BİLAL SEÇKİN/MA

Gelmekte olan krizin, izlenen iç ve dış politikalar nedeniyle de derinleştiğini vurgulayan Yalçıner, “Sıcak paraya dayalı yatırım/ büyüme modelinin yanında en çok dış kredi faizlerini arttıran ‘müttefiklerle’ sürtüşmelerin, silahlanma ve savaş harcamalarının artışının payından söz edilmelidir” dedi.

Türkiye’de sıcak paraya dayalı büyümenin sonunun geldiğini belirten Yazar Mustafa Yalçıner, iktidarın dış politikada rotayı Rusya ve Çin’e çevirme arayışında olduğunu söyledi.

Enflasyonun son 14 yılın en yüksek seviyesine çıkması, dövizin önlenemez yükselişi ve peş peşe gelen zamlar ekonomik krizi daha fazla hissettirmeye başladı. Yazar Mustafa Yalçıner, ekonomideki gidişatın krize doğru olduğunu söyledi. Yalçıner, "Krizin, siyasal yönetsel yönleri de var. Ancak gelmekte olan kriz başlıca iktisada ve finansa ilişkindir.  Diğer belirtileri ise şöyle sıralanabilir: Başta dolar olmak üzere döviz hızla yükselmektedir. Enflasyon denen paranın (TL) değer kaybı yılbaşından bu yana yüzde 30’u çoktan geçmiştir. Tüketici fiyatlarıyla Temmuz’da yüzde 16’ya yaklaşan fiyat artışları resmi hesap oyunlarıyla düşük gösterilmektedir. Gerçekte ulaşım yüzde 24, ev eşyası yüzde 20, gıda yüzde 20’den fazla pahalılaştı" dedi.

Sıcak paranın sonu geldi

Türk Lirası'nın, karşılığı durmadan artan, 460 milyar dolara vuran dış borç ödemesine karşı çıkmazda olduğunu ifade eden Yalçıner, şöyle özetledi: "Faizlerin yükseltilmesi çare olmamıştır, faiz dövizle birlikte yükselmektedir. Dış ticarette sorun yaşanmaktadır, düşüşler görünmektedir. İhracatın, ithalatı karşılama oranı fazlasıyla düşüktür. İç ticarette durgunluk gelişmektedir. Kredi kartıyla ödeme taksitlerinin azaltılması bunu artırmaktadır. Sürükleyici sektör durumundaki inşaatçılıkta ve konut satışlarında sert düşüşler başlamıştır. Sıcak paraya dayalı büyümenin sonu gelmiştir. Yüksek faize rağmen, kırılganlık nedeniyle yabancı para girişi sorunludur. Durgunluk inşaatçılıkla sınırlı değildir ve işsizlik yükselmektedir. Cari açık olağan sayılabilecek olanın çok üstünde seyretmektedir.’’

Gelecek yıllar kriz yılları

Gelmekte olan krizin, izlenen iç ve dış politikalar nedeniyle de derinleştiğini vurgulayan Yalçıner, “Bunda sıcak paraya dayalı yatırım/ büyüme modelinin yanında en çok dış kredi faizlerini arttıran ‘müttefiklerle’ sürtüşmelerin, silahlanma ve savaş harcamalarının artışının payından söz edilmelidir” dedi. Ancak siyasi nedenlerin krizin ortaya çıkışını ve gelişmesini değil, hızını etkilediğini ifade eden Yalçıner, "2019 ve 2020’nin kriz yılları olma olasılığı fazlasıyla yüksek’’ diye konuştu.

