İngiltere Gündemi
Londra’daki tarihi Kraliyet Yüksek Mahkemesi binasının önünde yaşları 75 ile 85 arasında değişen biri kadın ikisi erkek siyahi üç Kenyalı objektiflere keder ve vakarla hayatlarının belki de en huzurlu pozunu veriyorlar. Yüzlerinde mahşeri zamanlardan geçmiş kırgın ulusların ürkekliği ve metaneti var. Sömürgecilerin gaddarca işlediği kolonyal suçları yaralı belleklerinde 60 yıl boyunca diri tutarak, eski bir ‘cezalılar kolonisinin’ kalbinden bir zamanlar güneş batmayan kudretli bir imparatorluğun başkentine acılarla yüklü kişisel ve ulusal trajedilerini anlatmak için gelmişler...
Geçen hafta Londra Olimpiyatları’nın güvenlik sorunu hayhuyları arasında sessiz sedasız önemli bir “kolonyalizim” davası başladı. Büyük Britanya İmparatorluğu’nun Doğu Afrika’daki kolonyal dönemi suçlarının hukuki bir zeminde sorgulanmasını sağlayan davanın duruşmaları henüz basında hak ettiği ilgiyi görmüş değil. Ancak Britanya’nın eski sömürgesi Kenya’da 1952 ile 1960 yılları arasında yerli halkın başlattığı ve tarihe Mau Mau Ayaklanması olarak geçen sömürge karşıtı mücadele sırasında İngiliz koloni yönetimi ile yerli işbirlikçilerinin işkence ve zulmüne maruz kalan üç yaşlı Kenyalı’nın açtığı tazminat ve özür talebi davası eski sömürgelerde büyük ilgiyle takip ediliyor.
1954’te Dedan Kimathi liderliğindeki ayaklanmanın bastırılması sonrasında yaklaşık beş bin Mau Mau savaşçısı ve taraftarı kıyımdan geçirilmiş, özgürlük savaşçılarını destekleyen binlerce sivil toplama kamplarında insanlık dışı muamelelere maruz kalmıştı. Bu işkence kamplarında kalıp da hala hayatta olan çok az sayıda insan var. O karanlık dönemi yaşayan Jane Muthoni Mara, Paulo Muoka Nzili ve Wambuga Wa Nyingi ayaklanma sırasında ulusal devrimcileri desteklemek suçundan tutuklanarak ağır fiziki ve cinsel işkencelerden geçirilen onbinlerce kişiden sadece birkaçı. Bu yüzden mahkemeye verecekleri kişisel-somut bilgiler büyük önem taşıyor.
Paulo Muoka Nzili, cezaevinde koloni yönetimi memurları tarafından işkenceyle hadım edilmiş. Wambuga Wa Nyingi de hem korkunç işkencelerden geçirilmiş hem de toplama kampında 7 sivilin joplarla dövülerek öldürüldüğüne bizzat tanık olmuş. Jane Muthoni Mara ise ağır cinsel işkencelere maruz kaldığını söyleyerek, hayatının geri kalanını ağır psikolojik travmalarla geçirdiğini ifade ediyor.
Dava kolonyalist politikaların kurbanları lehine sonuçlanırsa Britanya bir yandan resmen kirli geçmişiyle hukuki zeminde yüzleşmiş olacak diğer yandan da eski sömürgelerden mağdurların benzer tazminat davaları açmasının önü açılacak.
Dışişleri Bakanlığı’nın avukatları geçen yıl Yüksek Mahkemeye verdikleri savunmada davanın şu an bağımsız bir ülke olan Kenya devletine karşı açılması gerektiği yönünde görüş bildirmişti. Ancak Yüksek Mehkeme bu savunmayı ret ederek hukuki sürecin Britanya’da devam etmesini sağladı.
Bakanlığın önümüzdeki hafta sonuçlanması beklenen davadaki yeni savunması ise sömürgeci aymazlığın modern bir yorumu gibi. Bakanlık savunmasını mağdurların işkence iddialarını çürütmek üzerine değil, olayların “zaman aşımı” üzerine kurmuş durumda. Ancak üç yaşlı Kenyalı’nın anlatımları acılarla yüklü belleklerin zaman aşımına pek de uğramadığını gösteriyor...
Devletin davayı “teknik” anlamda düşürmeye çalışmasının utanç verici olduğunu söyleyen Kenyalıların avukatı Paul Muite, Bakanlığın davayı ağırdan alma yoluna giderek yaşları epey ilerlemiş mağdurların “ölmesini” beklediğini söylüyor.
Tabi bu davanın hukuki dayanakları sadece üç yaşlı insanın belleğinin maharetine terk edilmiş değil. Bu yılın Nisan ayında açıklanan Dışişleri Bakanlığı gizli belgeleri davaya maddi delil anlamında epey katkı sunacağa benziyor. Britanya sömürge yönetimi 1962 yılında Kenya’dan çekilirken, kirli sırlarınının ortaya çıkmaması için yaklaşık 9 bin resmi nitelikte gizli belgeyi Londra’ya taşımıştı. Koloni döneminin suçlarını gözler önüne seren bu dosyalarda Mau Mau savaşçı ve taraftarlarına yapılan işkence ve katliamlar anlatılıyor. Belgelerde Britanya hükümetinin, kukla konumundaki yerli yönetimin Mau Mau savaşçılarına karşı uyguladığı sistematik katliam ve işkencelerin farkında olduğu ve bu insanlık dışı uygulamalara bizzat katıldığı yönünde kanıtlar var. Kirli bir geçmişi gözlerden ırak tutmak için 50 yıldır kilitli kasalarda tutulan belgelerin bir kısmı şu anda tarihçilerin incelemelerine de açılmış durumda. Davada bu belgelerden bazılarının mahkemeye de sunulması bekleniyor.
Dava Britanya’nın yakın dönem kirli kolonyal geçmişiyle yüzleşmesi anlamında moral bir öneme de sahip aynı zamanda. İngiliz yargıçlar ya sömürgeci politikaların mağdurları için emsal teşkil edebilecek makul bir karara imza atacaklar ya da zulmün ve acının “zaman aşımına” uğradığına hükmedip davanın AİHM gibi uluslararası mahkemelere taşınması riskini göze alacaklar.
Kolonyalizmin kirli suçlarıyla yüzleşmek...