15 AÐUSTOS ATILIMI 1. bölüm


Omyanus ormanları... Komutan Agit talimatı okudu. Sonra tüzüğü... Silahlı propaganda programını ve ilan bildirisini de okudu.

22 Temmuz 1984 günü Lolan’da yapılan toplantıda silahlı mücadeleye başlama ve üç ilçenin basılması kararı alınmıştı.

Eruh baskınının koordinesini Mahsum Korkmaz (Agit) yapacaktı. (...)

Komutan Agit, planı oluştururken, Lenin’in, “kumaşı kesmeden önce yedi kez ölçün” sözünü hatırda tutuyordu. Plana son şekil verildikten sonra geniş ve düz bir saha üzerinde eylem maketini yaptılar. Agit burada hedefi açıkladı. Eylemin amacı, önemi ve hedefin özellikleri hakkında verilen bilgilerden sonra plan açıklanıp tartışmaya sunuldu. Oy birliğiyle kabul edildi. (...)

Mustafa Yöndem’den (Erdal) başlayarak sancağı öperek tek tek yemin etti gerillalar: “PKK’ye, şehitlere, halka kanımızın son damlasına kadar bağlı kalacağım.”

Erdal, Bedran, Şiyar, Musa, Hacı, Ferhan, Selim, Ali, Resul, Bijî, Kerim ve diğerleri...

Tam 30 kişiydiler... İlk kurşunu sıkma onuruna sahip 30 kişi... Agit’in yardımcıları Erdal, Bedran ve Şiyar’dı.

Baskın akşam saat 21:00’da yapılmak üzere planlandı. Eylem süresi 1 saat olarak belirlendi. Hareket noktası Çirav Dağı; geri çekilme hattı Herekol Dağı olarak tespit edildi.

Baskın için beş grup oluşturuldu. 

Saldırı Grubu: Erdal, Selim, Şiyar, Fikret, Musa, Haydar, Azad, Ferhan.

RBC Atış Grubu: Haşim, Baran, Keleş (milis)

Savunma grubu: Kazım, İbrahim (milis)

Komuta: Agit ve yanında diktiryof kullanıcısı Serdar

Bölüğün avlusunda bulunan gazino ve komutan lojmanlarını basan grup: Bedran, Bijî, Kerim

Propaganda, yayın dağıtımı, pankart ve banka soygunu için iki grup oluşturuldu. 

Camide hitap grubu: Tevfik, Ömer Şoreş. Bildiri, pankart, soygun grubu: Botan, Cengo, Bozan

Yol kesmeye iki grup çıkarıldı. 

Eruh-Sirt yolunu kesen grup: Hacı, Xelîl, Salih 

Eruh-Şırnak yolunu kesen grup: Ali, Cuma, Xelîl (üçü de milis)

Ayrılık vakti gelmişti. Gerillalar birbirlerine sarılıp ayrıldılar. (...)

Ve gerillalar, çok uzun gelen bir gün ardından akşam üzeri toplandı. İlk etapta yolları ve telefon hatlarını kesecek gruplar, belirlenen yerlere gönderildi. Karanlık çökünce birliğin ana mevcudiyeti görev kollarına göre düzenlenmiş bir yürüyüşle Eruh’a doğru inmeye başladı.

Kısa bir süre sonra artık ilçenin sokaklarına girmişti. Sıra halinde arka arkaya dizilen gerillalar, sokağı doldurmuştu. Düşman bölüğüne yüz metre kala bir araba çıktı fakat hızla mevziye yattıkları için gerillaları fark etmedi. Ciddi bir aksilikle karşılaşmamaları büyük bir şanstı. Kısa bir ilerlemeden sonra seri bir şekilde üç kola ayrılarak planlanan hedeflere doğru hızla ilerlediler.

Bölüğün binası, subay gazinosu, kahvehane, banka ve camiye bir anda ulaşmışlardı. Açılan ilk ateşle bölüğün kapısındaki nöbetçi etkisizleştirilmiş, ardından bölüğün üst katlarını hedef alan B-7 ateşi ve onun ardından gazinoya dalış kısa süreli aralıklarla yaşanmıştı.

Seri kurşun ve bomba atışları içinde bir anda iki katlı askeri bina gerillalarca ele geçirilmişti. Gazino tarafından açılan düşman ateşi, bölüğün kapısından içeriye girmekte olan bir gerillayı parmağından yaraladı. Fakat düşman ateşi derhal bastırıldı. Bu esnada açılan ateşle, bölük komutanının iki çocuğu kol ve bacaklarından yara almıştı. Gerillalar özür diledi; anneleriyle birlikte çocukları ateş hattından uzaklaştırıp hastaneye gönderdiler.

