
Yakınlarının ‘Kostas’ diye çağırdığı Scurfield’in aile evini ziyaret edip annesi Vasiliki ve babası Chris’ten oğullarını dinledik. Oldukça uzun bir sohbetti, yaptığımız; tamamını buraya sığdırmanın imkânı yok. Fakat oğullarıyla ilgili anlattıklarının bu kadarı da, hem Kostas’ın ve Kürt direnişine katılan diğer Avrupalı gençlerin özlemini hem de uluslararası dayanışmanın güzelliğini yansıtıyor.
Özgür doğdu, özgür büyüdü
Vasiliki ve Chris, oğulları Kostas 5-6 yaşlarına gelene dek öğrenciliğe devam etmiş. Üniversiteyi ancak 1996 yılında bitirmişler. İşleri arkeoloji üzerine olunca da sürekli farklı kentlerde ikamet etmek zorunda kalmışlar. Anne Vasiliki, şöyle anlatıyor: “Çocuklarımız, eğitim süresince birçok okul değiştirdi. Gençlik yıllarınızda biliyorsunuz, arkadaşlarınız sizin için çok önemli oluyor; fakat oğlumuz Kosta için böyle değildi. Özgür doğmuştu ve çocukluğunda da, gençliğinde de hiç kimseye bağlı olmadan hareket edebiliyordu. Kostas, nereye gitsek popüler olmayı da başarmıştı.”
İlk hayali aktörlüktü
Kostas’ın küçüklükteki hayali, bir gün aktör olmaktır. Bu amaçla önce sirk eğitimine, ardından tiyatro okuluna gider. 17 yaşına geldiğinde birkaç oyunda kısa süre de olsa rol almayı başarmıştır. Anne Vasiliki, devam ediyor: “Aktörlük konusunda çok inatçıydı ve gerçekten bu alanda kendini kanıtlamıştı. Ona destek oluyorduk. Ayrıca doğaya karşı da aşkı vardı. Evimizin arka bahçesinde her zaman Kostas’ın yetiştirdiği bir şeyler bulunuyordu. Kuşları, tavukları besliyordu.”
Baba Chris ise, şöyle devam ediyor: “Biz Kostas’a doğayla ilgili sadece bazı tavsiyelerde bulunuyorduk. Ama mesela yumurta toplamayı kendisi çaba göstererek öğrenmişti. Arka bahçede sürekli bir şeyler ekip biçiyordu. Zevkle keşfediyor ve üretiyordu. Daha sonra bir arkadaşıyla şehir dışında bir bahçe kiraladı ve sebze yetiştirmeye başladı. Birçok tavuğu, ördeği ve sebze bahçesini bu küçük bahçeye sığdırmıştı.”
Venice yolculuğu
Kostas’ın gençlik yılları, bir macera ardından ‘son bulur’. Londra’dan Venice’ye yaptığı yürüyüş, onu olgun bir insan yapmıştır. Kostas, bu uzun yolu yalnızca iki çift ayakkabı, su geçirmez bir çanta ve cebinde 80 Pound ile yürümüştür. Yol boyunca gördüğü tüm dilencilerle parasını paylaştığı içinse Venice’ye ulaştığında parası kalmamıştır ve babasını arar. Döndüğünde, artık paraya, kıyafete veya başka maddi şeylere değer vermeyen biri olup çıkmıştır.
Orduya giriş
Ailesi bu dönemdeki Kostas’ı, “Kafasına koyduğu şeyi mutlaka yapardı” sözleriyle anlatıyor. Yunanistan’daki 6 aylık askerliği de bu yürüyüşün ertesine denk düşer. Döndüğünde ailesine, İngiliz ordusuna girmek istediğini açıklar. Anne Vasiliki anlatıyor: “Erik Yunanistan’dan döndükten sonra İngiliz ordusunda işe başvurdu. İngiliz ordusuna girmek çok zaman alan bir süreçti. Birçok zorlu sınavı geçti ve orduya alındı. Normalde ancak 8-9 aylık bir eğitim ardından ‘Royal Marines’ olabiliyorsunuz ama Kostas bu aşamayı 2 ayda geçmişti. Fiziksel olarak çok güçlüydü… Bu dönemler, 2011 yılına denk gelir. Önce Exeter bölgesinde, ardından İskoçya’da göreve gönderildi.”
