Türkiye bambaşka bir ülke artık. Ne olacağı ya da nasıl bir toplumsal yörüngeye oturacağı an be an merak konusu olan serseri bir gezegen. Hitler örneği herhalde daha uygun. 2.Dünya Savaşı sonrası kurulan “hür dünya” onun sapık, psikopat ve rahatsız olduğu için bu denli büyük bir yıkım yarattığı savını işledi. Karikatürlerde yoz ve sapık bir canavar Hitler algısı. 

Oysa Adolf Hitler böyle biri değildi. İnsan ilişkilerinde oldukça kibar, Goethe okuyan, Strauss ve Wagner dinleyen “istikrarlı” her Alman gibiydi. Arendt’in sıradan kötülük dediği şeydi bu. Muhafazakar bir Alman’dı o. Kimse bir onbaşı ve kötü bir ressam olan Adolf’un şansölye olacağını bilemezdi. Benzer “hiçkimseler” generallere yalakalık ederek Tayyip Erdoğan’ın muhtar bile olamayacağını yazan Hürriyet “gazetesi”nin, bugün de Führere-Reise bağlılık yeminleri edeceğini bilemezdi. 

Siz Erdoğan’ın artık şiir okuyan ve sevgi vaaz eden bir cümlesini son yıllarda duydunuz mu? 2001 krizinin havasından sevgi-muhabbet vs. retoriği epey iş gördü, şimdi de öfkenin ve “taşan sabrın” belagati... Öyle bir zembereğinden boşalma ki; hepimizden tiksindiğini böylesine çarpıcı ifade edebilen bir düşmanımız olduğunu dehşet içinde hissediyoruz. Tayyip Erdoğan korkunç.

Biraz Sakallı Nurettin Paşa, biraz Kenan Evren, biraz da kendisi. Bağırması ve üstün belagati ona katılmamıza yeter. Haykırırken kastettiği şeyin ne olduğunun farkına varmadan ondan oluveriyoruz. Çobanlık öyle kolay değil.

Onca basın kurumunu, dergiyi ve derneği kapatarak bedenini kötü niyetli bir tümörden temizler göstermede Hitler’den daha mahir. Çünkü onun Goebbels’i vardı. Erdoğan ise nefretini, yalnız eder bu ülkede. Önce o nefret eder, sonra herkes onun nefret ettiklerinden nefret eder. Herkes onun kudretli nefret katarına dahil. Duygulanımlar onun, “duygulananlar” tüm memleket. Tüm memleketin doldurulduğu bu “katar” katrankara yerlere doğru gitmekte...

Gene imam belagatli, esans kokulu ve gür sesiyle sabrı taşan inancın haykışı olarak...Hergün kafamızın içinde çınlayan bir AKP azarı!

Toplumun ahlak eşiği dediği çocuk tecavüzü meselesini hiç bir biçimde gündemine almıyor. Bilindik muhafazakar “evlatlarımız” retoriğine bile minnet etmeden, tecavüzü topluma karşı bir özel harp metodu olarak sürdürüyor. Annelikle, babalıkla ve çocuklukla; kısacası en masum ve kutsal insanlıkla en çirkin ve sapık "oyunu" oynuyor. 

Tüm dernekleri kapatıyor; ama çocuk tecavüz merkezleri haline gelen Ensar’a zinhar dokundurtmuyor. Belki de kapısında polis koruyordur.

Bu ülkenin Ermeni Soykırımından, Kürt katliamlarından beri lince, katliama ve tecavüze dair gözeneklerinde ne varsa onun kurumsal-toplumsal yönetimi haline geliyor artık. Nefreti ve tecavüzü bir enstrüman olarak, dahası rejim olarak kullanacak Erdoğan. Hepimiz çok farklı edep ve namus yorumlarının yaratacağı dehşete hazır olalım.   

Yanında çalışan insanların inanılmaz kişilik yoksunu, hatta mümkünse hiçbir yeteneği olmayan insanların “başbakan”, “içişleri bakanı” olması tesadüf mü? Herkesin her şey olabileceğinin iması mı?

AKP, söylemin sonuna gelmiş ve yalnızca çıplak zora kalmıştır. Bir siyasal iktidarın tahrip gücünden çok daha geniş çaplı bir dejenerasyon rejimi AKP. Hiçbir hükümet ya da iktidar toplumsal akıl, duygu ve vicdanı bu denli kör sapaklara yöneltmemiştir. AKP yaraları onulmaz.

Bir gün bu cinnet rejimi bitince herkesin kendine gelmesi ve sağlıklı tepkiler vermesi uzun sürecek.

Karla kaplı yolların açtırılması da dahil her şey, lütufa ve Erdoğan etrafında tepişen fanatik kitleye yarasın diye. 

Yürüyen şey siyaset değil artık, cinnet. Bir toplumsal cinayet provası yapılıyor. Savunduğumuz tüm değerler, tüm değerlerin dejenere edildiği bir dinci fanatizm tarafından silinmek isteniyor. 

Mağrurun sürekli hakaret ederek bünyeleri her gün hırpalayan yüksek-erkek sesli hor görüyü sistemleştirmesi, dayanılır gibi değil artık. 

Bir askeri darbenin bu koşullarda bundan daha başarılı olacağına asla inanmıyorum. Zira üniformalı darbeye direnç, psikolojik olarak tepkiye dönüşebilir ama “meşru ve yasal” bir kıravatlılar rejiminin yaptığı darbe anayasal, düzen ihdas eden ve yöneten pozisyonda bulur kendini. 

O halde 15 Temmuz’daki darbe gerçekleşmiştir. Gerçekleştirilen darbe gerçekleştirmek isteyenlerin aktörlüğünde değildir, o kadar. Yoksa, “vaziyet” hasıl olmuştur.  

Hakikate gelince; Kürt Halk Önderi’nin “uykudaki gerçeklik” dediği hakikat, kesin reddiyede ve karşı çıkmakta. AKP’ye yakında “Tecavüz yasası FETÖ komplosuydu” dedirtecek bir kudreti var kadınların. Gerçekliği hakikate dönüştürecek kudrete sahip olduklarını bir kez daha gördük kadınların.

“Hakikat hepimizi özgürleştirecek”.