Cizre’de taziye kurulan evlerden biri de Azad Yılmaz’ın evi. Azad, 19 yaşına yeni basmıştı. Cizre’nin Xolan Köyü’nde dünyaya gelen, anne babasının ilk göz ağrısıydı. Azad’ı Nur Mahallesi’nde yıkıntılar arasındaki evinde taziyeleri kabul eden ailesinden dinledik.

Babası Ahmet Yılmaz, en büyük çocuğu olan Azad’ın teşhis edilemeyen bir hastalığı olduğunu ve bu nedenle çocukluğu boyunca sürekli hastanelere gidip geldiklerini anlatıyor. Baba Yılmaz, oğlunu yetiştirene kadar çok acılar çektiğini dile getirerek, “Hastalığından dolayı doktorlar bir ayağının kesileceğini söyledi. İzin vermedim, kıyamadım oğlumun bir bacağının kesilmesine. Ben oğluma kıyamazken, devlet geldi onu benim elimden aldı” diyor. 

“Ben çobanlık yaptığım için sürekli dışarıdaydım. Annesiyle birlikte Cizre’de kalıyordu. Sokağa çıkma yasağı öncesinde en son bir ay önce görmüştüm. Sokağa çıkma yasağı ilan edildiği zaman annesi beni arayarak eve gelmediğini söyledi. Ondan sonra haber alamadık” diye sözlerine devam eden Yılmaz, “Cenazesini almaya ben gittim. Cenazesi tanınmayacak durumdaydı, kan örneğinde kimliği ortaya çıktı. Şimdi bile emin değilim oğlumun cenazesi olup olmadığına. Çünkü cenazeleri yakılmıştı” diye anlatıyor. 

Azad’ın annesi Meryem Yılmaz ise, oğlunun katledilmesinin ardından konuşamayacak bir halde karşılıyor taziyeye gelen konuklarını. “Oğlumu tanır mıydınız?” diye soruyor ve gördüğü bütün gençlere onun kokusunu duyar gibi sarılıyor. 


Öfke ve isyan birarada

Babaanne Gurbet Yılmaz alıyor sözü, öfkesini ve isyanını dile getiriyor: “Köyde kaldığımız süre içerisinde evimiz yoktu. Çocuklarımı tahtadan yapılmış barınaklarda büyüttüm. Azad doğduğunda o kadar mutluyduk ki. O kadar güzel bir çocuktu ki. Hepimiz etrafında pervane oluyorduk. Annesi ile birlikte büyüttük tüm çocuklar gibi Azadı da. Büyüdü Azad. Okula gitti. Okulu erken bıraktı. Çalışmaya başladı. 3 ay Bursa’ya gidip çalıştı. Azad’ın cenazesini almak için defalarca Habur Sınır Kapısı’na gittik. Cenazesi getirildiğinde ben bakacağım dedim, izin vermediler. Ama ben yine de baktım. Ne yüzü tanınıyordu, ne de vücudunda bir parça kalmıştı. Yeşil torbanın içerisinde sanki kömür doldurulmuş gibiydi. 3-4 defa Habur’a gittim bana cenazelerin fotoğraflarını gösterdiler ama tanıyamadım, çünkü gösterilen cenazelerin hiçbiri tanınacak durumda değildi.”


Cizre’yi terk etmeyeceğiz

Gurbet Yılmaz, “Bundan sonra ne çocuklarımızı askere göndereceğiz ne de Cizre’yi terk edeceğiz” diyerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Nasıl bu çocukları o okullara göndereceğiz. Nasıl onların hastanelerine göndereceğiz. Biz kendi toprağımızı savunuyoruz. Biz başka bir şey istemiyoruz. Biz hiç bir yere kaçmayacağız, toprağımızda, evimizde, mahallemizde iyi bir yaşam bizim de hakkımız. Vazgeçmeyeceğiz.”


