
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, 7 Haziran seçimleriyle oluşan Meclis’in anayasayı yapacak Kurucu Meclis rolünü oynayacağını belirterek, “HDP’nin de yüksek bir sayıyla Meclis’te yer alması oldukça önemlidir. Demokratik güçlerin HDP çatısı altında 60-70 milletvekiliyle Meclis’e girmesi gerekiyor ki, demokratik anayasa yapılabilsin” dedi. Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık da seçimlerin oldukça stratejik düzeyde olduğunun altını çizerek, Türkiye’nin yönünün belirleneceğini söyledi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanları Besê Hozat ve Cemil Bayık, İMC TV’den Banu Güven’in sorularını yanıtladı.
23-28 Şubat tarihleri arasında beklentiler gitti geldi. Sonrasında birlikte bir açıklama oldu. O bir haftada nasıl bir trafik yaşandı. Bu açıklamanın yapılamama ihtimali var mıydı?
Bayık: HDP heyeti, Önder Apo’yla görüşmüş, bir açıklamanın yapılabileceğini kendilerine söylemişti. Hem HDP heyeti hem de Türk devletinin heyeti bu durumu biliyordu. Heyetler ortak bir metin hazırlayıp Önderliğe götüreceklerdi. Fakat devlet heyeti HDP heyetine “Siz metni hazırlayın biz bakabiliriz” dedi, HDP heyeti de Önderliğin daha önce sunduğu müzakere taslağı ve görüşmelerdeki hususları dikkate alarak bir açıklama taslağı hazırladı. Bize gönderdiler, “Bu taslak, iki tarafın ortak hazırladığı bir taslak değil. Öyle olsaydı görüşlerimizi belirtebilirdik. Devlet heyeti ile görüşüp Önderliğimize de götürürsünüz. O da incelesin, son şeklini versin. Ondan sonra bunu açıklayabilirsiniz” dedik kendilerine. Heyete, Önderliğe iletilmek üzere AKP’nin yaklaşımlarını eleştiren bir de mektup verdik. Sonra Türk heyeti ile görüşülüyor. Türk heyeti bir metin hazırlıyor ve Önderliğin yanına gidip sunuyor. Önderlik heyetin hazırladığı metinde bazı değişiklikler yapıyor ve imzalıyor. Heyet daha sonra o metni bize gönderdi. Biz yine Önderliğe verilmek üzere Türk Hükümeti’ne eleştirilerimizi de içeren bir mektup yazıp gönderdik. Önderlik o mektubu okudu. İşte bütün bunların ardından son şekli verilen metin Sırrı Süreyya Önder tarafından Dolmabahçe’de okundu.
Abdullah Öcalan niyet beyanı diyordu. Siz önce çözüm sonra silah bırakma diyorsunuz, kamuoyu ne anlamalı bu açıklamadan?
Hozat: Hükümet bir algı yaratmak istiyor. Daha önce de ‘Ortak açıklama olacak. PKK silah bırakacak’ şeklinde bir gündem oluşturdular. Bir algı operasyonuydu bu. 28 Şubat açıklamasını da bu algıyı daha fazla pekiştirmeye dönük bir seçim propagandasına dönüştürmeye çalıştılar. Metin dikkatli incelendiğinde böyle bir çağrının olmadığı anlaşılır. Zaten niyet beyanı olarak geçiyor. Niyet beyanı ayrı birşey, silah bırakacaklar çağrısı ayrı birşeydir. Biri talimattır, kesin bir ifadedir; diğeri de sürecin önünü açmak için iyi niyet yaklaşımıdır. Yeniden bir şans tanımadır. Birbirinden farklı yaklaşımlardır. Böyle ele alıyoruz. Yeni bir şans olarak, iyi niyet yaklaşımı olarak bu anlamda çok ciddi, anlamlı ve önemli siyasi bir hamle olarak değerlendiriyoruz. Hükümetin de belgenin ruhuna uygun yaklaşmasını bekliyoruz.
