
Sormaya gittiler, karara ortak oldular
Şimdi ertelenme kararına nasıl varıldığından başlayalım. Karar, Kongre Hazırlık Komitesi tarafından açıklanmadan bir gün önce, hatta Hazırlık Komitesi böylesi bir durumu bile tartışmamışken, Güney Kürdistan'da PDK'ye yakın, bir kısmı da Türk devletinin manipülatif operasyonlarına açık bazı basın yayın organları Kongre’nin erteleneceğini yazdı. Üstelik Hazırlık Komitesi içinde sorunlar olduğunu ekleyerek. Hazırlık Komitesi'nin PDK dışındaki üyeleri de bu haberlere şaşırdı. Hazırlık Komitesi’nin 3 Eylül tarihli toplantısına giderken de bu açıklamayı yapan Komite üyelerinden -deyim yerindeyse- hesap sormaya gittiler. Ama toplantıdan kararı onaylamış bir şekilde çıktılar.
İkinci şok gecikmedi
15 Eylül günü için geri sayım yapmaya başlamış olan Kürt kamuoyu, Kongre'nin bu şekilde ertelendiği kararının şokunu henüz atlatmamıştı ki, aynı saatlerde Federal Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’nin sözcüsü Omêd Sebah'ın açıklamasıyla ikinci şoku yaşadı. Sözcüsü Omêd Sebah, yazılı açıklamasında “Rojava heyetinin yaptığı incelemelerin sonucunda Rojava Kürtlerine yönelik katliam yapıldığına dair bir belge bulunamadı. Öldürülenler de iki silahlı örgütün çatışması sonucunda öldürülen kişilerdir” dedi.
Raporda ne vardı, niye açıklanmadı?
Oysa Barzani’nin çağrısı üzerine Birinci Kürt Ulusal Kongresi Hazırlık Komitesi tarafından kurulan Rojava heyeti, incelemelerini rapor haline getirip teslim etmiş, Hazırlık Komitesi da raporu onaylayıp desteklediğini açıklamıştı. Bu açıklamada, Rojava’daki katliama değinilmemişti. Peki niye yer verilmemişti? Çünkü heyetin ilk kuruluş aşamasında gerginlik yaşanmıştı. Hatırlanacağı gibi Mesud Barzani, Rojava’da katliam olup olmadığını araştırması için bir heyet kurulmasını önerdiğinde, ABD ve Rusya başta olmak üzere birçok uluslararası güç, katliama kınamıştı. KCK, böyle bir katliam için heyet kurmayı önermenin Kürtler adına bir talihsizlik olduğunu belirterek, sert tepki göstermişti. Bunun üzerine Kongre Hazırlık Komitesi Sekretaryası, Kandil'i ziyaret etti ve o ziyaretten sonra bir ara formül bulundu. Heyetin adının “katliamı araştırma” değil de “Rojava halkına destek ve durumunu inceleme heyeti” denilmesinde anlaşıldı. İşte Hazırlık Komitesi de Rojava heyetinin raporunu açıklarken hem Barzani’nin hem de KCK'nin bu hassasiyetini dikkate alarak, 'katliam var veya yok' demedi. Halbuki Rojava heyetinin Kongre Hazırlık Komitesi'ne sunduğu raporda, Rojava'da katliamın olduğu açıkça dile getirilmişti. Heyet üyeleri arasındaki tek görüş farklılığı katledilen insan sayısına ilişkindi. Kongre Hazırlık Komitesi'nin YNK'li temsilci Sadi Pira, “Bir kişi, 10 kişi fark etmez. Önemli olan orada bir katliamın yaşanmış olmasıdır” diyerek, Rojava heyetinin raporunda bir katliamın yaşandığına ama katledilen insan sayısına ilişkin farklı rakamlar olduğuna işaret etmişti.
Barzani 'kapıyı açmam' mesajını verdi
Hazırlık Komitesi’nin Rojava heyetinin raporuyla ilgili açıklamasından sonra herkes Barzani’nin sınır kapısının açılması için talimat vermesini bekliyordu. Fakat, önce Kongre'nin erteleneceği ve 'Rojava'da katliam yapılmadığı' eşzamanlı medya üzerinden sunuldu, ardından Kongre'nin ertelenme kararının açıklanmasına paralel olarak Barzani'nin sözcüsü tarafından "katliam yapılmadığı" açıklaması yapıldı. Elbette bunlar tesadüf değil. Barzani, Hazırlık Komitesi’nin kamuoyunu yanlış bilgilendirdiğini ima ederken, Hazırlık Komitesi de kapalı kapılar ardında “Barzani açıklamasını geri çekmezse Rojava heyetinin sunduğu raporun orijinalini açıklarız” diye mesaj gönderdi. Tüm bunlar Kongre tarihinin ertelenme nedenin salt Güney Kürdistan’da yaklaşan seçimlerle bağlantısı olmadığını yeterince gösteriyor.
O zaman sorun nedir?
Hewlêr'den tarafların tartışmalarına tanıklık edip yakından izleme fırsatı bulduğumuzdan üç temel anlaşmazlık noktasının altını çizebiliriz. İkisi, uzun süredir devam eden ama bir türlü bitmeyen iki komisyonun çalışma sahasına giren hususlar. Diğeriyse Kürt siyasi partileri arasında ciddi bir gerginliğe neden olan Rojava siyaseti ve Güney Kürdistan sınır kapsının hala kapalı olmasıdır. Şimdi detaylandıralım.
