
‘AKP, bütün Cumhuriyet tarihinin kötülükleri ve deneyiminin toplamından inşa edilmiş bir kötülüktür” sözlerini Erdoğan için sarf etmek daha yerinde olacaktır. Ancak sonuç itibariyle, Erdoğan AKP’dir, AKP ise Erdoğan’dır. Amiyane tabirle, “Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsi batasıca mutlaka cinsine çeker” misali, AKP’yle olan bir Erdoğan mutlaka Erdoğan’a yani kötülükleri ve deneyiminin toplamından inşa edilmiş bir kötülük olmaktan kendisini kurtaramaz.
Bir Türkiyeli aydın ve gazeteci aylar öncesinden, “Evimizin kapısından çıkamayacağımız günler gelebilir” demişti. Dikkat edersek, Türkiye’de giderek bireylerin -özelde de bu bireyler eğer muhalif iseler-evlerinin kapısının öne çıkmalarını bırakalım, artık camlarında bakamaz duruma şimdiden getirilmeye çalışılıyor.
Aynı gazeteci daha o zaman; “Bu ülkede diriltebileceğiniz en kolay savaş aracı Kürt nefretidir,” diye tespit etmişti. Dikkat edersek Erdoğan’ın öne sürdüğü savaş aracı işte bu Kürt düşmanlığı olmuştur.
Kürtlere karşı nefretin hangi düzeye vardırıldığını bizler yıkılan şehirlerden, yakılan cenazelerden, yerlerden sürüklenen bedenlerden, meydanlarda bilinçlice ve hedef gözeterek keskin nişancılar tarafından katledilen çınarlık analardan, buzdolaplarında naaşları kaldırılmak zorunda bırakılan 35 günlük bebeklerden biliyoruz. Dahası Şengal’in bombalanmasından, Rojava’ya hava saldırılarından bildiğimiz gibi Amerikalarda bizatihi kötülüklerin bileşkesi olan kişinin korumaları tarafından tekme tokat dünyanın gözleri önünde vurmalarında biliyoruz.
Kürt düşmanlığını bu düzeyde tırmandırmanın elbette hem politik nedenleri var hem de zihniyetle yani ideolojik bakış açısıyla bağlantılı yönleri vardır. Politik yönü tüm faşist yapıların ortak bir noktası olarak ortaya çıkan milliyetçilik ve ırkçılık temelinde bir yapıyı hedef göstererek, çoğunluğun duygularını kamçılamayla kendine güç toplama taktiği iken, ideolojik yönü ise böyle kişiliklerin ve yapıların özlerinin dışa vurumu olmaktadır.
Türkiye ve Osmanlı tarihini bilenler bilirler ki, bu zihniyet yapısı Ermenileri, Süryani-Keldani-Asurileri, Çerkezleri, Alevileri, Êzîdîleri, Yunanları ve ardından da Kürtleri Soykırımlarda geçirmiştir. Bunu yaparken elbette aynen Erdoğan gibi ulusalcıları da yanına alarak bunu yapmayı esas almak için özen göstermişlerdir.
Bilelim ki, “ulusalcılık solculuk değildir, sol maskesini kullanan çok katı bir ırkçılıktır, fanatik milliyetçiliktir. Irkçılık derecesindeki milliyetçiliğini, şeklen sol jargona yerleştirip “vatanseverlik” ajitasyonuyla gizlemeye çalışmanın” Kürt düşmanlığı ve halkların düşmanlığı söz konusu olduğunda kamuflajı mümkün olmamaktadır.
Aynı yazar AKP ve Erdoğan’ı bir siyasi partiden çok bir mafya örgütüne ve mafya reisine benzetmektedir ki, doğru olan da budur. Dikkat edersek, iç ve dış prosedürleri, dünyanın öbür ucunda reislerini koruma yöntemleri, muhalifleri cezalandırma ve susturma yöntemleri tamamen mafya tarzındadır. Halkları Cizre, Nusaybin ve başka yerlerde katletme biçimleri de tümden mafya tarzındandır. Hiçbir hukuki prosedüre riayet etmedikleri gibi, çıkarları neyi gerekli kılmış ise öyle yapmayı esas almışlardır. Bunu kimi zaman açıktan kimi zamanda gizliden yapmışlardır. Ancak her hâlükârda çete yapılarını çete reislerinin istemleri neyi gerekli kılmış ise onu yapmayı kendilerine esas alan bu yapı sözün tam manasıyla kötülüklerin toplamı haline çoktan gelmiştir.
Aynı yazarın; “AKP, tabandan en tepesine kadar herkesin birbirine bağlı olduğu, menfaat birlikteliğiyle inşa edilmiş bir suç piramidi” olduğunu ifade etmesi bu gerçekliğin tam da kendisidir. Piramit çöktüğü andan itibaren piramidin tüm taşları aynen nasıl ki Hitler’in has elemanları ve çeteleri Nürnberg Mahkemelerinde yargılanmış iseler, aynen o tarzda tüm bu çete ve suç yapısı yargılanacaklarını bildikleri için, suçlarına daha büyük suçlar katarak, ırkçılıklarına ise daha fazla ırkçılık, faşistliklerine ise daha fazla faşist uygulamalar katarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Sözde İslamcı olduğunu söyleyen aynı çete yapısı halbuki bugün Türkiye’de kapitalizmin tüketim kültürünü tüm topluma yayarak, toplumu tüketim kültürünün yani bireyciliğinin kurbanı haline getirerek toplumu param parça ederek güya kendisini ayakta tutacak…
Uzatmadan belirtelim ki, kötülüklerin toplamı olan Erdoğan ve partisi istediği kadar faşizan yöntemler uygulasın, yapabildiği kadarıyla Kürt katletsin, elinde geleni arkasına koymadan tüm sol ve demokrat çevreleri ezmeye çalışsın, ancak Erdoğan ve partisi yine ona kanka olarak duran Bahçeli’nin sona doğru geldiklerini, hem uyguladıkları şiddetin dozajından hem de freni patlamış bir kamyon misali oraya buraya rastgele ezme istemeleri özü itibariyle dile gelen sonun başlangıcını göstermektedir.
Bu sonun başlangıcını hızlandırmak bizlerin yani bu topraklarda özgürce, eşitçe kardeşlik temelinde yaşamak isteyenlerin elinde olduğunun bilinciyle mücadeleye yüklenme zamanı diyoruz.