Tayyip Erdoğan ve çetesi, "kontrollü çatışma" taktiği ile 7 Haziran’daki başarısızlığını giderme peşindeydi. Çatışmalı sürecin başlaması için de A, B, C planları olduğunu söylemişti. Şimdi Erdoğan kendi iktidar hırsı ve korkuları nedeniyle Türkiye’yi tam olarak kontrolsüz bir sürecin içine çekmiş bulunuyor.
Savaş ve çatışmayı derinleştiren politikaları ile hala sonuç alabileceğini düşünen Erdoğan ve çetesi; Türk ırkçılarını, devletçi siyasi partileri, devletten korkan bütün kesimleri de etrafına toplamış durumda. Yani sözde, Erdoğan şu an istediğini yapıyor. Türkiye kentlerinde ırkçıları Kürtler ve HDP’ye saldırtıyor, Kürdistan’da hergün düzinelerce asker ve polis ölüm haberleri geliyor, Kürt ilçe ve kentlerinde yasak bölgelerin sınırları ve zamanı giderek genişliyor, hergün sivil ölümlerle halk bastırılmaya çalışılıyor.
Peki bütün bunlarla Erdoğan ve çetesi istediğini alabilecek mi? Yani bütün bu baskılara karşı gelişebilecek direnişin karakteri hiç mi belirleyici olmayacak. Alın işte Geliyê Dostkî-Oremar (Dağlıca) eylemi, alın işte Iğdır’da, Cizre’de ve başka yerlerde katliamcı polislere yönelik geliştirilen misilleme eylemleri ve sonuçları... Erdoğan ve çetesi artık asker ve gerilla cenazelerini çatışma alanından alamayacak, polis artık sokaklarda rahat dolaşamaz bir noktaya geldi. Yani askeri alandaki direniş Erdoğan’ın bütün planlarını altüst edecek bir aşamaya hızlı bir şekilde ilerliyor.
Peki bu çatışmanın topluma yansıması nasıl oluyor? Erdoğan ve çetesi toplumu milliyetçi ayırım noktaları üzerinden PKK’yi marjinalize etme, öz yönetim iradesini kırma, HDP’yi işlevsizleştirme amacıyla MHP’nin milliyetçi oylarını kapmayı hedefliyor.
Evet, ırkçı saldırıları artık Erdoğan’ın gladyosu örgütlüyor, AKP’nin gençlik kolları öncülük ediyor. Ancak Türkiye toplumu bu ruh halini çok fazla taşıyamaz. Çünkü Erdoğan’ın ve AKP’nin ne mal olduğu yeterli düzeyde ortaya çıkmış durumdadır. Türkiye toplumu da Kürt düşmanlığının gereksiz bir devlet politikası olduğunun farkında.
Peki PKK marjinalize edilebilir mi? Bu sorunun en net yanıtını Erdoğan biliyor. Erdoğan, PKK’nin asla yenilemeyeceğini ve marjinal olamayacağını çok iyi biliyor. Erdoğan'ın bu gerçeği bildiği halde "En son silahlı militan kalana kadar mücadele edeceğiz" söylemini dillendirmesi, Ahmet Davutoğlu’nun "Bu dağları onlardan te-miz-le-ye-ceğiz!" diye inlemesi ne anlama geliyor? Bu sözler bitiş anlamına geliyor, Türkiye’nin yakın tarihinde başarısız cumhurbaşkanları, başbakanlar ve genelkurmay başkanlarının acı sonunu ifade ediyor. Yani Erdoğan ve Davutoğlu da kaybedenler kulübüne dahil olmak üzeredir.
HDP işlevsiz hale gelir mi? Hiç sanmıyorum. Türkiye’nin siyasal haritası artık yeniden şekillenirken HDP, toplumsal ve tarihsel bir ihtiyacı karşıladığı gibi, günümüzde de olmazsa olmaz bir siyasal dinamiktir. Yani Türkiye’de normalleşme de olsa, çatışmalı süreç de olsa HDP gibi bir siyasal partinin varlığı bir zorunluluk ve Türkiye halkları için tarihi bir şanstır.
Özcesi, Erdoğan savaşı istediği boyutta sürderemeyeceğini görecektir. Planladığı bütün provokasyonlar Kürt toplumu başta olmak üzere bütün toplumda direnişin büyütüleceği bir dinamik haline gelecektir. Bedeli ağır da olsa kazanan halklar olacak, kaybeden Erdoğan ve şebekesi olacaktır.
Yani Erdoğan’ın devlet politikası olarak "Kürtleri ezip iktidarını sürdürme" hesabı tutmadı, tutmayacak. Kürtlerin direnişi ise Kürtleri de Türkiye toplumunu da özgürlüğe taşıyacak.