Hayatta kalma içgüdüsüyle hepimizde varolma ilkel içgüdülerden bir tanesidir. Öyle ki beyin çok tehlikeli bir olay ve durumla karşılaştığı anda refleks gösterip kendini korumayı, düşünüp hareket etmeyi tercih eder. Bu içgüdü bütün içgüdülerin içinde en güçlü olandır. Bu içgüdü kontrolü ele aldığında bazı ilkel yanlarımızın ortaya çıktığı aşikardır.
Son gelişmelerde görüldüğü üzere yayılan virüse verilen yaşamsal tepki, alışverişte stoklama, talan ve bireysel temelde yaşamına devam etme ya da hayatta kalma durumudur, bu kaygı düzeyi davranışlarımız şekillendirir. Bu duruma sosyal psikoloji ile bakarsak durumun vehametini bir kaç kat daha artıracaktır yani niceliksel olarak herkesin aynı harekete yönelme çabası yapılacak olan davranışı kolaylaştırma ve kaygı düzeyini artırma da büyük rol oynamaktadır. Davranış biçimine psikanaliz ve sosyal psikoloji yönünden kısaca ele aldıysak da şuan yayılan virüs salgınının insanlarda karşılık bulduğu nörolojik boyutta da bakmak gerekir.
Beyin 3 kısmından oluşur ve travma ve tehlike anında sürüngen beyin harekete geçer ve bize önceliğimizin hayatta kalmak olduğunu düşünüp davranış boyutunu ve enerjiyi o yöne doğru aktarmaktadır. Beynin bu bölgesi “Akılla” değil içgüdülerle yönetilir. Bu içgüdü “hayatta kal” öyle güçlü bir hal alır ki bu güne kadar insanın sosyal yönü üzerinde yazılan bütün araştırmaları ve yazınsal çakışmaları yerle yeksan etmektedir. Beynin bu bölümün yegane mesajı; “ölme” yaşamak için her şeyi yap, kodu basittir: hayatta kal. Bu kaygı hayatta kalma amacıyla fiziksel tehlikeler karşısında ortaya çıkan bir zihinsel alarmdır. Bu durum bazen yeri geldiğinde saldırgan, kendini korumaya yönelik açgözlü ve kuşkucu bir yapıya oluşturur. Bireyin çıkarını korumaya programlanmıştır.
Koronavirüsü salgın zamanında yapılan stoklama ve talan edercesine yapılan alış verişleri yapan insan davranışlarını anlamak için ilkel beyni bilmeli ve nasıl çalıştığını öğrenmek gerekir. Kısaca içgüdüsel olarak kalmayacağı korkusu duyduğumuz şeylere daha çok ilgi gösteririz...
* Psikolog