‘Hesabını soracağız’

“Yapıla hiçbir şey yanlarına kalmayacak” diyen Yılmaz, “Cizre’yi mezarlık sanıyorlar. Gelecekler bombalar atacaklar. Her yere rastgele ateş edecekler. Evleri yıkıp yakacaklar. İnsanlarımızın üstüne benzin döküp yakacaklar. Sonra da çekip gideceklerini sanıyorlar. Biz çocuklarımızı sokakta bulmadık. Tabi ki buna sessiz kalmayacağız. Tabi ki bunun hesabını soracağız. Kabul etmiyoruz da etmeyeceğiz de. Katlettiklerinin hangisinin bir diğerinden farkı var. Hepsi birbirinin aynısıdır bizim için” diye bitiriyor sözlerini.  


 DİHA/ŞIRNAK





Bir Şivan katledildi, bir Şivan doğdu...


Cizre’de devletin birinci saldırısında yaralanan, ikincisinde ise şehit düşen Şivan Cebrail Mungan’ın çocuğu dünyaya geldi. Bebeğe katledilen babasının ismi verildi. 

Türk güçlerinin katlettiği 27 yaşındaki Şivan Cebrail Mungan’ın üçüncü çocuğu bir hafta sonra dünyaya geldi. Abluka nedeniyle geç kurulan taziye için gittiğimiz evde bizi baba Mehmet ve anne Emine Mungan ile Mungan’ın Kemal (4) ve Agit (2) ismindeki iki çocuğu karşılıyor. Ancak içeriye girince öğreniyoruz ki Mungan’ın katledilmesinin üzerinden bir hafta geçtikten sonra üçüncü bir çocuğu daha dünyaya gelmiş. 


Çocuklarının cenazesine katılamadılar

Tanıyanlar Mungan’ı küçük yaşlardan itibaren birçok işte çalışarak ailesini geçindiren bir emekçi ve çevresi tarafından sevilen, saygı duyulan biri olarak anlatıyor. Mungan’ın bir kardeşi de “örgüt üyeliği” iddiası ile 6 yıldır cezaevinde. Cizre ablukasının ilk ayında katledilen Mungan çok sevdiği kentine abluka nedeniyle gömülemedi ve Silopi’de katledilen Kürt kadın siyasetçiler DBP PM Üyesi Sêvê Demir, KJA üyesi Fatma Uyar ile Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır’ın da aralarında bulunduğu 11 kişiyle birlikte Şırnak’ta defnedildi. Cizre’de abluka altında olan Mungan’ın ailesi ise kendi çocuklarının cenazesine katılamamanın üzüntüsünü yaşıyor ve çocuklarının taziyesini daha yeni kurduklarını belirtiyor. 


Bir Şivan daha doğdu!

Oğlunun Kürdistan halkı tarafından layıkıyla defnedildiğini öğrendiğini aktaran Mungan’ın babası Mehmet Mungan’ın ilk sözleri “Oğlumun eşi hamileydi. Katledilmesinin üzerinden bir hafta geçtikten sonra gelinim doğum yaptı. Torunumun adını Şivan koydum. Oğlumun da adı aslında Şivan’dır. Devlet Şivan ismini kabul etmediği için kimlikte Cebrail yazdırdık. Şimdi de onun çocuğunun ismini Şivan koydum. Devlet yine kabul etmese de onun da adı Şivan olarak kalacak” olurken, beşiğinde uyuyan Şivan bebek içeriye getiriliyor.


Ahlaklı ve mert bir gençti

Oğlunu “Halkına, dostlarına, arkadaşlarına bağlı yurtsever bir genç” olarak tanımlayan baba Mungan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ahlaklı ve mert bir gençti. Her zaman iyi ve mert insanlarla dolaşırdı. Hiçbir zaman kötü kişilerle arkadaşlık etmezdi. Doğru yoldan hiç ayrılmazdı. Onu anlatmakla bitiremem. Arabası vardı mesela. Her ay açık görüşe giderdik kardeşini görmeye. Gittiğimiz zaman çocukları Siirt cezaevinde olan aileleri arardı ve hepsini yanında götürmeye çalışırdı. Oğlum bana karşı hiçbir zaman saygısızlık yapmamıştır. Oğlum şehitlerin anısına bağlı kalarak onların yolunda onurlu bir şekilde şehit düştü. Ben de oğlumun ve bütün şehitlerimizin yolunda gideceğim. Onların yolundan ayrılmayacağız.”