İki hatıra
Bu dönemde de Kostas’ın öne çıkan iki özelliği, kafasına koyduğunu yapması ve yardımseverliğidir. Annesi, orduya katılmasında da zaten, yardım çalışmalarına katılabilme isteğinin etkili olduğunu belirtiyor. Ve orduda yaşadığı iki anıyı anlatmaya başlıyor:
“Kostas orduda eğitimine devam ettiği dönemde, hafta sonlarında eve dönmesine izin veriliyordu. Bir tatilde askeri bölükte kalmayı tercih etti. Tüm parasını banka hesabından çekip ulaşamayacağı bir hesaba aktarmış ve bulunduğu kamptan 5-6 saat uzaklıktaki bir köye koşmak istemiş. Bunun için tüm Cumartesi’yi koşarak geçirmesi gerekiyor tabii ve bunu yapmış. Gece yarısı geçtiği köylerden birinden polisi aramışlar, büyük ihtimalle karanlıkta koştuğu için hırsız olduğunu düşünmüşlerdir. Bir yamacın kenarında polis ona yaklaşmış ve koşamayacağını söylemiş. Kostas durumu anlatmış, yine de otele git demişler. Bunun üzerine beni arayıp borç para istemişti.”
“Kostas’ın bir başka anısı ise yine insanlara yardım etmesiyle ilgiliydi. Ordudayken bir vakıf, evsiz insanlara bütçe oluşturmak için koşu düzenlemiş, Kostas da katılmış. Bu esnada yolda yumurta satan bir çocuk görmüş ve cebindeki 1 Pound ile yumurta almak için yolunu değiştirmiş. Bunun üzerine arkadaşları Kostas’a ‘Benedikt’ lakabını takmış. (Benedikt, çırpılmış yumurta ile yapılan bir yemek.)”
Şengal’i gördü ve karar verdi
Peki Kostas’ı Rojava’ya ‘çağıran’ ne oldu? Anne ve babası, bunda asıl etkili olanın Şengal’de Êzîdî Kürtlere yaşatılan soykırım olduğunu belirtiyor. Kostas, ordudaki ikinci yılının sonlarında, Şengal’de yaşananları haberlerden öğreniyor ve bilgi toplamaya başlıyor. Vasiliki anlatıyor: “Kostas o günden sonra Êzîdîlerin acısına yürekten ortak olmuştu. O dönemlerde İngiliz ordusu içinde de Şengal’e gitmek ve Êzîdîlere askeri yardım etmek konuşuluyordu. Kostas böyle bir beklenti içine girmişti. İngiliz askerinin müdahale etmesini ve DAİŞ zulmü altındaki insanları kurtarmasını çok istiyordu. Bir komutanına konuyu açmış ve küçük bir tartışma yaşamışlar. Kostas, İngiliz ordusunun müdahale etmeyeceğini öğrendiğinde çok sinirlenmiş ve tepki göstermiş.”
‘Bir şeyler yapmak gerek!’
Kostas, ‘izlemekten’ mutsuzdur, bir şeyler yapmak gerektiğini düşünmektedir. Bu sırada anne babasına da sürekli “Bir şeyler yapmak gerek!” der. Aile, oğullarının can güvenliğinden endişe ettiği için her seferinde karşı çıkar.
“Kostas DAİŞ’ten tiksiniyordu” diyor Vasiliki ve devam ediyor: “Kostas başta özellikle Êzîdî insanları araştırıyordu. Merak ediyor, daha çok şey öğrenmek ve onlara yardım etmek istiyordu. Elbette Êzîdîleri araştırırken Kürtleri de öğreniyorsunuz. Kostas bu araştırmaları yaparken YPG’nin ‘terör’ listesinde olmadığını da öğrenmiş ve artık YPG’ye katılmanın yollarını aramaya başlamış.”
İlk deneme ve yakalanma
Ve Kostas, gitmek konusunda ilk adımı da atar. Baba Chris, devralıyor sözü: “2014’ün Eylül ayında Kostas, İngiliz ordusuyla, bir dizi eğitim için ABD’ye gitmişti. Buradan Rojava’ya gitmek için uçağa binmek istemiş ama havalimanında polis tarafından engellenmiş, birliğine tekrar teslim edilmiş. Ordu onu İngiltere’ye geri gönderdi. Yaklaşık 2 hafta, antiterör polisi tarafından sorgulandı. İşin sonunda suçlu bulunmamıştı çünkü YPG’ye katılmak suç değildi.”
Engelleri aştı ve gitti
Anne Vasiliki ise aynı süreci şu sözlerle anlatıyor: “Kostas Rojava’ya gitme konusunu her açtığında onunla ciddi tartışmalar yaşamaya başladık. Ona yardım etmek için ille de oraya gitmesi gerekmediğini anlatmaya çalışıyorduk. Burada mcüadele vererek de oradaki insanlara yardımcı olunabileceğini anlatmak istiyorduk. Bilgimiz dahilinde olan gitme girişimlerine engel olduk. Kostas sonunda oraya gittiğinde, bizden habersiz bunu başarmıştı.”
