KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, şöyle konuştu:

"Hatırlanacağı üzere komplo döneminde, Ortadoğu’da önemli gelişmeler yaşanmaktaydı. Reber Apo’nun görüşleri ve Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoğu’daki çelişkileri ve dengeleri büyük etkilemiş, gelişmelerin yönünü belirleyen bir düzey kazanmıştı. Kürdistan’da klasik önderlik Ortadoğu’daki gelişmelere ve Kürt halkının demokrasi ve özgürlük taleplerine cevap verebilecek durumda değildi. Reber Apo ve özgürlük hareketi Kürdistan’ın dört parçasını etkiliyor, öne çıkıyordu. Bu durum hem geleneksel Kürt liderliğini hem bölgesel hem de uluslararası hegemonik güçleri ciddi biçimde ürkütüyor, rahatsız ediyordu."

Bu analiz çok önemlidir.  

PKK Önderi'ne karşı komplonun amacı, Ortadoğu'da yeni bir aşamaya yükselecek olan "yeniden paylaşım" savaşları öncesinde, bu devrimci gücün "Ortadoğu krizinden" devrimci amaçlarla ve halkların çıkarlarından yana yararlanmasını önlemekti. 

Hatırlayalım: 1991 yılının Şubat ayında ABD Irak'a karşı kara harekatını başlattı. "Bu 'Birinci Körfez Savaşı', Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra, Ortadoğu'da küresel ve bölgesel emperyalist güçler arasında pazarların yeniden paylaşımı için "üçüncü dünya savaşının" başlangıcı oldu. 

PKK Önderi bölgede değişen koşulları dünyadaki tüm devrimci güçlerden çok önce analiz etti ve 1993 yılında ilk "ateşkesi" açıkladı. Öcalan, küresel ve bölgesel güçlerin, bu "üçüncü paylaşım" savaşında bölgedeki bütün dengeleri alt üst edeceğini görmüş ve böyle bir ortamda bu güçlerin PKK gibi bir devrimci gücün "krizden devrimci amaçlarla yararlanmasına" izin vermemek için PKK'ye ve kendisine karşı yöneleceğini anlamıştı. 

Nitekim, 2003 yılında başlayacak olan "İkinci Körfez Savaşının'' hazırlıkları Pentagon'da ve Londra'da yapılırken, aynı zamanda bölgedeki biricik "devrimci Kürt örgütü" olan PKK'nin de tasfiyesi gündeme geldi. "İkinci Körfez Savaşının" ilk adımı, bu savaştan dört yıl önce PKK Önderi'ne karşı yapılan uluslararası komplo ile atıldı.  

Komployla PKK'nin tasfiyesi, birinci olarak, Öcalan'ın yaptığı "paradigma" değişikliği (demokratik ulus, Konfederal Ortadoğu), ikinci olarak, bedenlerini ateşe vermek de içinde halkın büyük direnişi ve üçüncü olarak da bugün Kandil'de bulunan PKK yönetiminin Öcalan'a olan bağlılığı sayesinde engellendi. 

Sonraki gelişmeler, iflas eden Arap Baharı ile ortaya çıkan kaos bize şunu gösteriyor: Eğer "Apocu" hareket, (PKK'den PJAK'a ve PYD'ye kadar) bu komplo ile tasfiye olsaydı, meydan "Şia kuşağı" ile "sünni kuşağı" devletlerine ve bu devletleri birbirine kırdıran Rusya ve ABD merkezli küresel güçlere kalacaktı.  

Komplonun boşa çıkarılması, bu "iki yıkıcı gücün" dışında üçüncü bir gücün ortaya çıkmasını sağladı. Öcalan'ın başında bulunduğu bu "üçüncü güç" bölgede süren küresel ve bölgesel güçlerin savaşında nitel bir değişikliğe yol açtı ve savaş Kobane'de "devrimci bir savaşa" dönüştü.  

PKK'nin ayakta kalmasının ilk ve dolaysız sonucu, Türk devletinin, kendi içindeki "Kürt sorunundan" korktuğu için, ABD'nin talebine rağmen Irak savaşına katılamayışıydı. PKK tasfiye edilebilseydi, 1 Mart tezkeresi Meclisten geçerdi ve Türk ordusu, ABD güçleriyle birlikte Güney Kürdistan'ı işgal ederdi, PKK tasfiye edilemediği için Türk devleti Güney'i işgal edemedi.

Komplonun boşa çıkarılmasının en büyük sonucu ise, Rojava Devrimi'dir. Bu devrim, bölgesel ve küresel güçlerin neden Öcalan'a karşı, PKK'yi tasfiye amacıyla komplo yaptıklarını ikna edici bir şekilde bize açıklıyor. 

Tarihin "şakası" şöyle: 16 yıl önce, PKK'yi tasfiye için Öcalan'a karşı komplo yapanlar, bugün, "komplonun" başarısızlığa uğramasına, içten içe seviniyor olmalıdırlar. Çünkü şimdi bu güçler, Kobane'de, Şengal'de, Irak'ta ve Suriye'de, yok etmek istedikleri güce, DAİŞ karşısında "muhtaç" olmuşlardır... 

Not: Bir süredir okurlarımın kimisi bana attıkları mesajlarda "ağır hastalığımdan" ötürü hal hatır soruyor, ama ortada "hastalık" yok, sadece, basit bir göz ameliyatı var. Yine de sağlığımı merak eden okurlara buradan teşekkür ederim...