Bölüğün işgalinden sonra esir alınan askerler, bölüğün avlusuna toplatıldı ve HRK’nin amaçları kendilerine anlatıldı.

Komutan Agit o anı, “Erlerin bir kısmı sevinç içindeydi. ‘Bizi de kurtardınız hemşerim’ diyenler de oldu. Bize katılmak isteyen erleri almak istemedik” sözleriyle anlatacaktı.

Diğer yandan cami hoparlöründen HRK Kuruluş Bildirisi okunuyordu. Bildiriyi okuyan gerilla, heyecandan kendini tutamayınca şiir dizelerini de bildirinin içine katıyordu. Bu ara bölük deposu açılmış, militanlar ele geçirilen silahları ve cephaneyi dışarıya yığıyorlardı.

Komutan Agit, bölükte biraz inceleme yaptıktan sonra gerillaların kontrol altında tuttukları kahvelerden birine uğradı. Kahvedeki durumu yerinde gören Agit, o anı şöyle anlatıyordu:

“Köylü arkadaşın biri, halkı kumar oynadıkları için eleştiriyordu. Bu kaba ve yersiz bir davranış olduğu için müdahale edip özür diledik ve rahat olmalarını, kendileri için savaştığımızı söyledim. Bunun üzerine kahvehanedekiler, topluca yerlerinden kalkıp kucaklaşmak istedi. Sigara, çay, su ikramında bulundular. Bir bardak sularını içip amaçlarımızı açıkladıktan sonra, ‘Cezaevini açalım mı‘ diye bir soru yönelttiğimizde, hep beraber, ‘Haydi’ dediler. Diğer kahvelerde ise, ‘Bijî PKK, Bijî Serok Apo’ sloganları ortalığı çınlatıyordu.”

Kahvehanelerde bildiri dağıtımı ve pankartların asımı tamamlandıktan sonra bölük çevresinde alınan güvenlik kordonu içinde tüm görev kolları, verilen işaret üzerine bir araya geldi. Gerillanın bir kaybı yoktu. Düşmandan 1 ölü, 6 yaralı vardı. Yaralı gerillanın zaten yarası hafifti.

Ele geçirilen düşman silah ve araçları epey fazlaydı. Katırlarla taşımak güçtü. Yükü ancak bir kamyon taşıyabilirdi. YSE’ye ait bir kamyona el koyup yüklemeye başladılar. Bu arada geride kalanları da tahrip ettiler. Atatürk büstü dağıtıldı. Garnizondaki iki televizyon, komutana ait taksi, cemse, hükümet binası, banka ve postane ateşe verildi.

Gerillalar ilçeyi birkaç saat elde tuttuktan sonra bırakmışlardı.

Yüksek ve dik yamaçlı dağı ağır yükler altında aşmaya çalışıyorlardı, Eruh’u basan gerillalar... Ama susuzluktan takatları kesilmişti.

Fakat mutluydular, sevinçliydiler. Eruh’u basmışlardı. 29’uncu isyanı başlatmışlardı. İlk kurşunu sıkan gerillalar yolda rastladıkları bir pınarın başında bir süre dinlenip biraz önce bastıkları Eruh’un ışıklarını seyre daldılar.

***

Eylem sonrası anı Agit şöyle tarif edecekti: “O arada kendi kendime ‘Birçok kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı Eruh kasabası, artık herkesin yakından tanıyacağı bir yer olacak ve bu vesileyle Kürt’ün adı da artık dünyada konuşulacaktır’ diyordum.”


DURAN KALKAN ANLATIYOR...

 O güne  nasıl gelindi?


(12 Eylül rejimi sonrasında) Mevcut durumu kapsamlı değerlendiren ve gelişmeleri gözlemleyen Önder Apo, yapılan parti yönetim toplantısı ardından süreci yeniden değerlendirerek, askeri örgütlenme ve eylem konusunda daha yeni ve kapsamlı çalışma ve örgütlenme planları ortaya çıkartmış ve bu düşüncelerini ülke zeminine 84 Haziranı’nda aktarmıştır. Fuat arkadaş eliyle ulaştırılan bu talimat ülkedeki yönetimimiz tarafından değerlendirilmiş ve Lolan’da yapılan toplantıyla da 15 Ağustos eylemlerini örgütleme ve geliştirme süreci başlatılmıştır. 