Top şu an her iki tarafın sahasında mı, hükümetin sahasında mı?
Hükümetin adım atması lazım tabii. Şimdiye kadar süreç tek taraflı yürüdü. Önderliğimizin büyük sabrı, hareketin büyük çaba ve emeğiyle yürüdü. Adımlar da tek taraflı atıldı. Ateşkes de öyledir. Tek taraflıdır. Karakol yapımından tutalım, baraj yapımına devam eden uygulamalar var; keşif uçakları dolaşıyor. Bombalamalar oluyor özellikle sınır hatlarında. Rojava’da yürüyen bir savaş var. Güçler Kuzey’den geri çekildi. Yasal düzenlemeler olacaktı; bu konuda da Hükümet bir adım atmadı.
Önderliğimiz AKP’yi müzakere sürecine çekmek için gerçekten büyük bir emek verdi. Yasal güvence yokken, gerillayı sınır dışına çekme çağrısı yaptı. Bu, büyük bir fedakarlıktır, risk almaktır.
Hükümet de paralel adımlar atacaktı. Bunun üzerinden bir konsensüs vardı. Fakat olmadı. Şimdi tabii ki top hükümettedir. Somut pratik adım atması gerekiyor. Bundan sonraki süreç, eşzamanlı karşılıklı pratik somut adımların atılmasına bağlı olacak. Ve ilk adımı Türk Hükümeti’nin atması lazım.
PKK kongresinin Nisan ayında yapılacağı konuşuluyor. Bu mümkün mü? Bunun öncesinde hangi somut adımların atılması gerekmektedir. Ve o kongreden ne beklenebilir?
Bayık: PKK kongresinin toplanıp karar alabilmesi için Türk devleti ve hükümetinin atması gereken adımlar var. Bu adımları atmadan; hareketimize, halka, Türkiye’deki demokrasi güçlerine güven vermeden kesinlikle kongrenin toplanması, kongrenin onların belirttiği kararları alması düşünülemez. Biz cephemizden atmamız gereken bütün adımları attık.
Mesela; İç Güvenlik Paketi var Meclis’te. Madem Kürt sorunu çözülmek isteniyor o halde bu antidemokratik yasanın geri çekilmesi gerekiyor. Çözüm isteyen antidemokratik yasa çıkarmaz.
Bizim Önder Apo ile görüşmemiz gerekiyor. Görüşmeden süreç nasıl ilerleyecek. Kendileri, Önder Apo ile Kandil arasında kopukluklar var, diyorlar. O zaman bu kopukluğun giderilmesi gerekir. PKK kongresi gibi bir kongrenin toplanması, silahlı mücadeleye son verilmesi için Önder Apo’nun bu kongreye katılması gerekiyor. Yine silahlı güçlerin silahlı mücadeleden vazgeçmesi, bu güçlerin dağdan inmesi için Önder Apo’nun gelip gerillalarla görüşmesi gerekiyor. Önder Apo görüşmeden kim dağdan indirebilir? Biz bile bunu yapamayız.
Karakol yapımlarının durdurulması, koruculuğun kaldırılması, askeri yolların barajların yapılmaması gerekiyor. Operasyonlar olmamalı. Bu adımlar atılmadan, müzakere kabul edilmeden, müzakere için öngördüğümüz 10 madde kabul edilmeden kongreyi toplamamızı kimse beklemesin.
Sınır dışına çıkma konusunda da bir ikna meselesi vardı…
Hozat: Kolay değildi. İkna süreci epey uzun bir zaman aldı. Ciddi bir tartışma süreci oldu. Ardından Hükümet hiçbir adım atmadı, çekilen birçok güç yerlerine geri döndü. Yüzde 90 yerlerine geri döndüler. Şimdi tekrardan hiçbir adım atılmadan böyle bir şey tartışılamaz, gündeme gelemez.