Kostas, sosyal medya üzerinden çeşitli görüşmeler yaparak güzergâhını netleştirir. Artık DAİŞ’i durdurmak üzere yola çıkmıştır. Önce Almanya’ya, oradan da bir şekilde Rojava’ya geçer. Ordudan ayrılmıştı; bir onur belgesi de almıştı. Komutanları, Rojava’ya gideceğini biliyordu. Kostas, gitmeden önce komutanlarına, “İsterseniz oraya bir İngiliz askeri olarak da gidebilirim ama herhalde sizin için bir skandal olur” demişti. Ordu, gitmesini yine de istemiyordu; bu nedenle pasaportuna Yunanistan ve Türkiye’ye giriş yasağı da koymuşlardı. Ama o yine de başardı.
‘Anne ben Derik’teyim’
Kostas’ın gidişi ardından ailesi, bir süre ondan haber alamaz. Facebook üzerinden ulaşmaya çalışırlar ancak başarılı olamazlar. Birkaç gün geçtikten sonra ise nihayet ilk mesaj ulaşır: “Anne ben Suriye Derik’teyim, insanlara yardım ediyorum.”
“Haber alabildiğimiz için çok mutluyduk. Söylemeden gittiği için kızgındık sadece, ona bir şey olmasını istemiyorduk” diyor anne Vasiliki. Baba Chris ise, o süreci şöyle özetliyor: “İlk başta geri dönmesini istedik. O da zaten 5 ay içinde dönmeye hazırlanıyordu. Bölge milletvekilimizden gidip onu getirmek için yardım istedik. Onun yaptığı temaslarda ortaya çıktı ki, İngiliz devleti DAİŞ’e katılanları biliyor fakat DAİŞ’e karşı savaşanları görmezden geliyordu. Hiçbir rakam net olarak verilemiyordu.”
Aile bu süreç ardından ara sıra Kostas’la telefonla görüşebilmeye başlar. Ailesine, yapması gerekeni yaptığını, bir ‘Royal Marines’in insanlara yardım etmek zorunda olduğunu söyler. Bir yandan da ülkesinin Rojava’ya yardım etmek için asker göndermesini umduğunu sürekli söylemektedir. Hatta öyle ki, anne babası her “İngiliz ordusu gelmez” dediğinde kalbi kırılır, üzülür. Bir süre sonra artık o, İngiliz ordusunun bir mensubu değil, YPG saflarında yiğit bir savaşçıdır. Kostas Erik Scurfield, Şengal Dağları’nda ‘Heval Kemal’ olarak bilinir.
‘Korkuyorduk’
Anne Vasiliki, anlatıyor: “Kostas, Şengal operasyonunda yaralanan Amerikalı YPG’liyi yalnız başına kurtarmasıyla da biliniyordu. YPG’nin Heval Kemal’i, korkusuz bir savaşçıydı. Biz ise korku içindeydik, çok korkuyorduk. Duyduklarımız bize çok endişe veriyordu. Kostas, yaptığı her işi iyi yapmaya çalışırdı, bunu biliyorduk. Orada da ön planda olacağını hissediyorduk.”
Baba Chris: “Korkularla yaşıyorduk, uykusuzduk, sanki geriye doğru sayıyorduk. Bir sona yaklaşıyor olma hissi bizi çok korkutuyordu. Kostas’ı iyi tanıyoruz, onun hiçbir şeyden geri kalmayacağını, gönüllü bir şekilde en önde savaşacağını çok iyi biliyorduk. Bu da bize onu kaybetme korkusu yaşatıyordu.”
Şehadeti öğrenme anı…
Gerçekten de Kostas, cephede cesaretiyle tanınan bir YPG savaşçısına dönüşmüştür. Bir süre sonra Til Berak’ta, DAİŞ çeteleriyle girilen bir çatışmada şehit düşer.
Chris: “Kostas’ın ölümünü ben öğrendim. Evdeydim, Sun gazetesinden bir muhabir kapıyı çaldı. Onu geri gönderdim. Daha sonra Guardian gazetesinden bir telefon aldım. Görüşme esnasında o gazeteci bana, Kostas’ın Rojava’da öldüğünü söyledi. Kostas’ı kaybettiğimizi öyle öğrendim.”
Vasiliki: “Chris’in Guardian muhabiriyle görüşmesi ardından bizi Mark Campbell aradı ve durumu onayladı. Birkaç gün sonra Mark, Arzu ve Eylem ziyaretimize gelerek durumu detaylı bir şekilde aktardı.”
Chris: “O telaş içinde televizyonu açtık, şok olmuştuk. Saat 10 haberlerinde tüm kanallarda oğlumuzun ölüm haberi vardı.”
