1998 yıllında PKK tüm saldırılara rağmen sadece Kürdistan’ın tüm parçalarında değil, tüm Ortadoğu’da gücünü arttırıyordu. Türkiye tüm saldırılara rağmen sonuç alamadığı gibi; ekonomik, sosyal ve kültürel çöküş içine girmişti. ABD, Avrupa ve bazı siyasi güçlerin desteklediği Kürt siyasi grupları da PKK karşısında dayanamıyorlardı. Örneğin KDP Türkiye ile birlikte defalarca PKK’ye yönelik ortak askeri harekat düzenlemesine rağmen kendini zor ayakta tutuyordu. PKK’nin bu düzeyde güçlenmesi ve etkili hale gelmesi yanında yarattığı en büyük sonuç ise Ortadoğu’da işbirlikçiliğe dayalı Ortadoğu düzenine büyük darbe vurmasıdır. Sadece Kürt işbirlikçiliğini değil, bölgedeki tüm işbirlikçiliği tehdit eden bir siyasi zihniyetin gelişmesini sağlamıştır. Öyle ki, halkların kardeşliğine dayalı siyasi çözüm seçeneğinin ortaya konulmasıyla işbirlikçiliğe dayalı sistemin temelleri sarsılmaya başlamıştır. Bu da emperyalizmin bölgedeki varlığına bir tehdit teşkil ediyordu. İşte tüm bu etkenler uluslararası komplonun gerçekleşmesine yol açmıştır.
Kürdistan sorunu
ve komplonun karakteri
Uluslararası komplocu güçler görmüşlerdir ki PKK’nin önü alınmazsa Ortadoğu’da yeni bir siyasi zihniyetin giderek kendini etkili kılması kaçınılmaz olacaktı. Bu nedenle PKK’yi bu düzeye getiren Önderliğin siyasi olarak saf dışı edilmesi kararına varmışlardır. Bu kararın sonucu baskı ile Kürt Halk Önderliği Ortadoğu’dan çıkarılmış, gittiği diğer ülkelerde kalmaması için de ağır baskı yapılmıştır. Bir NATO kararı olarak hiçbir Avrupa ülkesinde kalmasına izin verilmemiştir. Rusya üzerinde bile ağır baskı kurularak Rusya’da kalmasına fırsat verilmemiştir. Rusya’da Meclis Kürt Halk Önderinin Rusya’da kalmasına karar vermesine rağmen, hükümet Kürt Halk Önderinin kalmasını kabul etmemiştir. Halk ve Meclis, Kürt Halk Önderinin Yunanistan’da kalmasından yana olmasına rağmen NATO’ya bağlı Yunan hükümeti, oyunla Kürt Halk Önderini Yunanistan’dan çıkarmış ve Kenya’ya sürüklemiştir.
Bu komplo gerçekliği bile Kürt ve Kürdistan sorununun karakterini ortaya koymaktadır. Ortadoğu, tüm dünya dengelerini belirleyen bir coğrafya olduğu gibi, Kürdistan da Ortadoğu’nun göbeğinde ve bölge siyasi dengelerini belirleyen bir coğrafya konumundadır. Bu açıdan Kürdistan’da yürütülen özgürlük mücadelesinin karmaşık ve çok boyutlu yönleri bulunmaktadır.
Ortadoğu beş bin yıllık devletçi sistemin ortaya çıktığı coğrafya olduğu gibi, iki-üç yüzyıllık kapitalist modernite ve onun ulus-devlet fitnesinin girdiği bir coğrafyadır. İşte Kürt ve Kürdistan bu iki sistemin cenderesi altında soykırıma uğratılmak ve ortadan kaldırılmak istenmektedir. Şu anda Kürdistan’ı egemenlik altında tutan Türk, Arap, Fars egemenleri bu toprakların eski despotik devletlerini kuranlardır. Son yüzyılda bu despotik devlet geleneğini ulus-devlet karakteriyle birleştirerek halklar için soykırım gücü haline gelmişlerdir. Arap ülkelerinin Kürtler üzerindeki sömürgeci soykırımcı etkileri zayıflamış olsa da Türk devleti ve İran’ın Kürtler üzerindeki soykırımcı politikaları eski zihniyetle sürmektedir. Özellikle Türk devleti Kürt soykırımının öncülüğünü yapmakta, hiçbir yerde Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşmasına tahammül etmemektedir. Başurê Kurdîstan ile mevcut ilişkileri geçicidir. Türk devleti PKK düşmanlığı nedeniyle KDP’ye ihtiyaç duymakta, KDP de PKK karşıtlığı nedeniyle Türk devletinin bu Kürt düşmanı politikalarına alet olmaktadır. 1998 9 Ekim’de başlayan uluslararası komploya bu nedenle alet olduğu gibi, şimdi de Türk devletinin Kürtleri soykırıma uğratma politika ve saldırılarının aleti ve destekçisi olma konumundadır.