Başmüzakereci olarak Önderliğimiz bu süreci yürütecek. Fakat bu sürecin kuralları, izlenmesi gereken metodları var. Nedir bu? Bir izleme heyetidir. Bu heyet bu süreci izleyecek, üçüncü bir göz olacak. Bu 10 başlık üzerinde müzakere yapılacak, uzlaşma sağlanacak ve bu Meclis’e gelecek. Kurucu Meclis bunun yasalarını çıkaracak. Kurucu Meclis bu yasalar çerçevesinde yeni bir Anayasa çıkaracak. Süreç bu noktaya gelirse kuşkusuz PKK kongre toplayacaksa, bu süreci Önderliğimiz götürmüşse çok doğal olarak Önderliğimizin PKK’nin toplayacağı kongreye katılması gerekiyor.
Kongreye katılım telekonferans yöntemiyle olur mu?
Bayık: Bizim istediğimiz telekonferans değil. Bizzat Önderliğimizin gelip kongreye hitap etmesidir. Hitap ederse o kongre karar alabilir.
Seçimden önce AKP bunu yapar mi?
Eğer AKP dediğimiz tarzda adımlar atarsa seçimlerden önce de olabilir. AKP’nin bu yönde adım atacağı görülmüyor. AKP böyle devam ederse kongrenin toplanması beklenmemeli.
Önderliğimiz niyat beyan ediyor, karar belirtmiyor. AKP adım atarsa niyet karara dönüşebilir. O zaman bu karar onaylanabilir.
Silah bırakma mı?
Silah bırakmıyoruz. Silahlı mücadeleyle Kürt sorununu çözme yöntemini bırakırız. Sorunu siyaset yöntemiyle yürütürüz. Silah bırakma ayrı bir şeydir. Bu koşullarda biz nasıl silahlı mücadeleden vazgeçeceğiz? Sorun, silahlı mücadeleyle Kürt sorununu çözmeyi bırakma sorunudur. Bunun zemini yaratılmadan, güvenceleri yaratılmadan, PKK kongresi toplanıp da böyle bir karar alamaz.
10 maddede hedeflenen bazı değişikliklere somut örnek verebilir misiniz? Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutundan söz ediliyor… Özerklik mi kastediliyor?
Hozat: Yerel demokrasi, özerklik tabii. Ama bazı çevrelerin tartıştığı gibi değil. AKP’nin, MHP’nin dillendirdiği tarzda değil. Onların kafasındaki ayrı bir devlettir, parçalanmadır. Bizim özerklik olarak ortaya koyduğumuz projenin kendisi tüm Türkiye’de yerel demokrasinin örgütlendirilmesi. Bir anlamda merkezi yetkinin yerelle paylaşılması. Kürtlerin de kendi kendisini yönetmesi, Marmara bölgesinin kendi kendini yönetmesi.
Her bölgenin neden yerel parlamentosu olmasın? İstanbul bugün nüfusu milyonları buluyor, İstanbul İstanbul’dan yönetilsin. Hakkari Hakkari’den, Dersim Dersim’den… Bunun nasıl gerçekleşeceği müzakere edilebilir. Tartışılabilir. Yerel parlamentolar, bölgeler düzeyinde yönetimler olabilir. Bölgenin sorunlarını bölge parlamentoları tartışılır komisyonları olabilir. Şu andaki Meclis, tüm parlamentoların çatısı gibi olabilir. Bu tüm Türkiye’yi daha demokratik kılar. Türkiye’de yaşanan birçok sorun, Alevi sorunu, emekçilerin, çevre, kadınların sorunlarını yerellerde çözer. Toplum doğrudan yönetime dahil olur, karar ve uygulama sahibi olur.
Özgür vatandaşlıkla ilgili bir ifade var. Yasal güvenceleri deniliyor...