‘Onunla gurur duyuyorum’

Şivan’ını anlatan anne Emine Mungan ise en büyük çocuğu olduğunu söylüyor. Oğlunun Cizre’de 9 gün süren ilk sıkıyönetim saldırıları sırasında yaralandığını aktarıyor anne Mungan ve devam ediyor sözlerine: “Yaralıydı eve geldi. Biraz dinlendikten sonra yemek yedi. Daha sonra oğlu Kemal’i alıp dışarıda biraz dolaştırdı sonra eve geldi ve ablasına gideceğini söyledi. Ne ettiysek evde tutamadık ve ablasına gitti. Yasak başladı ve kimse kimseyi artık göremedi. Arkadaşlarının arasında devamlı neşeli, güler yüzlü, cana yakın, fedakâr ve cesur bir gençti. Oğlumla gurur duyuyorum. Şeref ve namus yolunda canını feda etti. Onun anısına sahip çıkacağız. Oğluna onun ismini verip onu yaşatacağız.” 





Toprağıyla buluşamadı


Mehmet Benzer ailesinin tek erkek çocuğu olarak dünyaya geldiği Cizre’ye sevdalı bir gençti. Tek istediği kendi toprağında özgürce yaşamak olan Benzer’i katledenler cenazesinin dahi sevdalı olduğu kentin toprağıyla buluşmasını engelledi. 

Katledilen Cizreli gençlerden biri de 27 yaşındaki Mehmet Benzer’di. Hayatını doğduğu ve sevdalısı olduğu kentte geçiren Benzer, tıpkı birçok arkadaşının yaptığı gibi devlet güçlerinin saldırılarına karşı kentini ve insanlarını yalnız bırakmamak için mahallesinden ayrılmadı. En son yaralıların kaldığı eve geçen Benzer burada “Sonuna kadar direneceğiz” diyerek, direniş destanı yazan arkadaşlarıyla birlikte ölümsüzleşti. Katledilmesinin ardından cenazesi ailesi tarafından alınıp sevdalısı olduğu kenti Cizre’ye defnedilmek istendi ama zulümde sınır tanımayan Türk devleti, onun cansız bedeninin bile kendi toprağıyla buluşmasına izin vermedi. Ailesi de onu Batman’ın Gergüş ilçesinde defnetti. 


Hepsi oğlumla aynı

Ailesinin geçimini sağlamak için yıllarca Türkiye metropolleri ve Irak’ta inşaatlarda çalışan oğlunu anlatan anne Ergül Benzer, “Arkadaşına arkadaş, yoldaşına yoldaş, komşusuna komşuydu. Onunla gurur duyuyorum” dedi. Cizre’de katledilen gençlerin hepsinin kendisi için oğluyla aynı olduğunu söyleyen anne Benzer, “Yasak nedeniyle çocuklarımızın her biri bir tarafa dağıldı ve kimse evine gelemedi. Onlar sadece Cizre’de kalmak, Cizre’de yaşamak istedi. Ama devlet hepsini bir bodrumda katletti” diye konuştu. 


Yapılanları unutmayacağız

Devletin tüm saldırılarına rağmen evlerinde kaldıklarını kaydeden anne Benzer, oğlunun kenti Cizre’nin bir sevdalısı olduğunu bu yüzden de kentini terk etmediğini söyledi. Benzer, “Tank ve toplarla geldiler aç kaldık, susuz kaldı. Başımız dik durduk. Yapılanları unutmayacağız. Allah çocuklarımızın hakkını yerde bırakmasın. Oğlum hak yolunda gitti ve onunla gurur duyuyoruz” diye konuştu.
Benzer’in babası Tacettin Benzer de Cizre’de yaşananları bir vahşet olarak nitelendirdi. Baba Benzer, “İlaçla çocuklarımızı yaktılar. Oğlumun cenazesini Cizre’ye getirmemize bile izin vermediler. Oğlumu Gercüş’te deftettik. 20 gün önce Cizre’de oğlumun cenazesini almak için çıktım ve bir daha Cizre’ye girmemize izin vermediler. Yıkılan evler yeniden inşa edilebilir, ancak giden canların acısını hiç unutmayacağız” dedi.