Hazırlayan: Zabel MİRKAN
Zindana sığmayan sesler...
“Ne ettiyse bu bahar etti. Bu Newroz, halkın coşkusu-sevinci etti… Şaha kaldırdı bizdeki özgürlük tutkusunu. Gel de şu rutubetli, beti-benzi solmuş duvarlara sığ!”
Böyle diyor 2014’te Görülmüştür ekibine gönderdiği mektupta Gülazer Akın. Bir yılı aşkın süredir devam eden bu köşenin “sebebi”dir kendisi. Gazetemize gönderdiği bir mektupta tutsaklarla daha çok ilgilenilmesi, tutsakların daha çok gündem olması gerektiğini vurguluyordu Akın. Özellikle müebbet hapis cezası alan kadın tutsaklardan bahsediyordu mektubunda. Böyle başladı bu köşe, Gülazer’in katkısı ve desteğiyle. Köşenin asıl sahibi olan Gülazer’in hikâyesini geciktirdiğim için ondan özür dileyerek ve yine ona teşekkür ederek başlayayım yazmaya.
İki kitabı var
1975 Bitlis, Ahlat doğumlu Gülazer Akın. Genç yaşta katılmış Özgürlük Mücadelesine, ardından tutuklanmış. 1996’dan bu yana tutsak ve 8 yılı daha var. 1996’dan beri birçok hapishaneden sürgün edile edile Gebze’ye yerleştirildi. Gülazer yazar bir tutsak. Mektuplarla başladığı yazma serüveni onu yazar kılmış. Yazma tutkusunun da payı hayli büyük tabii. Belge Yayınları’ndan çıkan "Tencerenin Dibi" adlı bir romanı, bir de Aram Yayınları’ndan çıkan “Cinsiyetçiliğin Yaratımı: Çalınan Özgürlük” isimli kurgu dışı kitabı var.
Her duruma göre hazırlıklı olmalıyız
Gazeteye gönderdiği mektupta hapishanede sayılarının 90’a ulaştığını ve ek ranzalarla oda kapasitesini çoktan aştıklarını söylüyor, "deyim yerindeyse doğru düzgün hareket etmekte bile zorluk çekiyoruz" diye ekliyor. Son dönemde getirilen “gençler”den bahsediyor bir de, hepsinin pırlanta gibi olduğunu ve gerçekten haksız yere tutuklandıklarını söylüyor. Çoğu 8 Martlara, 1 Eylüllere katılmış bu insanların. Yani yürüyüş ve kutlamalara... OHAL ve savaş sonrası süreci ise şöyle değerlendiriyor Gülazer: “Bakur direnişiyle birlikte savaş başlayınca üzerine de OHAL gelince, afalladık biz. Çok kızıyorum bize, birçok şeyi bunları engel gösterip yapmıyor veya pasif davranıyoruz. Oysa hepimiz zaten OHAL çocuklarıyız. Kürdistan’da yıllarca OHAL vardı ve biz ona göre konumlanıyor ve mücadele yürütüyorduk. Şimdi dışarıdakilerden bir çöp bile istesen hemen OHAL engelini önümüze çıkarıyorlar. Oysa bizim her duruma göre politika ve hazırlıklarımız olmalıydı.”
Yayınevleri yayımlamaya yanaşmıyor!
Gülazer Akın, hasta bir tutsak aynı zamanda. Mide ülseri olan Gülazer’in yumurtalıklarında da kist var. “Katlanmak zorunda kalan ülkemin kadınlarına” diye başladığı Tencerenin Dibi kitabında alkolik ve çirkin bir adamla zorla evlendirilen bir kız çocuğunun hikâyesini ustalıkla anlatıyor. Demagojinin sularında yüzmeden, olduğu gibi; sadelikle anlatıyor derdini. Yazmak konusundaki tek sorunu ise yayınevlerinin hapishane edebiyatını ve yazarlarını görmezden gelmesi, onlara dışarıdaki yazarlar kadar ilgi göstermemesi.
Selahattin Demirtaş’a yazdığı mektupta dile getiriyor bunu Gülazer: “Yayınevleri, hapishanelerde yazılanları yayımlamaya yanaşmıyorlar. Bu emeklerin çoğu içeride olduğu gibi duruyor. Biz de içeride bir yayın komisyonu oluşturduk. Şimdi dışarıda bir yayınevi kurarak sadece hapishane edebiyatının toplumla buluşmasını sağlamaya çalışacağız. Ancak çok fazla zorluk ve imkânsızlıklar var. Dışarıdaki duyarlı yayıncılara bu vesileyle çağrı yapmış da olalım. Lütfen hapishane edebiyatına daha fazla ilgi gösterin.”
Mektup Adresi:
Gülazer Akın
Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu A-3