Hükümetin üzerine düşen şeyleri, örneğin; Yasal düzenlemeleri yapmaması, bütün vaatlerine karşın devlet geleneğinde ısrarlı olması, her kesim için endişeleri artırmakta barışı kritik bir sürece doğru evirmektedir. Başbakan Erdoğan Mısır’da olanlar için; ‘Türkiye’de 4 kişi polise şiddet uygularken ölüyor; dünyanın altını üstüne getiriyorlar. Mısır’da 300 kişi ölüyor, dünya sessiz’ derken onyedi bin faili meçhul’lü, Roboskî’nin üzerini örten, Lice’ye saldırı düzenleyenleri unutmuş görünüyor. Bu tutumunu eleştirenlere, başka ülkelerin içişlerine karışma nedenlerine verdiği yanıt ise ilginç; “İnsanlar ibadetini yaparken öldürülüyor. Bizim isyanımız bu haksızlığa. Peki ülkemizdeki haksızlığa ne diyeceğiz.
Erdoğan ve hükümetinin yaptığı haksızlıkları burada saymaya kalksak elimiz de dilimiz de yetmez. Barış deniyor, huzur deniyor ama barışı ihlal eden, toplumu kaosa sürükleyen de kendisi. Sondan başlayacak olursak “Gezi direnişi” sırasında masum sivillere yaptığını dünya biliyor. Ölümleri göz çıkarmaları, yaralanan yurttaşları unutup tencere tava çalanları gürültü kirliliği yaptığı gerekçesi ile ihbar ediyor, halkı da ihbarcılığı teşvik ediyor. Lafa bakar mısınız? “Tencere tava çalanları polise ihbar edin! Her şeyi devletten beklemeyin, bunları yargıya taşıyacaksınız, herkes haddini bilsin” diyor. Lice’de hükümetin barış’a “adım at” yürüyüşüne kurşun ve gaz bombaları ile yanıt veriyor.
“Silahlı mücadele dönemi bitmiştir” açıklamasından sonra Kürt tarafı gerekeni yaptı. Kalıcı ateşkes ile gerillanın sınır dışına çekilmesi ile birlikte elindeki esirleri serbest bıraktı. Bunlar somut adımlar. Peki Hükümet ne yaptı, oyalama taktikleri. AKP bunu hep yapıyor. Her alanda ikiyüzlü siyasetini içerde de dışarıda da sürdürüyor. Geçmişte başlatılan benzer bir süreçte; Barış elçilerini tutukladı, KCK operasyonları ile sivil Kürt siyasetinin önde gelenlerini, seçilmiş siyasetçileri bir bir içeri doldurmuştu. Askeri operasyonları artırmış diktatörleri aratmayacak söylemleri ile sindirme politikalarına hız vermişti. Bu tutum açık ve net bir biçimde çözümsüzlükte ısrarın göstergesi değil mi?
Kürtler gerekeni yaptı yapacak, elbette AKP’nin bu tutumu karşısında gerilla ‘sınır ötesi’ne ağır aksak gidecek, sivil itaatsizlik, uyarı mitingleri düzenleyecektir. Bu haktır ve Kürtler hakları savunarak hükümetin geleneksel tutumundan vazgeçmesi için çaba gösterecektir. Kritik süreç ancak bu biçimde aşılabilinir yoksa tek taraflı barışın gerçekleşmeyeceği ortadadır. Ayrıca, her önüne gelen efendim gezi direnişine katılmadı Kürtler diye eleştireceklerine, madem muhalifler, madem barış yanlısıdır bu halk, bu kritik sürecin aşılması için, barışın hemen şimdi sağlanması için gerekeni yapmalıdırlar.
Kürtler gönülleri direnişte olsa bile kalben ve birer birer Gezi direnişini desteklemişlerdir. Görüntüye girmemelerinin nedeni AKP ye bahane yaratmamak içindir. Bahaneler yaratmadıkları halde Erdoğan yine de eski tutumunda, ırkçı, şoven söyleminden vazgeçmemiş, Gezi direnişini Kürtlerin örgütlediğini, Kürt önderine ağzına geleni söylemiştir. Bu tutumuyla sözüm ona halkı ikna etme yarışına girmiştir. Bütün bu olanlara karşın Kürt halkı sağduyusunu yitirmemiş barışta ısrarını çeşitli eylemler ve söylemlerle dile getirmiştir.
Hükümet alışılmış tavrına devam ederse, seçim hesapları ile çok yüzlü politikalar üretirse, bu basit hesaplar içersine Kürt önderi Öcalan ve örgütünü karşı karşıya getirme dalaverelerine girişirse, bunu medyası ile sözcüsü, gözgücü ile yapsa da Kürt halkı buna izin vermez vermeyeceklerdir de. Ve onlar biliyorlar ki süreci kritik hale getiren Tayyip’in ta kendisidir, medyası akıl hocaları ile birlikte.
Kritik bir süreçteyiz
Adına barış dediğimiz bir yolu birlikte yürüyoruz. Ne başındayız, ne de sonunda, insanlığın var olduğu günden bu güne yürünüyor bu yol. Daha adil, daha özgür bir dünya için. Tüm insanlığın barış içinde, birlikte, huzurlu, doğayla uyumlu yaşayabilecekleri bir dünya için barış isteniyor. Bu istek hiç bitmedi ve bitmeyecek. İnsanlık var oldukça da bu böyle sürecek, yukarda dediğim gibi ne başındayız ne de sonunda bu yolculuğun. Hükümetin kararsız, programsız tutumu bile bu gerçeği değiştiremiyecek.