünü çökertecek bir savaş ortaya çıkabilir. Bütün ihtimaller vardır. AKP nasıl ki, Kürtlere karşı “milli seferberlik” ilan ederek Türkiye’yi içerde bir felakete sürüklüyorsa Cerablus’tan girip şimdi de Bab’a doğru askeri olarak ilerlemeye çalışmasında da benzer ve ikinci bir felaketi oluşturuyor. Yani bir batak olabilir, oraya gömülebilir. Bunu Kürtlerin, Arapların görüp birleşerek bu AKP-MHP faşizmine karşı böyle bir durumu yaşatmaları gerekiyor. bu da büyük bir devrimci görevdir, yurtseverlik görevidir.
Yeni dönem Türkiye’nin aleyhinedir
Suriye’de Şubat ayından itibaren yeni politikalar gündeme gelecektir ama bunlar Türkiye’nin lehine değil aleyhine olacaktır. TC bundan korktuğu için bu kadar acele ediyor ama korkunun ecele faydası yok. AKP-MHP faşist iktidarı Cerablus’ta, Bab’ta, Suriye toprakları içerisinde de büyük bir çöküşü ve çözülüşü orada da yaşayacaktır. Bu olasılık daha güçlüdür.
CHP faşizme koltuk değneği oluyor
Şimdi CHP sanki arada bir güçmüş gibi kendini gösteriyor. Bu sahtedir, yalandır. En kritik alanda, faşizmin zorlandığı yerde hemen faşizme koltuk değneği oluyor. Faşizmi zor durumdan kurtarıyor, ondan sonra “ben de demokratım, AKP’ye muhalefet ediyorum” diye toplumu kandırmaya çalışıyor. Son dönemlerde Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi sanki OHAL’e ve AKP faşizmine karşıymış gibi bir hava içeresine giriyor. Buna kimse aldanmamalı. Çünkü siyaset iki bloka ayrıldı: Demokrasi bloğu ve faşist blok. Faşist bloktan zarar gören herkes demokrasi bloğuna geçiyor. HBDH’nin esas büyüme, örgütsel ve eylemsel hamlesi 2017’de olacaktır. Demokrasi bloğunu da devrimci hareket olarak HBDH temsil ediyor. AKP-MHP-CHP faşizminin tek alternatifi var; HDP-HDK alternatifi.
HABER MERKEZİ