
HAMDULLAH KESEN/MA/ADANA
Avukat Turgay Bek, Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde “Bomba arıyoruz” denilerek, koğuşların basıldığını ve köpeklerle arama yapıldığını söyledi.
Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar, 6 Kasım’dan itibaren 5’er günlük süresiz-dönüşümlü açlık grevi başlattı. Grevdeki tutsaklar, “PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını, karıştır barıştır uygulamasına son verilmesini ve arama adı altında yapılan koğuş baskınlarına son verilmesini" talep ediyor.
Grevdeki tutsaklarla görüşen Adana Barosu Cezaevi İzleme Komisyonu Başkanı Avukat Tugay Bek, baskıların giderek arttığını ve ihlaller sürdüğü müddetçe de eylemelerin süreceğini söyledi. Av. Bek, PKK'li tutsakların DAİŞ ve FETÖ'cülerle aynı koridorda kalmaları nedeniyle beraber açık görüşe çıktıklarını söyledi. Çeşitli vesilelerle bu durumu cezaevi idaresine ve savcılığa ilettiklerini, ancak bu uygulamada ısrar edildiğini belirten Av. Bek, “Bu uygulamadan kaynaklı bazı tutuklu ve hükümlüler, açık görüşe çıkmama eylemi yapıyor. İdarenin bu uygulamadan vazgeçmesi gerekir" dedi.
Tutsaklar rencide ediliyor
Koğuşlarda aramaların köpeklerle yapıldığını ve köpeklerin tüm eşyaları dağıttığını aktaran Av. Bek, "Tutuklular, bu durumu kendilerine yönelik rencide edici bir davranış olarak değerlendiriyor. Sorulduğunda ise ’Bomba araması yapıyoruz' şeklinde bir gerekçe sunuluyor. Yüksek güvenlikli bir cezaevinin koğuşunda bomba olma ihtimali mümkün değil. Cezaevi idaresinin bu uygulaması baskı ve sindirme amacını taşımaktadır” diye konuştu.
Cezaevi idaresinin dışarıdan gelen hiçbir kitabı almadığını vurgulayan Bek, şöyle devam etti: “Dış kantinden dilekçe verilerek kitap alınacağı belirtilirken dilekçe yazılıp dış kantinden kitaplar istenildiğinde ise idare değişik vesilelerle bu kitapların alımını engelliyor. Aramalarda da kitaplara hiçbir gerekçe sunulmadan idare ve infaz koruma memurları tarafından el konuluyor. İddianamelere, tutuklunun savunmasında kullanacağı notlara bile el konuluyor. Bu da bir hukuk ihlalidir."
Resime bile tahammül yok
Avukat Bek, Hüseyin Elkulak isimli tutuklunun yaptığı resimde elinde silah olan bir kadını çizmesi nedeniyle hakkında hem disiplin soruşturmasının hem de savcılık tarafından “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla soruşturma başlatıldığını ifade etti. Silahlı bir kadını resmetmenin “örgüt propagandası” suçu sayılamayacağını dile getiren Bek, bir resme yönelik tahammülsüzlüğün hak ihlalinin geldiği noktayı gösterdiğini söyledi.
Elazığ’dan dört aydır haber yok
Elazığ T Tipi Cezaevi’ndeki 6 kadın, cezaevi yönetiminin keyfi uygulamalarına karşı 32 gündür süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde.
Elazığ T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan 6 kadın keyfi uygulamalara karşı başladıkları süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 32. gününe girdi. Konu ile ilgili bilgi veren tutsaklardan Rozerin İldan'ın babası Nihat İldan, “Dört aydır çocuklarımızdan haber alamıyoruz, görüş yok. Orada ne olup bitiyor bilmiyoruz'' dedi.
İldan, şu bilgileri paylaştı: “Dört aydır gönderdiğimiz bütün mektuplar bize iade edildi, bütün görüşme taleplerimiz reddedildi. Rozerin’e kışlık elbise gönderdik onları bile almadılar. Dört ay sonunda cezaevinden tahliye olan biri aracılığıyla içeriden haber alabildik. Tutuklu bir arkadaşları tahliye oldu ancak onun vasıtasıyla haber alabildik ve öğrendik ki içinde Rozerin'in de olduğu en az 6 kadın tutuklu 30 gündür açlık grevi eylemi yapıyor.”
