Terk edilmiş, viran olmuş bahçeler, yıkık duvarlarında otlar, çiçekler yeşermiş olan evler. Ölüm sessizliği ve insanın içine ürperti veren ıssızlık. Acaba neden bu hale gelmişler, ne zamandan beri böyle sessiz. Cıvıl cıvıl çocuk seslerinden, sürüyü getiren çoban bağırmalarından, anaların telaşlı telaşlı ocağa odun atmalarından, bir yandan da, gün boyu köyde ne yaşandı bunu komşu kadınlarla paylaşma heyecanını yaşamaktan uzak zamanlar. Neden böyle oldu diyemeden edemiyor insan, boşaltılmış köylerden geçerken. Kim bilir bu mekânlarda ne hayaller kurulmuştu geleceğe dair! Daha önce hiç boşaltılmış köy görmemiştim. Kimse köyünü isteyerek bırakmaz ama savaş zoruyla boşaltılan köylerin acı hatıraları o köyler yeniden dolana kadar kaybolacak türden değildir.

Kürdistani yolculuğumda ilk defa böyle köylerle karşılaştığımda bu soruları kendime sormaktan alıkoyamadım. İnsanın içine burukluk veren bir manzara. Köyde gezerken gördüğüm her şey için nelerin yaşandığına dair yorumlar yapıyorum. Bir de hayalimde köyleri tekrardan yaşam alanına çeviriyorum. Köyler böyle boşaltılmak için kurulmamıştı. Orada yaşamlar ilmek ilmek örülerek yaratılmıştı. İnsanın emek vermediği hiçbir şey yoktu. Yaşam orada doğallığında akıp giderdi. İnsanlar bu yaşamda birbirlerine karşı sorumluydu. Yaşamın gizi de burada saklıydı zaten. İnsana karşı duyarlı olurken, ağaçlarla, hayvanlarla ilgilenmeyi de doğal yaşamın sorumluluğu olarak görme vardı. Evrende yaratılan her şeyin insana emanet olduğunun bilinciyle yaşama ve yaşatma istemi. Böyle doğal ve insanca yaşam varken, insanlar neden bu mekanları bırakıp, insanlığın bitirildiği mekanlara gitsinler ya da gitmeyi tercih etsinler.
Şehirleşmenin gelişmesiyle birlikte köy yaşamını geri görerek- ki kapitalist modernitenin insanların kafasında yarattığı şekillendirme- bu mekanları bırakmaları dışında, zorla köylerin boşaltılması gerçekliği de var. Kürdistan’da yaşanan da ‘ya benim belirlediğim yaşamı yaşarsın ya da gidersin.’ Toprağından, dilinden ve tarihinden koparak yaşamaktı dayatılan. Bir de özgürlük için mücadele eden gerillalardan koparma. Kürdistan’da köylerin boşaltılması yürütülen kirli savaşın sonucuydu. Yürütülen savaşın acı gerçekliğiydi tüm yaşananlar. Ağır bedelleri olsa da Kürt halkı dayatılan bu yaşam gerçekliğini kabul etmediği gibi kendi yaşamını örgütlemenin mücadelesini de verdi. Ülkeden uzakta olunsa da her zaman tekrardan kendi topraklarına, anavatana dönmenin hayalleri kuruldu. Çocuklarını özgür topraklarda kendine ait olarak büyütmenin özlemi yaşandı. Geleceğe dair umutlar beslendi hiç bıkılmadan.
 Şimdi kendi yaşamını, toplumsallığını daha güçlü oluşturmanın zemini oluşmuş ve zamanı gelmiştir. Demokratik kurtuluşun ve özgür yaşamın inşa edileceği bir dönemdeyiz. Tüm bunlar kendiliğinden gelişecek süreçler değildir. Büyük emek ve bedellerle herkesin kendisini sorumlu görmesiyle gelişecektir. Kapitalist modernitenin içini boşalttığı yaşamı reddederek, kendi yaşamımızı istediğimiz gibi kuracağımız ve yaşayacağımız bir zamandayız.
Kapitalist modernitede yaşama dair hayaller ortadan kaldırılmıştır. Bir toplumun geleceğe dair hayalleri yok edilmişse, o toplumda yaşam umutları da kırılmış demektir. Kapitalist modernitenin inşa ettiği mekanlardan uzaklaşmak yaşama dair hayallerin canlanması demektir. Geleceğe dönük toplumunu oluşturmak demektir. Yeniden insanca yaşama demektir. Özgür yaşamın en iyi inşa edileceği mekanlar köylerdir. Kapitalist yaşamın insanı insanlıktan çıkaran tüm kalıplarından ve mekanlarından uzaklaşarak ülke topraklarına dönmek yurtseverlik gereğidir.
Kendine ait yaşamı demokratik modernite zihniyetiyle yeniden inşa etmek aslında öyle yabancı olduğumuz bir yaşam değildir. Her zaman özlemini duyduğumuz, bir gün mutlaka tekrardan yaşamak istediğimiz bir yaşamı neden çocuklarımızdan esirgeyelim? Sabahın serinliğinden harman kokusuyla uyanıp, sıcak tarhana çorbasını içtikten sonra güne başlamaktan daha güzel ne olabilir. Toprağa ağaçlara, kuşlara yabancılaşmış çocuklarımızın bunlarla bütünleşerek kendilerini bulmalarından daha doğal ne olabilir?
Sanal dünya dışında bir yaşamın olduğunu görmek, hissetmek, yaşamak ve yaşama dair hayaller kurmak önemlidir. Yaşamı doğayla iç içe emek vererek yaşamak yaşamın değerini anlamak açısından da değerlidir. Yaşam sadece bunlardan ibaret olmasa da, öze dönüş için bir başlangıçtır. Kendi özgücünü doğru örgütleyip, harekete geçmek için hiçbir engel olmadığı gibi daha da bilinçlenmiş, kendi değerlerine sahip çıkarak yaşamını örgütleyecek bir halk gerçekliği oluşmuştur. Gereken tek şey, toplumsal aklın ortaklığıyla emek vermek ve özgür yaşamı yeniden ilmek ilmek örmek kadar hep birlikte yaşamsallaştırmaktır.