Kongre Modeli ve Siyasi komisyonlar
Birinci Kürt Ulusal Kongresi hazırlıkları başladığında çalışmaları hızlandırmak için 8 komisyon kuruldu. Tüm komisyonların çalışmalarını en geç 15 Ağustos'ta bitirip Kongre Hazırlık Komitesi'ne teslim etmesi gerekiyordu. Birçok komisyon çalışmasını zamanında tamamlayıp teslim etti. Çalışmasını zamanında tamamlayamayan iki komisyon vardı. Bunlarda biri Kongre Modeli, diğeri de Siyasi komisyondu (temel prensipleri de belirleyecek olan komisyon). Komisyonların raporlarını ve projelerini Hazırlık Komitesi'ne sunmaları gereken tarihin üzerinden yaklaşık 20 gün geçmiş olmasına rağmen ikisinin de raporları bitmedi. Çünkü model konusunda anlaşmaya varılamıyor.
Model konusunda neden anlaşılmıyor?
Kuzey Kürdistan eksenli partilerin hepsi kongre için 'eşbaşkanlık modeli'ni öneriyor. Bu konudaki esneme payı olarak da alternatif sunuyor: Eşbaşkanlık olmazsa 'konsey modeli' olsun ve dönemsel sözcülükler getirilsin.
PDK ve çeperindekiler, direkt bir 'başkanlık sistemi' kurulmasını, Barzani’nin de bu görevi ifa etmesini dayatıyor. Aslında KCK de Barzani’nin başkanlığına karşı çıkmıyor, eşbaşkanlık sisteminden eşbaşkanın Barzani olmasını istiyor. Fakat PDK, eşbaşkanlık sistemini reddediyor. YNK ve bazı partiler, eşbaşkanlığı kabul edip Barzani'nin eşbaşkanlığına itiraz ediyor. Bazı partiler ise ikisini reddediyor. Konsey ve dönemsel sözcülük önerisiyse ortada duruyor.
Delege sayısı/dağılımı ve karar sürecinde ağırlık
İkinci anlaşmazlık noktasıysa Kongre'nin delegasyonunun dağılımı hususunda yaşanıyor. Kararak süreçlerine direkt etkisinden dolayı herkes delegasyonu kendine göre düzenlemek istiyor. Üç farklı yöntem dayatılıyor:
- Mutlak eşitlikçi yaklaşım: Bunu dayatanlar ‘Kürdistan dört parçadır, 600 kişilik delegasyon sayısını dörde bölelim, her parçaya 150 kişi düşer' gibi düz bir mantık yürütüyor. 20 milyon nüfuslu bir parça ile 2-3 milyon nüfuslu bir parçanın bu yöntemle ne kadar adil bir şekilde temsil edileceği kuşku götürmez mi?
- Parçaların nüfusuna göre dağılım: Bu konuda da Kuzey Kürdistan parçasının delege sayısının neredeyse yarısını alma durumu ortaya çıkacak ki, bu durumu PDK başta olmak üzere Güney Kürdistanlı partiler kabul etmiyor, etmeleri de mümkün değil.
- Parçaların siyasi etkisine göre dağılım: Kuzey'in nüfusu çok ama statü sahibi Güney'in etkisi daha ağır veya Rojava'nın nüfusu az ama devrim sürecinde gibi… Bu konuda da ‘siyasi etkinin ölçüsünü kim, neye göre tespit edecek?’ sorusu meşruluğunu korumaya devam ediyor.
Rojava'nın durumu ve nüfuz mücadelesi
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de Rojava’nın durumu var. Barzani’nin açıklaması da zaten bu durumun önemine işaret ediyor. PDK, Rojava’da güç olamıyor, dayandığı yapay organizasyonlar, başarısız; dolayısıyla Rojava’daki Kürtler bir savaş halinde olmalarına rağmen sınır kapısını açmıyor. Orada katliamın olmadığını iddia ederek, sınır kapısının açılmamasını normalleştiriyor. PDK, açıkça bu şantaj kartını Rojava’dan pay istemine karşı öne sürüyor. Bunu görüşme masalarında açıkça “Rojava’da El-Parti eliyle bize pay verirseniz kapıyı açarız, vermezseniz açmayız” diyerek, dayatıyor.
Kongre yapılır mı, sınır kapısı açılır mı?
Ulusal Kongre’nin toplanabilmesi için her şeyden önce sınır kapısının açılması lazım. Sınır kapısının açılması için de iki yol var:
- Rojava’da PDK’ye yer açılacak,
- PDK Rojava siyasetini değiştirecek.
Aksi taktirde mevcut tabloyla Ulusal Kongre başlarsa Rojava halkına destek ve Güney Kürdistan yönetiminin sınırlarını Rojava’ya açması kararı çıkar. PDK de bunu biliyor; böylesi bir karara karşı çıkmanın dışlanmasına ve teşhirine neden olacağının farkında. Dolayısıyla PDK, Rojava’da istediğini almadan Ulusal Kongre’nin toplanmaması için elinden geleni yapıyor/yapacak.
25 Kasım’a ertelenen Birinci Kürt Ulusal Kongresi'nin kaderi detaylandırdığımız temel çatışma noktalarında varılacak uzlaşmaya bağlı.
Sonunu büyük iyimserlik taşıyan karamsar bir cümleyle bağlayalım: Kürt siyasi partileri uzlaşmazlarsa, Kürt Ulusal Kongresi'nin bırakın 25 Kasım’da toplanması, belirsizliğe havale edilmesi gündeme gelebilir.
NİHAT KAYA / HEWLÊR