I.
Son manzaralardan biri, Türkiye’deki rejimin demonte edildiğine işaret ediyor.
Tesbit: Erdoğan, MHP ve Kılıçdaroğlu Ekibi’nin, Türkiye’deki devrimci dinamikleri, devlete entegre etmek için büyük bir çaba göstermektedirler.
Türkiye tarihinde, İslam, Faşizm ve Kemalizm’in bu kadar içiçe olduğu hiçbir dönemin yaşanmadığı tezi, yaşanan pratiğe ters değildir.
Bu son tedbir, Kuzey Kürdistan ve Rojava devrimine karşı alınmış ortak önlemdir.
Bu caydırıcı önlemin pratikte başarılı olması için, devlet aygıtı demonte edilmiştir.
Bakanlar, sadece Erdoğan’ın talimatlarına uydukları müddetçe ayakta kalabilirler.
Tüm yargı, idare ve militarist bürokrasisi, Erdoğan’a biat ettikleri için görevlerinin başındadırlar.
Kılıçdaroğlu, Kürdistan konusunda Erdoğan’a boyun eğdiği için (dokunulmazlıkların kaldırılması, Rojava’ya saldırı, Kobanê politikası vs.) CHP Başkanı’dır.
Erdoğan rejimine ve kolonyal faşizme boyun eğmeyen tek güç HDP’nin dayandığı ulusal ve sosyal harekettir.
Böylece yaşanan süreçte, Diyarbekir’de „Vicdan ve Adalet Nöbeti“nin başlatılmasıyla birlikte, yeni bir „Onur mücadelesi“ başlatılmış oldu.
II.
Hafta sonu Berlin, Vicdan ve Adalet nöbetindeydi.
Sportik giyimli kadın mikrofonu eline aldıktan sonra, kulaklarım alışılagelmiş retoriğe yabancı konuşmanın ritmine eşlik etmeye başladı.
Milletvekilliği düşürülen konuşmacı, halkın vekilliğine yeniden atanmış gibiydi.
Başını iki omuzu üzerinde gururla taşıyan bu cesur çehrenin sahibi konuşmacı, Türkiye’de, Kuzey Kürdistan ve Ortadoğu Halkları’nın başına bela bir rejimin nasıl çökebileceğinin şifresini bu kısa söylevine yüklemiş oldu.
„Kendilerine benzetemediklerine saldıran“ bir rejimin ve Reis‘inin hazin sonuna işaret etti.
„Ülkeyi yönetecek meşru zemini olmayan bir rejime karşı“ mücadelenin başarılarının onyılların mirası bir Halk Hareketi’ne bağladı.
Bu adamın kaderinin Saddam’ın sonuna benzer son bulacağının altını çizdi. Saddam’ın hukuki davranmadığını belirttiği hakim, O’na: „Ama bunlar sizin kanunlarınızdı“ demiş ve Saddam kendi hukukunun kurbanı olmuştu.
Türkiye’deki sistemin dağıldığını, devletin demonte edildiğini; kemalizmin, AKP’nin ve Erdoğan’ın birlikte mahkum edileceği son konağa gelindiğini üstüne basarak ifade etti.
Sonunda, „Faşizmin kabusu HDP’dir“ dedi Tuğba Hezer.
III.
Not alıyorum: Yaşamın içinden gelen ses, sorumluluğunun farkında konuşur.
Adaletsizliğe boyun eğmeyeceğini söyleyen sesin sahibi, eğer halka dayanan bir zemin üzerinde hareket ediyorsa, dünyayı sarsacak cümleler kurduğunda, kendinizi abartılı bir dünyada bulma şansınız yoktur.
Yüzünü görmezseniz, O’nun Tuğba Hezer olduğunu bilmezseniz de, sesindeki kararlılığın, arkasındaki gücü hissedersiniz.
Ve eğer, Kürdistan’da ve Ortadoğu’da neler olup bittiğini bilmek istiyorsanız, arada bir dinlemek için zaman ayıracağınız sesin, mücadelenin içinden bilenip gelen felsefeyi taşıyanlara ait olduğunu hiç mi hiç unutmayın.