Söz konusu cezaevine dair Adalet Bakanlığı yetkilileri ile bir görüşme yapan HDP Batman Milletvekili ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Ayşe Acar Başaran, görüşmede olumlu bir sonuca varamadıklarını belirtti. Başaran, ayrıca Elazığ T Tipi Kadın Cezaevi müdürü ile de görüştüklerini ve görüşmelerinin devam ettiğini belirterek, “Sonuç alıncaya kadar girişimlerimiz sürecek” diye konuştu.
Ne olmuştu?
Elazığ T Tipi Cezaevi'nde devam eden kötü muamelelere karşı #ElazığdaİşkenceVar hasthagiyle kampanya başlatılmıştı. Cezaevini ziyaret eden avukatlar, "A Takımı" adlı grubun kadın tutuklulara fiziki şiddet uyguladığını belirtmişti. Geçtiğimiz haftalarda yangın var gerekçesiyle kadınların koğuşlarına tazyikli suyla baskın yapıldığı 4 kadının yaralandığı iddia edilmişti. Öte yandan cezaevindeki siyasi tutsaklara, üzerinde "terör" yazılı kimlik kartlarını takmaları dayatılmış, takmamaları halinde görüş, telefon, revir, kargo alma dahil bütün haklarından mahrum bırakılacağı öğrenilmişti.
Kürtçe eşliğinde halaya ceza
Ordu Cezaevi'ndeki 26 tutsağa, "Kürtçe şarkı eşliğinde halay çektikleri" gerekçesiyle açık görüş ve iletişim cezaları verildi.
Ordu E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan Şafi Kayhan, cezaevinde yaşanan hak ihlallerini gönderdiği mektupla kamuoyuyla paylaştı. Kaldıkları cezaevinde maruz kaldıkları hak ihlallerinin ve keyfi uygulamaların, her geçen gün artarak sürdüğünü aktaran Kayhan, mektubunda şunları kaydetti:
"Arkadaşlarımıza Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çektikleri için soruşturma açıldı ve bu arkadaşlarımızın bir kaçına 1 ay açık görüş, diğerlerine ise 3 ay boyunca iletişim araçlarından yoksun bırakma cezası verildi. Buna itiraz ettik ve itirazımız İnfaz Hakimliği’nce haklı bulundu. Ama bu karara savcının itiraz etmesiyle beraber 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gitti ve sonuç olarak disiplin cezası olduğu gibi onaylandı. Bunu Kürtçe anadilimize olan tahammülsüzlük olarak görüyoruz. Çünkü hiçbir şekilde Kürtçe mektup, faks veya herhangi bir yazıyı ne göndermemize izin veriliyor ne de almamıza izin veriliyor. Legal bir parti olan DBP'nin bana gönderdiği kartı, Kürtçe olduğu için zarfın içinden alıp, boş zarfı verdiler bana. Buna gerekçe olarak ise Kürtçe bilen memurların olmadığı söyleniyor."
Bir aylık üç aya çıkarıldı
Kayhan, mektubunda cezaevinde karşılaştıkları diğer hak ihlallerini de sıraladı. "Hafta sonu olduğu gerekçesiyle dilekçelerimiz alınmıyor. Önceden verilen 1 aylık disiplin cezası şimdi 3 ay veriliyor. Daha cezalarımız onanmadığı halde yazdığımız sevk dilekçelerimiz geri getiriliyor. Gönderdiğimiz çok sayıda dilekçe ve mektubun akıbetini öğrenemiyoruz. İtirazlarımızı ilgili mercilere ilettik ancak olumlu bir dönüş olmadı. Ailelerimizin gönderdiği kitaplar verilmiyor" diyen Kayhan, maruz kaldıkları bu hukuksuzlukla dair kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.