IMF’ye mahkum olabilir

İktidarın IMF’e mahkum olabileceğinin altını çizen Yalçıner, bunun ancak belirli siyasi tercihlere bağlı olduğunu vurguladı. Yalçıner, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: "Erdoğan ve AKP, özellikle büyük emperyalist ülkelerle olan sürtüşmelerine ekonomiyi hiç karıştırmak istemiyor ve özenle iktisadi ilişkileri ayrı tutuyor. Ancak başta Amerikalı emperyalistler, oyunlarını, ‘yumuşak karnı’nın ekonomisi olduğunu bilerek oynuyor ve çıkarlarıyla ekonomi ve dış politikalarını Türkiye’ye dayatmaya çalışıyor. Türkiye ekonomisi de çok ciddi biçimde başta ABD olmak üzere Batı’ya bağlı. Dolaylı ve doğrudan yatırımlar bakımından, ticari, mali, know-how vb. her açıdan. Bu durum, emperyalist iktisadi, mali vb. bağımlılık ilişkileri ve dayatmaların, bu arada IMF’ye bağımlılığın da kabulünü koşullandırıyor.’’

Dengede oynamanın sonu

Türkiye’nin Rusya ve Çin’le yeni siyasal, iktisadi ve hatta askeri yakınlaşma arayışlarının da olduğuna dikkat çeken Yalçıner, son olarak şunları söyledi: “460 milyar doları bulan dış borç yükü ortada dururken Çin’den bulunan 3.6 milyar dolarlık kredinin heyecan yaratması bundan! S- 400’ler ve Akkuyu Nükleer Santrali’ne, Suriye’deki gidişata, İran’a yönelik Amerikan ambargosuna uyulmayacağı açıklamasına bakılırsa, bu tür bir gelişme ihtimali hiç olmayacak bir şey de değil. Ancak eğer IMF kapısı tercih edilirse, ki bu tercihten çok zorunluluktan olacaktır, IMF ya da daha da çok arkasındaki Amerikalı ve Batılı emperyalistlerin amudunu da isteyecekleri açıktır. Bunun, en başta Amerika’yı Rusya’yla dengeleme ve birini diğerine karşı kullanarak manevra yapma eğiliminin sonu demek olacağı söylenebilir.’’

Kur dalgasını geçiyor

Dün 5.18 seviyesinden kapanan dolar/TL, dün sabah 5.25 seviyesinden işlem gördü. Haber hazırlanırken 5.30’daydı. Kurda dalgalı seyir sürerken, piyasalar Türk heyetinin ABD'de gerçekleştireceği görüşmeden çıkacak olası sonuçları takip ediyor.

Türkiye-ABD ilişkilerinde devam eden gerilim TL cinsi varlıklarda baskı yaratmaya devam ederken, dolar/TL 5.40'ın üzerindeki tarihi zirveden geri çekilse de piyasada oynaklık sürüyor.

ABD ile yaşanan 'Rahip Brunson' gerilimi sonrası tırmanışa geçen dolar/TL'de son olarak 5.42 ile zirve görüldü. Gün içerisinde 5.20 seviyesine inen kur daha sonra 5.35 seviyesine kadar yükseldi. Kur kapanışa doğru 5.18 seviyesine gevşedi.

Piyasada gözler TCMB ve hükümet tarafına çevrilirken; bankacılar, kalıcı bir iyileşme için ABD ile ilişkilerin ne şekilde ilerleyeceğinin netleşmesinin gerektiğini belirtiyor.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Washington yönetimi ile Türkiye'de tutuklu bulunan ABD'li rahip Andrew Brunson konusunda yaşanan krizle ilgili görüşmelerde bulunmak üzere ABD'ye Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal'ın başkanlık edeceği bir heyetin gideceğini duyururken, heyetin ilk toplantısının dün yapılması bekleniyordu.

AHL Forex notunda ABD ile Türkiye arasındaki gerilimin ne şekil alacağının izlendiği belirtilerek, "Bu belirsizlik ve beklentiler eşliğinde kurda bugün 5.21-5.18 destekleri üzerinde kalındıkça yukarı yönlü istek devam edebilir. Bu durumda 5.28 ilk direnç olacakken aşılması durumunda 5.3350 ve 5.3650 sonraki dirençler olarak takip edilecek. ABD'den gelebilecek olumlu bir haberde kurun 5.18 altında 5.10'a doğru geri çekilmesi mümkün olabilir" denildi.