Bayık: TC devleti, ulus devlete göre oluşturulmuş; vatandaşlığı da buna göre şekillendirmiştir. Faşizm uygulanmış; halklar, kimlikler reddedilmiş; katliam ve asimilasyon yapılmıştır. Anayasa da bu ulus devletin anayasası. İşte özgür vatandaşlıkla kastedilen bu teklleştirme anlayışından vazgeçilmesidir. Tüm halkların, dinlerin kendini özgürce örgütleyerek ifade etmesi ve anayasal güvenceye alınmasıdır.
Yeni anayasa dediğimiz tarzda oluşturulmazsa ne Kürtlerin, ne Alevilerin hiç kimsenin sorunu çözülemez. Hareket olarak çıkışımız, zaten ulus devlet anlayışına karşıdır.
Kadın ve ekoloji konusunda da Kürt Hareketinin yaklaşımı farklı. Bu 10 madde içinde buna dair somut olarak ne düşünmeliyiz?
Hozat: Demokrasinin kalitesini, niteliğini belirleyen kadın özgürlüğü ve eşitliğidir. Demokrasinin kendisi de odur. Kadının öz bilinci, kimliği, iradesiyle siyasete etkili katılmasıdır. Siyasette özne olmasıdır.
Yapılacak yeni anayasada kadının eşit biçimde yaşamın her alanında yer alması, kadının öz örgütlenmesinin anayasada da tanınması bu müzakere sürecinde önemli bir yaklaşım ve anlayıştır. Genel olarak şöyle bir teori var, Türkiye demokratikleşirse Kürt sorunu çözülürse kadın sorunu çözülür. Bu çok klasik bir sol yaklaşımdır. Birçok yerde devrim olmuş ama kadın sorunu çözülmemiştir. Böyle onlarca yüzlerce deneyim vardır. PKK’nin kadın örgütlenmesinin nedeni de budur. Kıyasıya bir özgürlük mücadelesi var. Savaşta da en fazla zarar gören mağdur edilen acı çeken kadın olmuştur. Bu müzakere sürecinde kadın bir taraftır. Savaş sürecinde devletin mağdur ettiği, tecavüz edilen, göçertilen, işkence gören kadınlar var. Devletin bununla yüzleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi için de kadının öz örgütlenmesi ve bunun da anayasa da tanınması gerekiyor.
Anadilde eğitim sanki arka planda kalır oldu. Bu tablo içinde anadilde eğitimin yeri nedir?
Yeni anayasa Kürt kimliğini tanımalıdır. Hangi anlayışla olacak. Kürtlere anadilde eğitim hakkını tanımayan, öz yönetim hakkını tanımayan, demokratik siyaset hakkını tanımayan bir anayasa nasıl bir yeni anayasa olacak?
BHH’nin kararı doğru mu?
Birleşik Haziran Hareketi’nin (BHH) açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bayık: Başka bir açıklama beklenemezdi BHH’den. CHP ile ittifak yapsa o hareket zarar görür. HDP ile yapsa yine zarar görür. En doğru yol, BHH açısından buydu. Beklenen bir açıklamaydı. O harekette yer alan farklı farklı görüşler var. O hareketin dağılmaması için böyle bir açıklama yapıldı. Dikkat edilirse Erdoğan, Davutoğlu sürekli 6-8 Ekim olaylarını dillendirdi, sürekli bunu işledi. Topluma mesaj verdi. Büyük bir tehlike var bunun önlenmesi lazım bunu da ancak ben önleyebilirim, dedi. Bu propaganda üzerinden Erdoğan şu mesajı verdi; 400 milletvekiliyle AKP parlamentoya gelmeli, böylelikle yeni bir anayasa, başkanlık sistemi oluşturabiliriz, ancak böyle tehlikeyi önleyebiliriz, dedi. Ardından ‘İç güvenlik paketi’ni Meclis’e getirdi. Bunlar hep birbiriyle ilintili. AKP, Önder Apo’nun Kürt sorununu çözme ve Türkiye’yi demokratikleştirme hamlesine karşı geliştirdiği karşı bir hamledir. Önder Apo’nun geliştirdiği hamleyi tıkatmak, onu boşa almak, kendi amaçlarını geliştirmek için yapıldı. Bu hamle eğer başarıya giderse, oldukça tehlikeli bir durum açığa çıkaracaktır. Sadece Kürtler değil Türkiye’nin tüm demokratik güçleri açısından böyle. Çünkü AKP, Tayyip Erdoğan hegemonya peşinde koşuyor.
