Dernek yönetimi, Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu (KON-KURD) tarafından sonbaharda başlattığı ‘Dernekler Kimliğimizdir, Kurumuna Üye Ol, Üye Yap’ Kampanyası çerçevesinde oldukça başarılı bir çalışma yürütmüş. Medya Kültür Merkezi, Almanya’da en başarılı şekilde kampanyaya katılım sağlayan dernek olarak ödüllendirilmiş.

‘Biz Goyiler inatçıyız’
Derneğin çalışmalarına ilişkin Eşbaşkan Kinem Altürk ile konuştuk. Altürk, „Biz Goyiler çok inatçıyız. Aklımıza koyduğumuzu mutlaka yaparız“ diyerek, başarılarının sırrına işaret ediyor. Kürdistan’da Goyi aşiretine mensup bir ailenin çocuğu olan Kinem Altürk’ün hayatı, babasının koruculuğu kabul etmemesi üzerine yaşadıkları Qileban’dan (Uludere) Gebze’ye göç etmesi ile başlar. Sürgün bir ailenin kızı olarak 1988’de Gebze’de gözlerini açar. Babası Hasan Altürk’ün DEHAP Gebze İlçe Başkanlığı yürütmesi sonucu askerin baskısıyla erken tanıştığını belirten Kinem, tüm bunları dünmüş gibi hatırladığını ifade ediyor. Altürk, „Bırak Gebze’yi Türkiye adeta bize hapishane olmuştu. Gözaltılara dayanmayan ailem yurtdışına çıkma kararı aldı“ diyor.
Oldukça zorlu koşullar altında Almanya’ya geldiklerini dile getiren Altürk, Lohne’ye yerleştiklerini ve zamanla diğer Kürtlerle tanıştıklarını belirtiyor. Daha sonra dernek kurmaya karar veriyorlar. Kinem Altürk, henüz çocukken derneğe babasıyla geldiğini anlatıyor.

‘İnsanların umudunu kırmaya hakkım yoktu’
Kinem Altürk, şimdi derneğin eşbaşkanlığını yapıyor. İlk görev aldığı andaki duygu ve düşüncelerini şu şekilde ifade ediyor: „Bir ara bu işi üstlenemeyeceğimi, üstlensem bile başarılı olamayacağımı düşündüm. Ancak, insanların bana olan inancını yıkmaya hakkım yoktu. Onun için işe dört elle sarıldım. Diğer Eşbaşkan Ömer Doğru ve yönetimin diğer üyeleri ile bir araya geldiğimizde, en büyük önceliğimiz olan dernek üyeliği ile işe başladık. Üye sayısını kısa bir zaman içerisinde, 110’dan 300’e çıkardık. Ayrıca YEK-KOM tarafından başlatılan ‘Kürt Kimliği Resmi Olarak Tanınsın’ Kampanyası için 1700 imza topladık. Almanların yaptıkları etkinliklere de katıldık. Haftanın üç günü açık olan derneğimizin giderlerini yurtseverler karşılıyor. Örneğin biri derneğin şeker ihtiyacını karşılıyor. Biri çay getiriyor. Aileler hafta sonu evlerinde yaptıkları yemekleri derneğe getiriyorlar.“

‘Ender derneklerdeniz’

Medya Kültür Merkezi’nin Kürdistanlılarca adeta ikinci bir yuva olarak görüldüğünü dile getiren Altürk, kadının sahiplenici yönünün oldukça güçlü olduğunu sözlerine ekliyor. Tüm bu komünal yaşamın dernek olarak kendilerine ekonomik olarak büyük bir rahatlatma getirdiğini belirten Kinem Altürk, Avrupa’da hiçbir borcu olmayan ender derneklerden biri olduklarını gururla açıklıyor.
Derneğin bünyesinde dokuz kişiden oluşan bir folklor grupları olduğunu söyleyen Altürk, düzenli olarak üyelerini ziyaret ettiklerini, bölgede yaşayan yeni Kürt ailelere ulaşmak istediklerini vurguluyor. Bu sene ilk olarak kendi bulundukları alanda bir Newroz yürüyüşü gerçekleştirdiklerini belirten Altürk, bunun kendileri için büyük bir moral kaynağı olduğunu ifade etti. Diğer sivil toplum kuruluşları ile bir platform kurduklarına dikkat çeken Altürk, „Bütün çalışmalarımız da kolektivizmi esas alıyoruz“ diyor.

Kürtçe sevdalısı
Derneğin diğer yöneticilerden Eşbaşkan Ömer Doğru ise „Kürtçe“ diyor başka bir şey demiyor. O’nu bir Kürtçe sevdalısı olarak tanıtmak abartı olmaz. Doğru bir toplumun ancak diliyle var olduğunu belirterek ailelerden özelikle çocuklarıyla Kürtçe konuşmasını istiyor. „Dernekte Kürtçe konuşmayı bir prensip haline getirmeliyiz“ ifadesini kullanan Ömer Doğru şunları ekliyor: „Dilimize sahip çıkarsak insanlar bizi ciddiye alır, insanlar bizi muhatap alır.“


‘Onlar robotlaştırıyor, biz canlandırıyoruz’
Sohbetimiz esnasında dernek bönyesinde çalışma yürüten folklor eğitmeni Zeynep Ruha ile tanışıyoruz. „Folkor çalışmaları nasıl gidiyor“ sorusuna Zeynep Ruha tüm doğalıgıyla cevap veriyor: „Heval Avrupalılar gençlerimizi robotlaştırmaya çalışıyor, biz de onları canlandırmaya çalışıyoruz.“
Uzun yıllardan beri folklor eğitmenliğini yaptığını belirten Ruha, şu anda dokuz kişilik bir grubun egitmenliğini yapıyor. Bölgede yaşayan gençlerin folklor çalışmalarından sonra ülkelerine, kültürlerine ve müziklerine büyük bir merak sardıklarını belirten Zeynep Ruha, tüm bu merakın kendisiyle beraber yeni arayışlar getirdiklerine dikkat çekiyor. Düne kadar ninelerinin, dedelerinin elbiselerinden utanan gençlerin bugün onları bulmaya çalıştığını ve giydiklerini belirten Ruha, tüm bunların gençlerin bir araya gelip tanışmalarında kilit nokta olduğunu söylüyor. Folklor çalışmalarının gençlerde ortak bir ruh oluşturduğunu dile getiren Zeynep Ruha, daha sonra bu gençlerin bir araya gelerek sorunlarını konuştuklarını vurguluyor. „Sistemin dayatığı yoz yaşama karşı, kendi sistemimizi kurmak istiyoruz“ diyen Ruha, biraraya gelmeyle birlikte yardımlaşma ve ortak çalışmanın da geliştiğini sözlerline ekliyor.
Folklor çalışmalarından önce mutlaka 15 dakika meditasyon yaptıklarını belirten Ruha, „Nirvana’ya değil ama ülkemize ulaşmanın güzel hayallerini kuruyoruz“ diyor.
Büyük bir içtenlikle karşılandığım Lohne’de ilk defa, günü birlik sorunlarla değil de, kolektif bir çalışma tarz ve temposunu esas alıp, kalıcı bir model oluşturulduğunu gözlemleyebiliyorum. Emeğe değer, ortak çalışmanın getirdiği hazı insanların gözlerinde görmek mümkün. Evet, Lohne’deki genç yöneticilerden öğrenilecek çok şey var.

 M. ZAHİT EKİNCİ/LOHNE