Türk basınında yer alan haberlerde iki ülke arasındaki görüşmelerde bazı konularda ön mutabakat sağlandığı ve bir Türk heyetinin görüşmelerde bulunmak üzere ABD'ye gideceği belirtilmişti. Bu haber, 5.4250 ile tarihi zirveyi test eden dolar/TL'de geri çekilmeye neden olsa da kurda dalgalanma devam etti.

ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarının, İran ile ticari bağları olan Türkiye'yi de etkileyecek olması TL'deki baskıyı artırdı. Yüksek enflasyon, cari açık, şirketlerin artan döviz borcu, hükümetin harcama odaklı politika yürütecek olması ve TCMB'nin para politikasına yönelik soru işaretleri gibi makro ekonomik; bunun yanı sıra ABD ile ilişkiler kaynaklı siyasi risklerin baskısıyla TL'nin gördüğü tarihi zirve itibariyle yılbaşından bu yana dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 30'a ulaştı. Bu süreçte TL benzer gelişmekte olan ülke para birimlerinden de negatif ayrıştı.

Önceki gün saat 17.52'de 5.18 seviyesinde olan dolar/TL, dün sabah saat 09.57de 5.2529, euro/TL ise 6.1039 seviyesindeydi. Ancak gün içerinde TL’nin değer kaybı sürdü ve saat 12.00 itibariyle dolar/TL 5.30, euro/TL 6.15’ten işlem görüyordu.

Gösterge 10 yıllık tahvilin bileşik faizi de önceki gün yüzde 20.09'a kadar yükselerek tarihi zirveyi gördükten sonra spot kapanışta ortalama yüzde 19.88, valörde son işlemde yüzde 19.48 seviyesindeydi. İki yıllık gösterge tahvilin bileşik faizi ise spot kapanışta ortalama yüzde 22.17, valörde yüzde 22.76'ya kadar yükseldikten sonra son işlemde yüzde 22.64 seviyesindeydi.

Faiz artışı beklentileri 

Kurda gelinen seviyelerin ardından piyasada faiz artırım beklentileri de dile getirilmeye başlandı. Capital Economics gelişmekte olan piyasalar baş ekonomisti William Jackson, raporunda, "Önümüzdeki aylarda haftalık repo faizinde 200 baz puanlık artış bekliyoruz. Ancak görünüşe göre bu birkaç gün içinde de gündeme gelebilir" demişti.

Rezervi sadece 21 milyar dolar

Dolar 2014 yılını 2.32’den kapatmıştı. Dolar şimdi yeniden 5.30’a dayandı. Yani aradan geçen üç buçuk yılı biraz aşkın sürede tam 127 artış oldu. Ama bu dönemde Merkez Bankası ne ihaleli döviz satışı yaparak, ne doğrudan müdahalede bulunarak piyasaya girdi.

Ekonomi yazarı Alaattin Aktaş, Dünya’daki köşesinde bunun nedenini anlattı: "Sanki Merkez Bankası’nın yüz milyarlarca dolar dövizi var da bunu kullanmaktan kaçınıyor ve piyasaya müdahale etmiyor! Yok ki, Merkez Bankası’nın piyasayı dengeye getirecek kadar dövizi yok ki!

Merkez Bankası’nın ne kadar döviz rezervine sahip olduğu sır değil, önce bunu belirtelim. Haftalık olarak brüt rezervler zaten açıklanıyor. Biraz hesap yapan herkes de analitik bilançodan net rezervin düzeyine ulaşabiliyor. Analitik bilanço da herkese açık tabii ki...

27 Temmuz tarihli analitik bilançoya baktık. Merkez Bankası’nın net altın ve döviz rezervi 30.6 milyar dolar düzeyinde. Yani bu tutarda bankalara ait olan altın ile bankaların mevduat karşılığı olarak Merkez Bankası’nda tuttukları döviz bulunmuyor. Merkez Bankası’na ait net rezervden söz ediyoruz.