Cezaevinden işkenceye alındı

Tutuklandıktan sonra "Ek ifadesi var" denilerek cezaevinden TEM şubeye götürülen Mahmut Öngör’ün ağabeyi, kardeşine uygulanan işkencenin devam ettiğini belirterek, İHD’ye başvurdu. İHD, avukatları aracılığıyla Öngör ile görüştüklerini ve işkence iddialarının doğru olduğunu kaydetti.
Urfa’da 12 Kasım’da gözaltına alınan, 11 günlük gözaltı sürecinden sonra 23 Kasım’da tutuklanarak Urfa T Tipi Cezaevi’ne konulan ve 28 Kasım'da TEM Şube tarafından "ek ifadesi var" denilerek tekrar Emniyet Müdürlüğüne götürülen Mahmut Öngör’ün ağabeyi, kardeşine işkence yapıldığını belirterek İHD Urfa Şubesi’ne başvuruda bulundu. İHD Adana Şube Eşbaşkanı olan Öngör'ün ağabeyi Avukat İlhan Öngör, kardeşinin ilk gözaltına alındığı andan itibaren işkence gördüğünü belirtti.
İşkencenin tüm yöntemleri
Müracaattan sonra İHD Urfa Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan İHD üyesi ve Öngör'ün avukatı Mikail Yavuz, Mahmut Öngör’ün ağabeyi İlhan Öngör’ün kardeşi ile bir görüşme yaptığını belirterek, 12 Kasım’dan bu yana yaşananları şu sözlerle aktardı: "12 Kasım’da gözaltına alınan Mahmut Öngör gözaltına alındığı ilk 3 gün ailesine bilgi verilmedi. İşkenceye maruz kaldı. 11 günlük gözaltı süresinden sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi. 28 Kasım’da cezaevinden TEM polisleri tarafından ‘ek ifadesi’ alınacağı gerekçesi ile TEM’e getirildi. Dün kardeşi ile görüşen İlhan Öngör, kardeşine karşı elektrik verme, falakaya yatırma, kaba dayak fiziki işkencelerin yapıldığını, sol elini kullanamadığını, burnunun yaralar içinde olduğunu, yaraların elektrik verme ile yapılan işkence izlerine benzediğini, konuşmakta güçlük çektiğini, kardeşinin bir önceki sorgusunda susma hakkını kullandığı için işkence yapıldığını, hala gözaltı ve işkencenin devam ettiğini belirtti.”
Hastahaneye sevk edilmedi
Dernek olarak işkence iddialarını araştırdıklarını ve dernek üyesi avukatlar tarafından Mahmut Öngör ile bizzat görüşüldüğünü ve iddiaların doğru olduğunu kaydeden Yavuz, "Bunun üzerine Urfa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Dosyanın savcısı ile yaptığımız görüşmede, savcı konuyu bildiğini, şüphelinin hastaneye götürülmesi ve rapor alınması için kolluk kuvvetlerine talimat verdiğini beyan etti. Ancak Öngör ile yapılan görüşmede hastaneye götürülmediğini beyan etti" dedi.
İşkenceye maruz kalan Öngör’ün derhal tam teşekküllü bir hastaneye sevkinin sağlanarak tedavi altına alınması gerektiğini belirten Yavuz, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın sorumlular hakkında soruşturma başlatması gerektiğini ifade etti.
Ağabeyi: Birlikte direneceğiz
Yavuz’dan sonra konuşan Öngör’ün ağabeyi İlhan Öngör de hem avukat hem de insan hakları savunucuları olarak bu işkencelerin hem mağduru hem tanığı olduklarını söyledi. Öngör, geçmişte cemaat polisleri tarafından kumpaslar yapılarak, bugün ise 90’lı yıllardaki işkence yöntemleri ile ifadelerin alındığını kaydetti. İşkenceye dair bu tespitlerinin sadece Mahmut Öngör’e yönelik olmadığını söyleyen ağabey Öngör, "Yıllardır gerek cezaevlerinde gerek gözaltı sürecinde işkencelerin yapıldığı kamuoyu tarafından bilinen bir gerçektir. Biz insan hakları savunucuları olarak bu sürecin takipçisi ve direneni olacağız” dedi.