Demirtaş neden hedef alınıyor?
Hükümet belki bu açıklamalarınızı ayak sürümek olarak değerlendirebilir. Selahattin Demirtaş’a da bu yapılıyor. İktidar neden bunu yapıyor?
Bayık: Türkiye devleti özel savaş üzerinde oluşan bir devlettir. Onun için sürekli parçalamayı, düşman üretmeyi esas alan bir devlettir. Bu olmadan bu rejimin yürümesi zordur. Şu anda geliştirilen de aslında psikolojik savaş yöntemidir. Psikolojik savaşla kafalar bulandırılmaya çalışılıyor. Mümkünse çelişki yaratabilirmiyim, diyor. Çözüm peşinde olan birileri bu yönteme başvuramaz. Bu bile onların çözüme ne kadar samimi yaklaştıklarını gösteriyor.
Bülent Arınç, Demirtaş için iki kere İmralı’ya gitti, sonra gidemedi dedi. İstenmedi imasında bulundu. Sizce, Selahattin Demirtaş’ın İmralı’ya gidişinde sorun olur mu?
Bayık: Dünyanın neresinde görülmüş hem devlet heyetini devlet oluşturacak hem de karşı tarafın heyetini devlet oluşturacak. Süreci sabote eden Demirtaş, Kandil değil kendileridir. Kandil, Selahattin Demirtaş, İmralı bir bütünün farklı rollerini yerine getiren parçalarıdır.
HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı yorumları da yapılıyor…
Hozat: Bu yorumlar doğrudur. Demirtaş’ı heyetten çıkaran hükümetin kendisidir. O konuda Önderliğimizin herhangi bir yaklaşımı yoktur. Sürekli heyete müdahale ettiler, birilerini çıkarttılar, birilerini dahil ettiler. Hatip Dicle için ciddi çaba sarfedildi, Ceylan Bağrıyanık için de öyle oldu. Demirtaş’a yönelik saldırılar da itibarsızlaştırmaya dönüktür. HDP’yi ciddi bir rakip olarak görüyor AKP. Çünkü AKP karşısında başka güçlü bir parti yok, alternatif bir güç yok. Demokrasi güçlerini, özgürlükleri, demokrasi temsil eden başka bir parti yok. Demirtaş Cumhurbaşkanlığı seçiminde önemli bir başarıya imza attı. Türkiye çapında da önemli bir kabul gördü. Toplumun sorunlarını iyi ifade ediyor, temsil ediyor. HDP’nin de mevcut duruşu öyledir. Demokratik siyasetten taviz vermiyor, tüm toplumsal kesimler de kendisini HDP’de görebiliyor. Bu, AKP’yi kortuyor, ürkütüyor. Şu anda HDP Türkiye’nin anamuhalefet gücüdür. AKP bunu görüyor. Bu AKP’nin otoritesini sarsıyor. AKP’nin anti demokratik, baskıcı siyasetini zayıflatıyor. Bunu tasfiye ediyor. Ürküyor bundan. Bu yüzden de HDP’yi de Selahattin Demirtaş’ı da yıpratmaya çalışıyor.
Başkanlık için anlaşıldı mı?