Uluslararası komplodan
çıkarılan dersler
Uluslararası komplo Kürt Halk Önderinin esaret altına alınması temelinde Türk devletinin işbirlikçiliğine dayanarak yeni bir Ortadoğu düzeni kurmak istiyordu. Bunun için de ilk önce Türkiye ve Ortadoğu’da halkların kardeşliğine dayalı bir Ortadoğu düzenini dayatan PKK ve Önderliğinin saf dışı edilmesi gerekiyordu. Ancak Önder Apo’nun daha ilk günden komployu boşa çıkaran bir strateji ve taktik izlemesiyle bu komplo amaçlarına ulaşamadı. Önder Apo uluslararası komplodan çıkardığı dersler ve yaptığı tarihsel toplum çözümlemeleriyle Ortadoğu ve Kürt gerçeğini daha iyi çözümleyerek hem insanlık, hem Ortadoğu, hem de Kürtler için özgür ve demokratik yaşamın önünü açan yeni bir zihniyet, paradigma ve ideoloji ortaya koymuştur. Kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigması olarak ifade edilen bu zihniyet devrimiyle komplo boşa çıkarıldığı gibi, PKK daha etkili mücadele eden bir parti ve hareket haline gelmiştir. Bu gerçeklik, zihniyet devriminin, ideolojinin, paradigmanın ve bu temelde geliştirilen politikaların her türlü saldırının boşa çıkarılmasında önemini bir daha gözler önüne sermiştir.
PKK içinde bazıları başta olmak üzere kimileri Önder Apo’nun bu zihniyet devrimi ve paradigma değişikliğini sisteme ayak uydurma ve sistem içileşme olarak anlamış ve PKK’yi sisteme entegre edecek bir çaba içine girmişlerdir. Bu çabalara karşı en başta da Önder Apo durmuş, PKK’yi sistem içileştirip etkisizleştirmek isteyenlere karşı PKK’yi daha etkili mücadele eder konuma getirmiştir.
Bugün PKK hala Ortadoğu’nun, hatta dünyanın en özgürlükçü ve demokratik bir devrimci örgütü olarak ayaktaysa ve mücadele ediyorsa bunu kesinlikle Önder Apo’nun kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigmasına dayalı demokratik sosyalist çizgisine borçluyuz. Bu da klasik sosyalizm ve onun reel pratiğinin ortaya koyduğu devletçi iktidarcı merkeziyetçi sosyalizm değil; örgütlü demokratik topluma dayalı demokratik konfederal temelde oluşturulmuş özgürlükçü demokratik sosyalizmdir. Demokratik sosyalizm, kapitalist moderniteye karşı demokratik moderniteyi ortaya koyarak halkların özgürlükçü ve demokratik seçeneği haline gelmiştir.
Önder Apo komployu boşa çıkardı
Önder Apo’nun esareti halklarımıza ve Özgürlük Hareketi’ne büyük acılar çektirmiştir. Önder Apo 18 yıldır ağır bir esaret altındadır. Önder Apo, devrimci kişiliğiyle bu ağır bedelleri ve acıları insanlık ve Kürtler için özgürlük çıkışı haline getirmiştir. Bugün insanlık, Ortadoğu ve Kürtler beş bin yıllık kadın köleliğine dayalı sınıflı devletçi sistemin ve onun son temsili olan ulus-devlet sisteminin cenderesine mahkum olmayacak bir çıkış yoluna kavuşmuştur. Kuşkusuz bu çıkış yolu binlerce yıllık ana tanrıça kültürü; bilgeler, peygamberler, bilim ve düşünce insanlarının yarattığı değerler, 19. yüzyılda tarih sahnesine çıkan bilimsel sosyalizm önderlerinin ve 20. yüzyılda büyük bir özgürlük ve demokrasi mücadelesine giren halkların yarattığı tüm değerlerin doğru değerlendirilip sentez yapılmasının ürünüdür. Önder Apo’nun “Demokratik ve ekolojik toplum olarak kavramsallaştırmaya çalıştığım sistem anlayışımı temel olarak devlet iktidarı dışında oluşturmayı teorik yaklaşımımın özü olarak ortaya koyuyorum. Sadece kapitalist sistemin iktidar anlayışı dışında değil, tüm devletli toplumlardaki klasik hiyerarşik ve devletçi iktidarların dışında çözüm aramak teorik perspektifimin özüdür. Bu yaklaşımın ütopik değil toplumsal gerçekliğe son derece bağlı bir teorik yaklaşım olmasını mücadelemin en önemli kazanımı olarak görüyorum. Kişisel ve toplumsal temelimin teorik güce ulaşmamda rolü olmakla birlikte, esas etken tarihsel toplumu tüm sistematik yapısı içinde anlayabilmemdir. Anlayabilmenin altında ise yaşadığım mücadelenin özellikleri ve sorumluluk sahibi olmayı başarabilmem yatmaktadır” biçimindeki değerlendirmesi bu sentezin nasıl gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.