Vasiliki: “Akşam geç saatlerde yine milletvekilimize danıştık. En azından Kostas’ın cenazesini geri alabilmenin yollarını araştırmak istiyorduk. Bize birkaç gün içinde YPG’den bir zarf gönderildi. İçindeki mektupta Kostas’ın nasıl öldüğünü anlatan doktor raporu ve fotoğrafı yer alıyordu.”
Kostas nasıl şehit düştü?
Kostas, Til Hemis kentinde, zırhlı araç ile bölgeden yaralıları ve sivilleri uzaklaştırma görevini birkaç arkadaşıyla birlikte yürütmekteydi. Zırhı aracın silah bölümündeki arkadaşı, elinden vurulmuştu. Silahı Kostas devraldı. Arkadaşları ona, yapmamasını, yorgun olduğunu söyledi ama Kostas dinlemedi. Silahın başında geçerken, “Eğer ben çıkmazsam, başka bir Kürt buraya çıkacak” demişti.
Kostas, silah başındayken RPG ile sol omzundan vuruldu ve orada yaşamını yitirdi. Araçtaki diğer arkadaşlarından bazıları ise sağır oldu; ama tek şehit Kostas’tı.
Baba Chris, Kostas’ın cenazesini alma işlemlerini ise şu sözlerle anlatıyor: “1 hafta geçmeden oraya gittim. Talabani bize çok yardımcı oldu. BBC’den gazeteci Jim, Talabani’yi yakından tanıyordu. Bize numarasını verdi. Talabani’ye öyle ulaştık. Onun sayesinde 6 hafta alacak işlemler, iki günde bitti ve Kostas’ı Britanya’ya getirebildik. Oradayken Kürtlere büyük güven duymuştum. Rojava’dayken ise benimle PYD yetkilileri ilgilendi. Cenaze ile Süleymaniye’ye döndük. Londra’ya dönmeden önce de buradaki Kürtler bütün ayarlamaları yapmıştı. Uçak biletimizi de ödemişlerdi. İlk aşamadan itibaren çok yardımcı oldular.”
Kürt halkına mesaj
Kostas’ın, Heval Kemal’in anne ve babası, gazetemiz aracılığıyla Kürtlere birer mesaj da ilettiler.
Vasiliki: “İngiltere’deki Kürtler, Kürdistan’ın sesi olmalı. Politik olarak çok aktif olmalılar, lobi çalışmaları yapmalılar, örnek olacak çalışmalar yürütmeliler. İngiltere’de yaşayan genç Kürtlerin politik parti kurduklarını görmeyi çok isterim. Bu, şu anda mevcut olan politik partilere de alternatif olur. Ekolojik, eşitlikçi toplum anlayışını İngiltere’ye ancak böyle taşıyabilirsiniz. Bu prensiplerde bir parti, İngiltere’de taban yaratır ve Kürdistan’da da yardımcı olur. Gençlerin bunu yapması gerek. Kürt hareketinin yabancıları daha çok katması gerek.”
Chris: “Kürtler çok iyi iş yapıyor. DAİŞ belasının Kürdistan’da olmadığını düşünebiliyor musunuz? Eğer olmasaydı, Kürtler bugün dünyaya örnek olacak bir noktaya gelmişti. Kürtler olmasaydı, DAİŞ Ortadoğu’yu saracaktı.
Kürt insanları ailemize çok yardımcı oldu, teşekkür ederiz. Kürtlere tüm insanlık adına verdikleri mücadeleleri için teşekkür ederiz.”
Kürtler yürekten sevgi dolu
Anne Vasilikis: “Yaşadığımız tüm süreçlerde Kürtler, bize çok yardımcı ve destek oldu. Kürtler hakkında bilgi edinmeye Kostas Suriye’ye gidince başlamıştım. Kostas’ı kaybedince Londra’daki Kürt dostlarımız evimize de geldi; çok iyi ve yürekten sevgi dolu insanlar.
Kostas’ın ölümünün ardından internetten bir imza kampanyası başlattım. Bu kampanyada başta PKK’nin terör listesinden çıkarılmasını ve Êzîdî insanlara yardımcı olunmasını istedik. 8 binden fazla imza topladık ve Başbakanlığa gönderdik. Bize bir mektupla cevap verdiler. Diyordu ki, ‘Biz İngiliz devleti olarak zaten Kürtleri destekliyoruz, peşmergeyi destekliyoruz.’ Peşmerge sözünü her duyduğumda, ‘Onlar YPG ile aynı şey değil’ diye kendi kendime isyan ediyordum ama İngiliz devleti bunu anlamak istemiyordu.
Aile olarak bu süreçte birçok kesimden destek gördük. İngiliz basını da yanımızda oldu. Ama sadece Türk basını bize karşı çirkin haberler yaptı.”
EREM KANSOY/LONDRA