
Hafta sonu Amed’de toplanacak olan Demokratik İslam Kongresi’ne ilişkin görüşlerini paylaşan İlahiyatçı Prof. Dr. Nurettin Turgay, kongrenin gerçek İslamiyet anlayışının ortaya konulması açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekti.
Öcalan önerisi üzerine aylardır çalışmaları yürütülen Demokratik İslam Kongresi hafta sonu Amed’de toplanacak. İki gün boyunca devam edecek olan kongrede, her türlü siyasi, mezhebi ve etnik düşüncelerde uzak bir şekilde “Tevhid” mesajının özünün ne olduğu, İslam’ın demokrasi, hukuk ve özgürlükle ilişkisi, halkların bir arada eşit yaşama modeli olarak “Medine Sözleşmesi” ve İslam’da şiddet, savaş ve barışın yeri ile günümüzdeki iz düşümü üzerinde durulacak. Yürütülecek tartışmaların ardından çalışmaların yerel platformlarda sürekli ve yaygın hale getirilmesi içinde bir çalışma grubunun oluşturulması bekleniyor.
Birçok kesimde büyük heyecan uyandıran kongreye ilişkin konuşan kongrenin çağrıcı grubu üyesi ve Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Nurettin Turgay, kongrenin İslamiyet adı altında kan deryasına dönüştürülen Ortadoğu’da, gerçek İslamiyet anlayışının ortaya konulması açısından önemli bir adım olduğunu; İslamiyet’in doğru algılanması durumunda akan kanın duracağını ve barışın tesis edileceğini ifade etti.
Prof. Turgay, kongrenin kapsayıcı olmasına özen gösterdiklerini; katılacak olan tüm delegelerin görüşlerini özgür bir şekilde paylaşacağını söyledi.
Problemin kaynağı nedir
Ortadoğu topraklarının bugün kan deryasına dönüştüğüne işaret eden Prof. Turgay, “Ya İslam’ın adında problem var veya Müslümanlarda problem var. Ben İslam’da problemin olduğuna inanmıyorum. Problem Müslümanlardan kaynaklanıyor. Müslümanlar, Kuran’ı İslam’ı doğru algılamıyorlar veya doğru uygulamak istemiyorlar. İslam doğru anlatılır ve doğru algılanırsa bu kavgalar ve akan bu kan ortadan kalkar. İslam’ın ilkelerine göre bunların olmaması gerekiyor. İslam’ın temel kaynağı Kuran’dır. Kuran, hiçbir insan için kötülüğü tasvip etmemekte, tüm insanların huzurunu, adaletini ve hukukunu hedeflemektedir. Peygamberin uygulaması da böyle olmuştur. Bugün bu Müslümanlar arasında yaşanmıyorsa Müslümanlar Kuran’a uygun hareket etmiyorlar demektir” dedi.
Cemaat ya da grup çıkarları
Turgay’ın üzerinde durduğu bir diğer önemli nokta da bugün din adına hareket eden birçok kesimin Kuran-ı Kerim’i ölçü almaması. Prof. Turgay’a göre bunun yerine benimsenen ölçü, cemaat ya da grup çıkarları. İslamiyet’te insanlar arasında ötekileştiriciliğin olmadığını da anımsatan Prof. Turgay, “Bu şekilde davranıldığı zaman bu İslamiyet değildir, şirktir. Çünkü Allah, Kuran’da baştan sona adaleti emrediyor. Allah ne kadar erkeğin rabbi ise o kadar kadının rabbidir. Burada ayırım yapmak Kuran’ı ve Allah’ı tanımamak demektir. Allah ne kadar Müslümanın rabbi ise o kadar gayrimüslimin de rabbidir. Allah ne kadar Türk’ün rabbi ise o kadar Kürt’ün, yani bütün milletlerin rabbidir. Kuran’ın ilkelerinde böylesi bir ayrım yoktur” diye konuştu.
Kürtlerin katli helal midir?
Turgay, geçtiğimiz yıl Rojava’da El-Nusra çetecileri tarafından ‘Kürtlerin katli helaldir’ şeklinde okutulan hutbeleri de hatırlattı: “Bunu söyleyen insanlar Müslüman olamaz. Çünkü İslam’da böyle birşey yok. Ben böyle bir İslam’a inanmıyorum. Hangi inanç mensubu olursa olsun hangi millet olursa olsun hiçbir insanın namusuna, malına ve canına zulmetmek, tahakküm etmek onları mağdur etmek İslamiyet’te tasvip edilmemektedir. Kongrenin asıl amacı da işte herkesi kucaklayan gerçek İslam’ın anlaşılması olacaktır.”
Bir dili yasaklamak mümkün mü?