Seçimlerde, başkanlık sisteminde AKP ile Kürt tarafının anlaştığı yönünde senaryolar konuşuluyor zaman zaman…
Hozat: Bunu neye dayanarak söylüyorlar. AKP’nin 13 yıllık iktidarı boyunca Kürtlere uyguladığı siyaset ortadadır. 9 kez ateşkes yaptık ve hiçbir cevap görmedik. Özellikle 2011-2012 sürecinde çok şiddetli bir savaş süreci yaşadık. 6-8 Ekim süreci var. AKP’nin Rojava politikasına karşı çok ciddi bir toplumsal direniş sözkonusu. AKP’ye karşı söylemimiz, eylemimiz ortada. Dilimizle pratiğimiz aynı. Yani şu andaki duruşumuz, tavrımız mücadele çok somut ortada. Siyasi olarak da öyle toplumsal olarak da öyle askeri olarak da öyle. CHP ya da herhangi bir parti neye dayanarak bunu söylüyor. HDP’nin Meclis’te olduğu bir dönemde Kürt sorununu çözmeyen bir iktidar, HDP Meclis dışında kalır, kendisi 400 milletvekiliyle Meclis’e girer, baskın bir anayasayı da yapacak düzeyde nitel olarak da nicel olarak da belirgin bir iktidar, nasıl Kürt sorununu çözecek? Yani buna inanan bir akıl nasıl bir akıldır? Tarihten, hakikatten, mevcut gerçeklikten kopuk bir akıl var ortada. Ben anlamama olarak değil, bir özel savaş olarak değerlendiriyorum. CHP de kendi cephesinden bir algı yaratmaya çalışıyor. Nasıl AKP, ‘Öcalan çağrı yaptı PKK silah bırakacak’ diyor ve gündem saptırıyorsa farklı bir algı yaratıp seçim malzemesi yaratmak istiyorsa CHP de böyle seçim progapandası yapıyor. CHP de AKP’yi taklit ederek tersinden bir algı yaratmak istiyor. AKP nasılsa, CHP de aynı zihniyettedir. Birbirlerinden farklı değiller.
Bayık: Kamuoyunun şunu bilmesi gerekiyor. Önder Apo, PKK ve Kürtlere karşı duyduğu sorumluluk kadar Türkiye halkına karşı da duyuyor. Önder Apo sadece Kürt sorunuyla uğraşmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi için uğraşıyor.
Dikkat edilirse 10 madde tümüyle sadece Kürt sorununun çözümünü değil Türkiye’nin demokratikleşmesini hedefliyor. Bu hareketin ilk oluşum döneminde Önder Apo’nun yanında yer alan, iki Türkiyeli arkadaştır. Kemal Pir ve Haki Karer şahsında halkların birliği geliştirilmiştir. Ve Önder Apo bu iki arkadaş şahsında halklara karşı sorumluluk duymuştur. Bütün müzakare taslaklarında görüşmelerde bu sorumluluk vardır. Türkiye toplumu şunu iyi bilmeli; Önder Apo Türkiye’nin tüm demokratikleşme sorunlarıyla hatta Ortadoğu’nun demokratikleşmesiyle uğraşıyor.
Hozat: Kürt sorunuyla Türkiye’nin demokratikleşme sorunları çok içiçe geçmiştir. Şu mümkün mü? Kürdistan’da çok demokratik bir siyaset geliştirecek Türkiye’de son derece baskıcı olacak ya da tam tersi! Bu mümkün değildir. Kürtlere karşı yürütülen soykırımcı, baskıcı siyaset bir bütünen Türkiye halkını, kadınlarını, gençlerini doğrudan etkilemiştir. Tüm Türkiye toplumunu ezmiştir.
Yaşar Kemal’in özlemine yanıt
Geçtiğimiz günlerde hayata veda eden Yaşar Kemal hakkında düşüncelerinizi sorabilir miyim?