Önder Apo’nun PKK’yi yeni değerlerle güçlendirip yeniden yaratması sonucu uluslararası komplo boşa çıkarılmış ve bugünkü Ortadoğu halklarının öncü özgürlük gücü haline gelmesini sağlamıştır. Kuşkusuz bunda Önder Apo’ya sarsılmaz bağlılık gösteren Kürt halkının, kadın ve gençlerin verdiği emeklerin ve ağır bedellerin payı büyüktür. Halkımız dünyada görülmedik biçimde önderliğine sahip çıkmış; onun izinde yürümüş ve bugünkü Ortadoğu halklarının öncü, özgür ve demokratik halk gücü haline gelmiştir.
Soykırımcı Türk devleti ve Kürt düşmanları özgür Kürt’ün Kürdistan’ın tüm parçalarında ve Ortadoğu’da güçlendiğini görerek saldırıya geçmişlerdir. Eski dengelerin yıkıldığı, yeni siyasi dengelerin kurulma sürecinin yaşandığı bu dönemde güçlenmiş özgür Kürt’ün siyasal gelişmelerde belirleyici olmasının önüne geçilmek istenmektedir. 30 Ekim 2014 Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Kürt Özgürlük Hareketi’nin savaşla ezilmesi kararı bu nedenle alınmıştır. Dolmabahçe Mutabakatı bu nedenle reddedilmiş, Önderlik üzerinde bu nedenle ağır tecrit uygulanmış, 7 Haziran seçim sonuçları bu nedenle reddedilmiş, Kürtler üzerinde soykırım sistemi olan Lozan anlaşmasının imzalandığı gün olan 24 Temmuz’da bu nedenle topyekun imha saldırısı başlatılmıştır.
Kürtler soykırımla karşı karşıya
Bir yıldan fazladır sürdürülen imha savaşı ve bu temelde yürütülen soykırım politikası Önder Apo’nun uluslararası komplo sonrası büyük yoğunlaşmayla yarattığı yeni paradigma temelinde güçlenen Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme ve Kürtleri yeniden soykırımcı sömürgeci sistem içine sokma saldırısıdır. AKP iktidarının son aylarda “dostlarımızı çoğaltıp düşmanlarımızı azaltacağız” politikası ve bu temelde Bakur’da, Rojava’da ve Başur’da yürüttüğü saldırılar, Kürtler üzerinde yeni bir komplo gerçekleştirme çabalarıdır. Türk devleti Ortadoğu’da yeni dengeler kurulurken, her yerde Kürt’ün gücünü zayıflatma saldırısı içine girmiştir. 30 Ekim 2014’te gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bu yana yürütülen tüm saldırıları bu çerçevede görmek gerekmektedir. Saldırıların amacını ve karakterini böyle görmeyen her yaklaşım gaflet içindedir. AKP iktidarı ilk önce IŞİD gibi taşeronlarla sonuç almak isterken, şimdi bizzat kendisi devreye girmiştir. Ne yazık ki bazı uluslararası güçler ve bölge devletleri yanında KDP de bu politikaya alet olan bir duruma düşmüş bulunmaktadır. PKK ve Rojava Devrimiyle yaşadığı sorunları ulusal birlik ve ulusal kongre çerçevesinde çözmeyi değil de, başta AKP iktidarı olmak üzere başka güçlerle ilişki ve ittifak içinde bu konuda kendi pozisyonunu güçlendirmeyi hedeflemektedir. Bu da tarihi bir gaflet olarak Kürt siyasal tarihi içindeki yerini alacaktır.
Kuşkusuz 1999 yılında Önder Apo’nun esaretiyle sonuçlanan komplo boşa çıkartılmıştır. O dönemin komplocu güçleri arasındaki birlik olmadığı gibi, aralarında çelişkiler bulunmaktadır. Ancak Kürt düşmanlığında öncü olan Türk devleti diğer Kürt düşmanlarını ve bazı uluslararası güçleri de yanına alarak kendini pazarlayıp satarak Kürtler üzerinde yeni bir komplo geliştirmek istemektedir. AKP iktidarının içeride ve dışarıda kurduğu tüm ittifaklar ve bu temelde yürüttüğü saldırılar bu çerçevede şekillenmektedir.
Kürtler bugün bir soykırım saldırısı ve tehdidiyle karşı karşıyadır. Ancak Kürtler bu dönemde güçlüyken, soykırımcı güçler ise zayıf dönemlerini yaşamaktadır. Eğer Türkiye’nin ve bölgenin demokrasi güçleriyle birlikte bu hegemonik otoriter güçlere karşı mücadele yükseltilirse, bu defa bu güçler yenilgiye uğratılarak demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan temelinde tüm Ortadoğu’nun demokratikleşmesinin önü sonuna kadar açılacaktır.