• Devlet, meselenin yalnızca silahlı bir çatışma değil, aynı zamanda kimlik, hafıza, irade ve tarih meselesi olduğunu biliyor. Bu yüzden sistematik bir psikolojik savaş yürütülüyor.
  • Sürecin sürekli uzatılması tesadüf değil. Belirsizlik, iktidarın elindeki en kullanışlı araçlardan biri hâline gelmiş durumda. Çözülmeyen her sorun, kriz anlarında yeniden kullanılabiliyor.

 

AZAD SEÇKİNÖZ

Türk iktidarı, gerçek bir barış arayışında değil, zamana yayılmış bir kontrol ve tasfiye stratejisi uyguluyor. Kürt meselesi çözülmek için değil, yönetilmek için sürekli “süreç” başlığı altında dolaşıma sokuluyor. Devlet aklı, inkârla bitiremediği bir toplumsal mücadeleyi bu kez yorgunluk, belirsizlik ve algı operasyonlarıyla zayıflatmaya çalışıyor.

Bugün “barış”, “kardeşlik”, “normalleşme” gibi kavramlar samimi bir demokratikleşmenin dili olmaktan çok, siyasi mühendisliğin araçları hâline getiriliyor. Masada diyalog mesajları verilirken sahada baskı sürüyor; televizyonlarda çözüm söylemleri dolaştırılırken Kürt siyasetçileri hedef gösteriliyor, belediyelere kayyum atanıyor, muhalif her ses kriminalize ediliyor. Bu, organize bir ikiyüzlülük tablosudur.

Toplumsal meşruiyeti aşındırma

Asıl hedeflerden biri de Kürt Özgürlük Hareketi'nin toplumsal meşruiyetini aşındırmak. Devlet, bu meselenin yalnızca silahlı bir çatışma değil, aynı zamanda kimlik, hafıza, irade ve tarih meselesi olduğunu biliyor. Bu yüzden medya eliyle sistematik bir psikolojik savaş yürütülüyor. Bir gün hareket “bitmiş” gibi sunuluyor, ertesi gün “ülkenin en büyük tehdidi” ilan ediliyor. Çelişkili görünen bu propaganda aslında tek bir amaca hizmet ediyor: Toplumu manipüle etmek ve Kürt halkının iradesini yalnızlaştırmak.

İktidarın belirsizlik aracı

Sürecin sürekli uzatılması tesadüf değil. Belirsizlik, iktidarın elindeki en kullanışlı araçlardan biri hâline gelmiş durumda. Çünkü çözülmeyen her sorun, kriz anlarında yeniden kullanılabilecek bir siyasal malzemeye dönüşüyor. Ekonomik çöküş mü var? Gündemi “terör” söylemiyle değiştir. Seçim mi yaklaşıyor? “Barış” mesajlarıyla umut dağıt. Muhalefet mi güçleniyor? Milliyetçi histeriyle saflaşmayı derinleştir. Yıllardır uygulanan denklem tam olarak budur.

Artık toplumun geniş kesimleri şunu görüyor: Gerçek bir çözüm iradesi olsaydı, en temel demokratik haklar hâlâ tartışma konusu olmazdı. Kürtçe hâlâ siyasal gerilimin konusu yapılmaz, seçilmiş irade hâlâ gasp edilmez, milyonlarca insanın talebi güvenlik parantezine sıkıştırılmazdı.

Model olarak çözümsüzlük

Devletin yıllardır kurduğu düzen şu mantığa dayanıyor: “Sorunu tamamen çözme, tamamen de bitirme; kontrollü biçimde sürdür”, çünkü çözümsüzlük bazı iktidarlar için bir yönetim modelidir. Gerilim sürdükçe güvenlik siyaseti büyür, korku siyaseti canlı tutulur ve toplum kutuplaştırılarak yönetilir.

Elbette bir halkın hafızasını propaganda ile silemezsiniz. Kimlik taleplerini medya operasyonlarıyla yok edemezsiniz. Baskıyı “barış”; tasfiyeyi “normalleşme”; oyalamayı “süreç” diye pazarlamak gerçeği değiştirmez. Tarih gösterdi ki inkâr politikaları yalnızca acıyı büyüttü; demokratik çözümden kaçıldıkça kriz daha da derinleşti.

Gerçek barış; propaganda merkezlerinde değil, eşitlikte, adalette ve halk iradesine saygıda kurulur. Bunun dışındaki her “süreç”, yalnızca zamana yayılmış bir siyasi manipülasyondur.