HRK’nin kuruluşu

Bundan sonraki süreç açısından şunları söyleyebiliriz:

Haziran ayı sonunda Lolan’da yapılan toplantı altı kişiyle gerçekleştirilmiştir. Ben, Cuma ve Fuat arkadaşlarla birlikte, Fatma, Selim ve Ebubekir de bu toplantıya katılmışlardır. Toplantının önemi şuradadır. Bu toplantıda Önder Apo’nun hem silahlı örgütlenmeyi hem de kitle çalışmalarını yürütecek birimlerin örgütlendirilmesine dair düşünceleri değerlendirilerek somut örgütsel planlamalara gidilmiştir. Silahlı eylemi yürütecek askeri örgütlenme ile kitle çalışmasını yürütecek, yine silaha ve kırda üslenmeye dayalı kitle çalışmalarını yürütecek silahlı birimlerin örgütlendirilmesi ayrıştırılmıştır. Yani iki temel görev temelinde, iki kol olarak parti gücünün örgütlendirilmesi öngörülmüştür. Bu şekilde bir kol silahlı propaganda takımları biçiminde silahlı direnişi yürütmekten sorumlu olurken, diğeri de gerilla grupları temelinde örgütlenip kasabalar düzeyinde kitle çalışması yürütmekten sorumlu kılınmışlardır. 

Silahlı propaganda birlikleri olarak üç takımın örgütlendirilmesi ve bu üç takıma yeni bir ismin verilmesi kararlaştırılmıştır. Çünkü yeni bir süreç başlatılacak ve silahlı şiddet içine girilecekti. Bu silahlı şiddetten PKK’nin sorumlu tutulmaması, ona terörist damgasının vurulmaması için bu sorumluluğu üstlenecek yeni bir askeri örgütlenmeye bir ihtiyaç haline gelmişti. O zamanki yönetimimizin düşüncesi en azından böyleydi. Bu temelde de üç silahlı propaganda takımından oluşan askeri örgütlenmeye Hêzên Rizgariya Kurdistan (HRK) ismi verildi. HRK’nin, bir büyük eylemle kuruluş bildirisi dağıtılarak kuruluşu ilan edilecekti. Bu çerçevede HRK’nin ilan bildirisi ve afişler propaganda malzemesi olarak hazırlandı. Ozan Sefkan (Celal Ercan) arkadaş Avrupa’dan gelmişti ve ozanlığı yanında çok iyi bir teknik ressamdı da; çeşitli resimler çizdi ve gerillayı propaganda edecek şekilde onları çoğalttı. Diğer yandan bu toplantımız söz konusu silahlı propaganda takımlarının görevlendirilmesi konusunda da bir iskelet ortaya çıkardı, takımları isimlendirdi, yine komutasının önemli bir kısmını görevlendirdi. Agit arkadaş bu toplantıda 14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı’nın komutanı olarak resmen görevlendirildi. Hem geriye kalan örgütsel düzenlemelerin tamamlanması hem de eylem planlanmasının yapılması, pratik konusunda bilgisi olan arkadaşlarla yapılacak toplantıda netleştirilmeye bırakılarak söz konusu toplantımız tamamlandı.


Şikefta Birîndara toplantısı

Bu aynı zamanda 15 Ağustos atılım sürecinin başlangıcı anlamına da gelmiştir. Bu toplantıdan ortaya çıkartılan sonuçlar Zap çevresinde, Şikefta Birîndara alanında, Çukurca, Gever, Şemzinan gibi alanlarda faaliyet yürüten gerilla birimlerinin katıldığı geniş bir toplantıda değerlendirilerek planlama tamamlandı. Şikefta Birîndara’daki toplantı silahlı propaganda takımlarının komuta ve savaşçı gücünün tümüyle belirlenmesini gerçekleştirdi. Yine 15 Ağustos eylemlerinin nasıl olacağını belirledi. Pratik sahadan gelenler olduğu için pratik ortamlara, kasabalara ilişkin bilgiler, belgeler getirmişlerdi, çeşitli resimler, krokiler çizmişlerdi; bunların tartışılması, özellikle Şemdinli’ye ilişkin hazırlanan krokinin tartışılmasından, bir kasaba baskınlarının yapılıp yapılamayacağı fikri ortaya çıktı. Bu görüş genel kabul görünce de HRK ilanının kasaba baskınları biçiminde gerçekleştirilmesi görüşü, karar düzeyine ulaştı. 

