Kolombiya’da FARC-EP ile Santos hükümeti tarafından meş’um referandum sonrası yeniden başlatılan müzakereler geçtiğimiz hafta sonu bir neticeye ulaştı. Yeni bir barış anlaşması hazırlandı. Bu anlaşma 310 sayfa olarak hafta başı yayınlandı. Muhalefetle tartışmaya açılan yeni anlaşmanın parlamentonun onayına mı sunulacağı yoksa yeni bir referanduma mı gidileceği henüz belirsiz.

Bu yeni "zenginleştirilmiş" anlaşma metninin bir öncekine bazı farkları var. “Hayır” diyen kesimlerin itirazlarını da kapsadığı dile getirilen, yeni anlaşmanın Kolombiya basınına yansıyan “yenilikler”ine bir göz atalım:

İlki özel barış mahkemelerinin işleyişi ile ilgili. 10 yıl boyunca çalışacak olan bu mahkemelerde yabancı yargıçlar olmayacak. Yabancılar Kolombiyalı yargıçlara yargı hükmü olmayan bir tarzda asistanlık yapabilecekler. Daha önceden yabancıların yargılama süreçlerinde doğrudan varlığı kabul edilmişken böyle bir “millici” adımın atılıyor oluşu pekala bir şeyleri denetimden kaçırmanın aracı olabilir. Barış yeni adaletsizlikler üretmenin zeminine dönüştürülebilir. Nitekim Kolombiya hükümeti neredeyse 1 milyar Dolar’a varan “barış yardımı” karşısında hiç de millicilik oynamıyor. Demokratik olmayan bir ülkede yargının “adil” olacağını düşünmemiz için sanırım pek bir nedenimiz yok.

En önemli konu ise savaş suçu işlemiş kişilerin, yargıya yardımcı olma, tam iş birliği durumunda hapis cezası almayacakları. Bu madde insanlığa karşı suç işlemiş ve yargılanması gereken yaklaşık 37 bin kişinin (bunların 24 bini asker, polis vb., geri kalanları paramiliterlerden oluşuyor) fiilen affedilmesi anlamına geliyor. Bunun Álvaro Uribe’nin isteklerinden biri olduğuna daha önce işaret etmiştik. Ayrıca Santos son çıkan haberlere göre paramiliter grupları doğrudan barış sürecine dahil etmeye çalışıyor. Bunun kısaca anlamı Kolombiya’da toplumsal hesaplaşmaya dönüşmemiş göstermelik, eksik bir barışın varolacağı. Her an şiddetin yeniden boy verebileceği bu yeni zeminin bizzat “barış” tarafından temin edileceği. Barışın mevcut haliyle oligarşiyi aklama operasyonuna dönüştüğü.

Bir diğer dikkate değer başlıksa “büyük toprak sahiplerinin endişelerinin giderilmesi” yani basitçe toprak reformu diye adlandırılan göz boyama sonucunda kanlı oligarşik iktidarın temellerini teşkil eden bu kesimin topraklarına dokunulmayacak! Bunun yerine, küçük üreticilere, sürülmüş, topraksız kişilere toprak dağıtma adı altında, bakir ormanlar büyük toprak sahipleri ve uluslararası kapitalizmin yağmasına açılacak.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım "eksik barış"ın yanı sıra ELN ile başlatılmamakta ısrar edilen barış görüşmeleri ve devam eden katliam ve çatışmaları düşününce, zaman zaman bizim marangozların adetleri ile Santos’un dünyaya kakalamaya çalıştığı “barış” arasındaki benzerlikler aklıma düşüyor.

Muhtemelen sizin de başınıza gelmiştir. Bir şeyler yaptırmak için başvurduğunuz mobilyacı-marangoz size hele de biraz peşin vermişseniz, siparişini en kısa zamanda bitireceğine dair bir kamyon söz verir. Sonra gel zaman git zaman bu süre uzar. Siz artık kavga edecek noktaya gelirsiniz. Verilen mühletin en az 3-5 katı sürede isteğiniz mobilyanıza kavuşursunuz. Ama ne kavuşmak, mobilyanın üzerindeki hiçbir eksiği gediği görmezsiniz, önemli olan bütün o öfkeli bekleyişin bitmesidir. Benim başıma da böyle bir şey geldi. Sonra mektebinde bu işin marangoz adayları yetiştirirken de böyle anlatıldığını öğrendim. Yani hocalar "müşteri illallah etmeden malı teslim etmeyin, yoksa bir sürü kusur bulur" derlermiş. Ne dersiniz bir zamanlar Santos da Ankara-Siteler’de çıraklık yapmış olabilir mi?