Bu toplum eğer eski Genel Kurmay Başkanı Koşaner’in internete düşen konuşmasını bile bu kadar kısa zamanda unutabiliyorsa, başı beladan kurtulamaz elbette. Çünkü gerçekte bela onun beyin hücrelerinde ya da kültür-eğitim genlerindedir. İçinde yaşadığı ilişkileri sorgulamayan bir toplumun kendi kaderini özgürce gerçekleştirebilmesi mümkün olmadığı içindir ki, Kul-Sultan ilişkisi bu tür toplumların bütün yönetme biçimlerinin alt yapısını oluşturur.
Hatırlayalım: Koşaner diyordu ki, „biz eylemsizlik kararı falan tanımayız. Operasyonları azaltmamızı isterlerse de bu emre asla uymayız, bildiğimizi okuruz.“
Oysa, son günlerde yeniden tırmanan çatışmanın ürettiği her ölüm sorgusuz sualsiz PKK’ye yüklenmeye çalışılıyor. Hani şiş kebabı, göbek dansı ve faili meçhulleriyle ünlü bu ülkede, devletin iç organları olan Ergenekon bağırsaklarından dökülen bunca pislik ve irin bile bu toplumu uyku modundan çıkaramadıysa; ve bugüne dek dillere persenk olmuş „bebek katili“ fotoğrafının arkasındaki cinayet şebekesinin devlet olduğu gerçeğinin mahkeme kayıtlarına geçmiş olmasına rağmen gerçeği araştıracak bir adım atılmamışsa...
Körlük devam ediyor...
***
Sivillere yönelik saldırılara, karşı çıkmak gerekir. Evet, kesinlikle karşı çıkmak gerekir. Ama propagandaya malzeme olarak kullanmak için değil, barışın zorunluluğunu anlatmak için bir gerekliliktir bu. Siviller, savaş dışında yaşayanlar değil, savaşan iki silahlı gücün arasında kalanlardır. Yani savaşı üreten nedenleri çözmek, savaşı bütün olarak yok etmek sivillere (ve elbette resmilere) yönelik ölümlere karşı çıkmanın biricik yoludur. Tarih gösteriyor ki, bir bütün olarak savaşa karşı durmadan, „sivillerin ölümü“nü engelleyebilmek asla mümkün olmayacaktır.
***
Ortada, otuz yılı kesintisiz süren yüz yıllık bir savaş var. Ve halkların çıkarlarının savaşta değil barışta olduğunu bilmek için, Türkiye Cumhuriyeti’nde devlet yöneticisi olmamak yeterlidir. Aynı coğrafya içerisinde, birbiriyle ilişkilenebilen konumlarda yaşayan halklar kendiliğinden „barış„ demezler. Tersine, bulunduğu yaşam alanını korumaya yönelik güdüsüyle yaşamını sürdüren hayvandan farklı olarak, insan, yaşam alanını işbölümünü, üretim ve paylaşım sistemlerini kendi içinde örgütleyerek devam ettirebilmeyi becerebilmiş bir varlıktır. İnsan aklının adalet değerleriyle ve eşitlenmiş konumlarda bütünleşerek devreye girdiği bir sosyal ilişkide barış kaçınılmazdır. Ama bu, ancak insanın bilinçli çabasının ürünü olabilir.
Devlet, yıllardır sürdürdüğü çocukluk hayalini, „PKK’nin parçalanması“ umudunu terk etmedi bugüne kadar ve şimdi tamamen bunun üzerine yoğunlaştı.
Hadi bir fantezi yapalım: Diyelim ki devletin bıkmadan sürdürdüğü çabalar sonuç verdi; sömürgecilik muradına erdi, ve Kürt halkının özgürlük hareketi yani PKK parçalandı.Ne olur?
Bunca deneyimden sonra bunu bilmek gerekir artık: Böylesine politize olmuş bir halk artık sürü davranışı içerisinde olmayı kabul edemez. Büyük küçük her parça, yan yana gelen her Kürt yeniden örgütlenecektir.Ve parçalardan her biri, yeni bir PKK olabilmek ve onun mirasını yanına alabilmek için programını belirleyecektir.
Gerçekleşmesi mümkün olmayacak bir hayalin peşinde koşarak „yok etmeyi“ düşünmek yerine, onunla anlaşarak var olanı birleştirmek, büyütmek en akıllıca olanı değil midir? .
Körlüğe son vermek gerekir.
***
Bu işin başka oluru yok demek ki! Siyasetle müzakere ederek çözümden başka şansı yok bu ülkenin. Çünkü biliyoruz ki demokratik, özgürlükçü, çoğulcu bir Anayasa da ancak bu koşullarda üretilebilir. Savaş koşullarından savaş yandaşı bir Anayasa’dan başka bir şey üremez.
Kürtler, geleceğe ilişkin bütün alternatif modellerini eylemli olarak göstermişler ve barışın, demokrasinin ve özgürlüğün yanında olduklarını her kez deklare etmişlerdir. Ortak vatan üzerinde birlikte yaşamın geleceği üzerine düşünmek ve karar vermek için şimdi sıra Türk halkındadır. Barışa, demokrasiye, özgürlüklere evet diyen emek merkezli bir Anayasa’nın savaş ortamından doğması mümkün değilse, barışın derhal tesisi gerekir.
Bunun için istekler çok açık: Devlet saldırılarının derhal durdurulması; Öcalan’a ilişkin infazın kaldırılması; BDP, DTK, KCK, PKK gibi Kürt siyasal iradesinin temsil organlarıyla kamuoyuna da açık barış görüşmelerinin derhal başlatılması.
Adım atmak, yürüyüşe başlamak demektir.
Körlük devam ediyor