Bunun üzerine de hangi kasabalara yönelik baskın eylemlerinin düzenlenebileceği tartışması yapıldı ve sonuçta Şemdinli, Eruh ve Çatak kasabaları belirlemeleri yapıldı. Çünkü biz, Botan-Hakkari alanında bir silahlı direniş mücadelesi başlatacaktık. Partimizin kararı ve planlaması böyleydi. Dolayısıyla bu üç kasaba bir direniş zemininin pratikte çizilmesine olanak yaratıyordu. Bu üçgeni eylem alanı yapmalıydık ki, düşman eylemlerin duyulmamasını propaganda araçlarına kontrol koyarak gizlese de, her eylem pratikte çevresine yayılınca, esas olarak hiç olmazsa silahlı direniş yürütmek istediğimiz sahada bu eylemler bu biçimde duyulabilecekti. Kısaca, o zamanki koşullara ve yürütmek istediğimiz silahlı direniş çerçevesine bu kasabaların basılması uygundu. Bu kasabalar aynı zamanda alanın en küçük kasabalarıydı. O nedenle de bu kasabalara birer takımlık güçle baskın yapmak ve bunu başarıyla yürütmek mümkün olabilirdi. Bu kasabaların küçük olmaları da baskınların buralara yapılması kararının alınmasına kuşkusuz bir etken oldu. 

Aynı toplantımız eylem çerçevesini de çizdi. Çünkü gerçekleşecek olan sadece bir eylem değildi; bir dizi, iç içe eylemi gerçekleştirme hedefimiz vardı. Buna göre de beş-altı hedefi içeren birer eylem planlaması oluşturuldu. Bir yandan askeri karakolların basılması, ordunun etkisiz hale getirilmesi, onlara darbe vurulması, diğer yandan adliye depolarının basılıp silah ve mühimmata el konulması, yine hazırlanan HRK kuruluş bildirisinin genişçe kahvelerde, caddelerde dağıtılması, hazırlanan afişlerin yapıştırılması vb. biçimde birçok askeri ve siyasi eylemin iç içe birlikte yapılmasını öngören bir eylem planı oluşturuldu. Baskınların ardından gelişmeler nasıl olacaktı, orası çok kestirilemiyordu. 


Yazılı belge olmadan...

Acaba ordu nasıl bir tutum içine girecekti. Eğer ürküntü ile küçük karakolları bir araya toplama gerçekleşirse, bu eylemler ardından peş peşe bu bir araya toplanmak istenen bazı karakolların vurulabileceği de ek olarak eylem planına dahil edilmişti. Eylem zamanlaması olarak 15 Ağustos, yetiştirilebilecek bir zaman olarak seçildi. Zaten Temmuz ayı ortasında böyle bir eylem planlamasına ulaşılmıştı. O nedenle de eylem alanlarına Temmuz sonu ya da Ağustos başında ulaşmak imkansızdı. Bir yandan Eruh’a, diğer yandan Çatak’a ulaşılamazdı. Belki Şemdinli takımı hedefe ulaşabilirdi, -zaten takımın hemen tamamı toplantıya katılan arkadaşlardan oluşuyordu- ama Eruh ve Çatak’a en erken Ağustos’un ortasında ulaşılabilirdi. Farklı bir tarihi de belirlememiz, yazılı belge oluşturmamamız nedeniyle tercih edilmiyordu. 

Bütün bu çalışmaları yaparken hiç yazılı belge, talimat hazırlamadık. Çünkü duyulur ve deşifre olur diye endişe duyuyorduk. Öyle ki, her şey sözlü, kulaktan kulağa fısıldar biçimde gizlilikle yapılıyordu. Başarının sırrı olarak gizlilik görülüyordu ve ne olursa olsun bu eylem mutlaka başarılı olmalıydı. Çünkü Siverek direnişi, M. Celal Bucak’a saldırı eylemi başarılı olmamış, daha sonraki süreç başarısız kalıp, silahlı mücadele süreci kesintiye uğramıştı. Bir kere daha aynı akıbeti yaşamamak için mutlaka burada başarılı olmak gerekiyordu. Başarılı olmanın yegane yolu olarak da gizlilik görülüyordu. Gizli bir biçimde yürütülen çalışmalarda eylemleri aynı günde yapabilmek, hata yapmamak için bilinen bir tarihin oluşturulması gerekliydi. 15 Ağustos, bu anlamda ayın ortası olarak eylem tarihi olması için belirlendi. İş bölümü yapılarak, toplantıya katılanların iş bölümü temelinde bu eylemleri örgütlendirmesi yönünde harekete geçildi. Çünkü hem Eruh hem de Çatak eylemini yapacak komuta toplantıda yoktu, kendi sahalarındaydılar. O komutaya eylem talimatının ulaştırılması, yine eylem için yapılan hazırlıkların materyallerinin verilmesi ve eyleme sevk edilmesi gerekiyordu.