Kongrede dil meselesi üzerinde de durulması gerektiğini söyleyen Prof. Turgay, “Allah’ın katında bütün insanlar kendilerini ifade etme hak ve hürriyetine sahiptirler. Başka bir milleti inkar etmek demek, Allah’ı inkar etmek demektir. Yalnız Kürt olma meselesi değil, hangi millet olursa olsun ‘Ben onu tanımam’ dediğim zaman, Allah’ı ve Kuran’ı tanımıyorum demektir. Tek dil birşey olamaz. Devletin dili Türkçedir denilebilir ama bir insan ‘Ben Kürdüm Kürtçe okumak istiyorum’ dediği zaman bunu kabullenmeyenin Müslüman olması mümkün değildir. Dili yasaklamak İslam dini açısından mümkün değildir. Bu gibi konular da kongrede dile getirilecektir.”
HAYRİ DEMİR/AMED
Toplumsal barışa katkı
Demokratik İslam Kongresi’ni gündeme taşıyan Öcalan’a minnettar olduklarını söyleyen seyda Sait Özdemir, “Kongre toplumsal barışa, hak ve hürriyetlere katkı sunacak” dedi.
Demokratik İslam Kongresi hakkında konuşan DİADER üyesi seyda ve melleler, kongreye, Ortadoğu’da İslam adına süren çatışmaların son bulması anlamını yüklüyor.
Kongrenin Ortadoğu’da hüküm süren tüm halkları yakından ilgilendirdiğini vurgulayan seyda Sait Özdemir, “Öcalan neden bu çağrıyı yaptı? İlk önce onu çok iyi anlamak gerekiyor. Rojava’da binlerce insanımız İslam adı altında vahşice katledildi ve katledilmeye devam ediyor. Bu kongre tarihi bir öneme sahip” diye konuştu. Her kesimin kongreye katkı sağlamasını isteyen Özdemir, “Kongre toplumsal barışa, hak ve hürriyetlere katkı sunacak. Bu sebeple dünyanın dört bir yanından dindar ve âlimlerin Amed’deki kongreye katılım sağlamaları çok önemlidir” dedi.
Kafalarını kesin mi diyor?
“Hz. Muhammed’in dini nedir, ne değildir?” sorusunun masaya yatırılıp, tartışılması gerektiğini ifade eden Özdemir, “Medine Vesikası ne diyor ve şimdi nasıl uygulanıyor. Medine Vesikası‘nda bahsedilenler ile şuan uygulananlar arasında İslam’a dair tek bir şey yoktur. İslamiyet’te ‘İnsanların kafalarını kesin’ denmiyor. İslam dini herkese eşit doğrultuda yaklaşır. Her renge, sese, dile ve dine hoşgörüyle yaklaşır. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan, Demokratik İslam Kongresi’ni Ortadoğu halklarına hakikati bulmak ve kurtuluşa varmak için sunmuştur” şeklinde konuştu.
El Kaide, El Nusra ve IŞİD
Kürtlerin şu ana kadar hep zulüm gördüğünü; katliamlardan, soykırımlardan geçirildiğini; hakaretlere maruz kaldığını; şimdi de Rojava’da aynısının İslam adı altında gerçekleştirildiğini vurgulayan Özdemir, şunları söyledi: “Bunları yapanların İslamiyet ile uzaktan yakından alakaları yoktur. Kürtlerin haklarını savunan müslüman nüfuslu tek bir devlet yok. Özellikle El Kaide, El Nusra ve IŞİD gibi İslam’a ihanet eden kesimlere karşı, Demokratik İslam Kongresi’ni çok önemli buluyorum.”
Medine Vesikası referanstır
Kongreyi çok önemli bulduğunu söyleyen melle Ömer Halil Doğan da “Tarihi bir fırsat niteliğindedir. Rojava’da ‘Allah u Ekber’ nidalarıyla insanların kafasını kesenlerin insanlık ve İslamiyet ile alakaları yoktur. Dini yozlaştıran, katliamcı, bozguncu güçlerin yok olabilmesi bu konferanstan çıkacak neticelere ve sonrasında meydana gelecek şuraya bağlıdır. Onun için bütün din alimlerinin bu kongrede yerlerini almaları gerekmektedir” diye konuştu.
Medine Vesikası’nı hatırlatan Doğan, “O vesikaya dair tek bir usul kalmamıştır. Asıl olan dinin özünü bulmaktır. Ortadoğu halklarını yakından ilgilendiren bir kongre olacaktır. Bu kongre önerisi bir ihtiyaçtır ve zaruridir. Bu kongrenin Kürdistan ve İslam dünyasına, insanlık âlemine hayırlı olmasını, barışa vesile olmasını içtenlikle diliyoruz” dedi.
‘Barış için fırsattır’
Kongrenin bir adalet arayışı olduğunun altını çizen seyda Muhammed Yılmazsoy ise şunları ekledi: “Ortadoğu’da yaşanan kaos ortamını göz önünde bulundurursak yerinde ve zamanında bir karardır. Bunu öneren ve akıl hocalığını yapan Sayın Abdullah Öcalan’a sonsuz şükranlarımızı iletiyorum. İnşallah bunun sonucunda hakikati bulup o doğrultuda yapıcı bir şekilde neticelenir.”