Egemenlerin, Kürdistan halkı üzerinde uyguladıkları özel savaş yöntemleri, komplo girişimleriyle her yıl yenileniyor. Her yıl bir saldırı türü aranıp bulunuyor ve Önderliğimize yöneltilerek halkımızın hafızasındaki komplo canlı tutulmaya çalışılıyor. Ama her yıl da halkımızın ısrarlı direnişleriyle bu adımlar sonuçsuz kalıyor, kendi kısırlığında tükeniyor.

Bir yıl zehirleme, bir yıl tecrit, bir yıl farklı uygulamalar derken bu yıl da kasetler yayınlanarak Kürdistan halkında Önderliğine inançsızlık, güvensizlik yaratılmaya çalışıldı. Ki bu yolla direnen ve kendi iradesiyle kendi yaşamını oluşturmaya çalışan Kürt halkı üzerinde uygulanan soykırım sistemi süreklileştirilmeye çalışıldı. Aynı şekilde halkımızın kendi sistemini yaratarak egemenlerin dayattığı statüsüzlüğün bir Kürt stratejisi haline getirilmesine karşı koyuşu tabi ki toplumları iradesiz yığınlar olarak gören sömürücü egemenleri korkuttu.
Önderliğimiz esaret altına alındığı zaman, söylediği ilk sözlerin komplonun boşa çıkarılma perspektifi olduğunu, bu yolda ilerleyerek Önderliğimizin komployu boşa çıkardığını herkes bilir. İlk sözler, Türkiye’de yaratılan şovenist dalgayı kırmıştır. Türkiye’de geliştirilen şovenist ruh ile Türk-Kürt boğazlaşmasının bir iç savaş düzeyine gelmesi istenmiştir. Bu boğazlaşmanın yüzyıla yetecek emperyalist bir yem olacağı Önderliğimiz tarafından öngörülmüştür. Önderliğimizin büyüklüğü bu boğazlaşmayı ve bu emperyalist planı boşa çıkarmasındandır.  
Yine esaret sürecinin devamında da Önderliğimizin çeşitli zamanlarda görüşleri, eleştirileri ve değerlendirmeleri oldu. Zaman zaman bu halkımıza da ulaştı. Tecritin olduğu zamanlarda hiçbir görüş ulaşamadı halkımıza. Ama tüm zamanlarda halkımızın tek sloganı oldu: BÊ SEROK JİYAN NABE!
“Önderliksiz yaşam olmaz” sloganı yeni Kürt diyalektiğinin kodudur. Karşıt güçler için bunu bilmemek hem tarihsel hem de güncel anlamda Kürtlerle ilişkide cahil olmak anlamına gelir. Kürtler için bunu bilmemek soykırım kıskacından çıkmamış olmak demektir.
Önderliğimiz için halkımızın da dile getirdiği bir söz vardır. “Önderliğimiz bizi yoktan yarattı, Kürt halkını yokoluştan kurtardı.” Bu belirleme sosyolojik bir belirlemedir ve sosyal bilimlerce anlaşılması önemlidir. Bir halk, yokolduğunu bilen, varoluşu hissetmeyen ve yaşamayan bir halkın varoluşu yaşamaya başlamasına vesile olan Önderliğine yönelik belirlemesidir bunlar. Ve bir halk, kendini yarattığını söylediği Önderliğini sever. Egemenlik literatüründe sevginin bir yeri yoktur. Egemenlik literatüründe hesap, çıkar, fayda, sömürü, pay, rant, getiri gibi çoğaltabileceğimiz kavramlar vardır. Ve bu kavramlarla Önderliklerin halkla ilişkileri anlaşılamaz.
Kürt halkı Önderliğini seviyor. Kürt halkı Önderliğini seviyor diyoruz. Bu sevgi çağın tanımlarının çok ötesinde bir durumu anlatmaktadır. Emekle, birbirini yaratmayla yoğrulan, geçmiş zamanlardan süzülen ve tüm zamanların bilinciyle anlam-değer kazanarak geleceğe yönelen bir varoluşsal akıştır bu sevgi.
Kasetlerle uğraşanlar sevgiyle uğraşamaz. Kasetler demişken ilginçtir kasetlerde sözde sorgulanan Önderliğimizdir ama Önderliğimizin konuşmalardaki hitabı ile dinleyen kişinin kaygıyla dizini durmadan titretmesi dikkat çekicidir. Bu hareket genelde bir tedirginliğin, korkunun, mekana denk bir zamanı yaşayamamanın ve nihayetinde evren iradesine katılamamanın, yani varolamamanın bir göstergesidir. Sorgu denilen anda dahi sorguladıklarını sananlar varolamıyorlar Önderliğimiz karşısında. Biz böyle yorumluyoruz.
Hiçbir komplo, bizim Önderlik sayesinde tertemiz atan ve Önderlik kadar temiz olan değerleri kucaklayan yüreklerimizde yer bulamayacak. Ölümsüz 14 Temmuz direnişçilerimizden Kemal Pir yoldaşın “yanlışlarıyla da birlikteyiz” sözünün derin anlamını az da olsa öğrendik ve Önderliğimize olan sevgimiz, bağlılığımız bu kasetlerle biraz daha arttı. 15 Şubat komplosunu ve bu kasetler yoluyla Önderliğimiz üzerinde gerçekleştirilmeye çalışılan her türlü komplocu girişimi lanetliyoruz. Direniş değerlerimiz ve Halit Oral yoldaş öncülüğündeki “güneşimizi karartamazsınız” eylemleri hatırına bu komployu gerçekleştirenleri hiçbir şekilde affetmeyeceğiz, hep karşılarında olacağız. İnsanlık kazanana kadar. Özgürleşmenin de, demokratikleşmenin de, insanca yaşamanın da anlamı buradadır.