Hozat: İnsanlık düşüncelerini en güzel ifade eden, kalemiyle, sözüyle, yaşamıyla bir insan oldu. Halkların kardeşliği, birliği için çok değerli eserler yazdı. Şu anda aslında bizim geliştirmek istediğimiz demokratik ulus projesi, O’nun hep arzuladığı, özlemini duyduğu yaşamın kendisidir. Demokratik ulus projesi üzerine bir yoğunlaşın, bir de Yaşar Kemal’in kitaplarını okuyun, aynı şeyi göreceksiniz. Bir insan o kitapları okurken nasıl duygulanıp ne tür düşünceler taşıyorsa demokratik ulus projesinin de ne olduğunu anlar. Aynı şeydir. Yaşar Kemal işte bunu esere dönüştürdü. İnsanlığa mal etti. Büyük bir devrimcidir. Büyük bir demokrasi şehididir. Katkıları çok olmuştur. Mücadelemize de katkısı çok olmuştur. Biz onun mücadele ettiği değerlerin mücadelesini veriyoruz. Bizim nezdimizde böyle bir anlamı ve değeri var.
7 Haziran seçimleri neden önemli?
HDP’nin Meclis’te olması ne getirir, olmaması ne götürür?
Hozat: Bu seçimlerin şöyle bir önemi var. Anayasa yapacak Meclis seçilecek. Bu anlamda da Kurucu Meclis rolü oynayacak. Dolayısıyla HDP’nin de yüksek bir sayıyla Meclis’te yer alması oldukça önemlidir. 28 Şubat’taki ortak açıklamanın esas hedeflerinden biri de budur. Hükümet de bu metni kabul etmiş oluyor. Bu seçimlerin demokratik bir ortamda geçmesi gerekiyor. Ve demokratik güçlerin HDP çatısı altında 60-70 milletvekiliyle Meclis’e girmesi gerekiyor ki, demokratik anayasa yapılabilsin, bu Meclis kurucu bir meclis olsun. Bir anayasa yeniden oluşturulsun, yapılsın.
Bayık: Türkiye’deki seçimler oldukça stratejik düzeydedir. Türkiye’nin yönü belirlenecek. Türkiye yeşil faşizm yönünde mi yoksa demokratikleşme yönünde mi ilerleyecek, seçimler bunun kararıdır. Bu nedenle de seçimler AKP ile HDP bileşenleri arasındadır. Bu seçimlerde partiler arasında bir yarış olmayacak, iki parti arasında bir seçim olacak. Türkiye toplumu tercihte bulunacak HDP’den mi AKP’den mi yana. Yeşil faşizmden mi yoksa demokratik Türkiye’den mi bu yönde karar verecek. Bu seçimler bunu belirleyecek. AKP bunu bildiği için HDP’ye Demirtaş’a yükleniyor. Çünkü AKP’yi hegomonya amaçlarından vazgeçirecek olan HDP’dir, ne AKP ne MHP’dir.
Türkiye’yi AKP’den kurtaracak tek alternatif HDP’dir. Onun etrafında birleşen demokrasi güçlerdir. Bu kesinlikle AKP’yi zayıf düşürecek, AKP’nin yapmak istediği anayasayı, hegemonya kurmasını önleyecektir. Bunun dışında çözüm yoktur.
Türkiye tarihinde 1921-24 sürecine benziyor. 1921’de içerikli bir anayasa vardı daha sonra ona dayanarak iktidar kendini güçlendirdi 1924 anayasasını oluşturdu, Kürtlere, sosyalistelre, müslümanlara karşı ezme hareketi geliştirdi, iktidarını uzun süre pekiştirdi ve diktatörlüğü uyguladı. Benzer bir durumu AKP de gerçekleştiriyor. O da başlangıçta kendisi demokrat göstermeye çalıştı, sorunları çözeceği imajı yarattı, destek aldı. İktirdarını güçlendirdikten sonra şimdi tehlikeler de var, hem kendisine yönelik tehditleri göğüsleyebilmek hem geleceğini güvence altına almak, iktidarını yürütebilmek için yeni bir anayayasa ihtiyaç duyuyor. Onun paketini Meclis’e getirdi. O pakete dayanarak yeni anayasayı oluşturacak, 24 Anayasası gibi ardından da ezme hareketine girecek. Önder Apo da bunu gördüğü için son hamleyi başlattı. Türkiye’deki demokrasi güçlerine hamle yapma olanağını yarattı.