Öcalan’ın mesajı: Ya savaş ya da...

Toplantıya katılan yönetim kendi içinde böyle bir iş bölümü yaparak harekete geçti. Harekete geçerken Önder Apo’dan yine bir mesaj, ülkede pratik çalışmaları yürüten yönetimimize ulaştı. Bir grup arkadaş toplantı yerine geldi ve Önderlik mesajı olarak, eylem yapılmasının ve daha fazla zaman geçirilmemesinin iletildiği belirtildi. O mesajda Önder Apo, “Ya savaşa girilir ya da silahlar bırakılır” demiştir. 

Eylem planlaması o arkadaşlara aktarılarak kendilerinin de katılması önerildi ve onlar da uygun bulup katılım gösterdiler. Mesajı getiren Bingöllü Xalît arkadaştı, Libya’dan katılmış yiğit bir militandı. 1987’de Kiği çevresinde hainler tarafından; ajanlar, korucular tarafından pusuda katledildi. Yapılan eylem planlaması Çatak dışında, Eruh ve Şemdinli’de hayata geçirildi. Şemdinli takımı zaten eylem yerinde örgütlendi, daha sonra da planlamalar gözden geçirilerek eyleme gitti. Eylem talimatı Agit arkadaşa Botan’ın Çırav Dağı’nda verildi. Agit arkadaş oradan derhal Gabar alanına geçerek 14 Temmuz silahlı propaganda takımını örgütledi ve kıl payı Eruh eylemini gerçekleştirdi. Çatak eylemini Terzi Cemal yapacaktı, ona da bilgiyi Ebubekir ulaştıracaktı. Sözde zamanında Ebubekir Terzi Cemal’i bulamadı, böylece de eylem talimatı ulaştırılmamış oldu ve Çatak’ta eylem yapılamadı. Eruh ve Şemdinli eylemleri ise, planlandığı gibi başarıyla gerçekleşti. 

Üçte iki oranında eylem planı başarılı olmuştu. Kapsam itibariyle de planlananlar önemli ölçüde gerçekleşmişti. Eruh eylemi askeri bakımdan 60’tan fazla silaha el koyma ile kapsamlı bir propaganda biçiminde gerçekleşirken, Şemdinli eylemi daha çok çatışmalı olmuş, subay lojmanlarında birçok subayın yaralanmasına yol açmıştı. 

12 Eylül yönetimi Eruh ve Şemdinli eylemlerini iki gün gizledi. Basına yansıdığı kadarıyla bu baskınları, bir ayaklanma olarak değerlendirip tedbirler geliştirerek gizli tutmaya çalışmışlardı. Fakat daha fazla gizli tutamadılar, 17 Ağustos günü BBC radyosu aracılığıyla bütün dünyaya Eruh ve Şemdinli eylemleri duyuruldu. Eylemlerin bir ayaklanma değil gerilla baskınları olduğunu anlayınca 12 Eylül yönetimi, “Güneş Harekatı” adı altında bir imha operasyonu başlatmak istedi. Her iki takımımız üzerine büyük askeri güçlerle aniden gelmeye çalıştılar fakat bir sonuç alamadılar. Güneş Harekatı, önce “24 saat”, sonra “48 saat”, sonra da “72 saat” ömür biçtiyse de, bir türlü eylemcileri bulma ve imha etmeyi başaramadı. 

Kenan Evren, “kılıç artıkları” dedi; “birkaç çapulcu-eşkıyanın hareketidir, devlet yakında hesabını soracak” diyerek güvence verdi, fakat işlerin öyle olmadığını görünce bizzat gelip Şemdinli’yi ziyaret etmek zorunda kaldı. Şemdinli’den dönüşte Kenan Evren’in konvoyuna gerilla birlikleri saldırı yaptı ve iki askeri vurdu. Bu, düşman cephesini korkuttuğu gibi, gerillada büyük bir moral güç ortaya çıkardı.


İSMET KAYHAN



YARIN:

* TRT’de 15 Ağustos günü...

* 15 Ağustos, Kürt’ün hayatında ne değiştirdi?