Toplam 30.6 milyar doların 9.6 milyar dolarını altın rezervi oluşturuyor. Yani şu durumda net döviz rezervi olarak geriye 21 milyar dolar kalıyor.

Merkez Bankası piyasaya bu 21 milyar dolarla mı müdahale edecek!

Kaldı ki Merkez Bankası’nın rezervi 21 değil de, 40 milyar, 50 milyar dolar olsa bu tutarlar müdahale gücü verir mi, o da tartışılır. Çünkü artık kurdaki artışı durdurmak için ekonomi cephesinde atılabilecek çok fazla adım kalmıyor gibi.

Kuşku yok ki yabancılar da bu verilere ulaşma ve Merkez Bankası’nın elinde ne kadar 'barut' olduğunu hesaplama olanağına sahipler."

Türk Lirası eridi

Türk lirası bir hafta içinde yirmi gelişen ülke para birimi arasında dolara karşı en çok güç kaybeden para birimi olarak oldukça negatif ayrıştı. Bloomberg’ün gelişen ülke para birimlerinin 31 Temmuz ile 7 Ağustos tarihleri arasındaki performansını gösteren tablosuna göre Türk Lirası yüzde -6,34 değer kaybıyla en kötü performansı gösteren para birimi oldu.

Dolar/TL ABD-Türkiye ilişkilerinde artan gerilim ile ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarının Türkiye ekonomisine etkilerine ilişkin endişeler ve bu süreçte para politikasına yönelik soru işaretleriyle illikit piyasada 5.4250 ile tarihi zirveyi gördükten sonra salı sabahı erken saatlerde 5.23 civarında seyretti. Pazartesi günü dolara karşı yüzde 6,7 değer kaybeden TL, Salı günü yaklaşık yüzde 1 oranında toparlandı. Dolar/TL'deki zirve seviyelerinden düşüşte ise ABD Hazine Bakanlığı tarafından açıklanan yaptırım kararı sonrası iki ülke arasındaki diplomatik görüşmelerle ilgili olarak belli konularda ön mutabakat sağlandığı ve süreci daha ileri taşımak için Ankara'dan bir heyetin Washington DC'ye gideceği haberleri etkili oldu. Türkiye'nin enflasyon ve cari açık gibi makro ekonomik ve ABD ile ilişkiler kaynaklı siyasi risklerin baskısıyla TL'nin yılbaşından bu yana dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 30'a ulaşırken, benzer gelişmekte olan ülke para birimlerinden de negatif ayrışıyor. Haftalık performanslara bakıldığında Türk Lirası yüzde -6,34 kayıpla gelişen ülke para birimleri arasında ABD Doları’na karşı en çok değer yitiren para birimi oldu. Yılbaşından beri dolara karşı en kötü performansta liradan daha kötü durumda olan Arjantin Pezosu ise son bir haftada pozitif ayrıştı. Arjantin Pezosu yüzde 0,34’lük getiriyle yeşilde yer aldı.

Türkiye 10 yıllık tahvillerin faizi, Salı günü 42 baz puanlık yükselişle rekorunu tazeleyerek yüzde 20.09'a çıktı. 5 yıllık CDS'ler ise 349 baz puanı aşarak 2011'den beri görmediği seviyeye ulaştı.

IMF yardımı konuşuluyor

Piyasa kulislerinde Uluslararası Para Fonu (IMF) kurtarma paketi konuşulmaya başlandı. Bloomberg’in haberine göre Nomura stratejistlerinden Henrik Gullberg, “Piyasalardaki gelişmeler, Merkez Bankasının kayıtsız şartsız olarak faizleri yükseltmesi ve oranları enflasyonu döndürene dek yüksek tutmasına kadar bu şekilde kalacak. Piyasalara bu tarz bir kararlılık gerekiyor” ifadelerini kullandı. SEB Bankası gelişen piyasalar stratejisti Per Hammarlund ise “Türkiye'nin destek için IMF'e gitmek zorunda kalacağı an, gittikçe daha da yakınlaşıyor” dedi.

Dolar zenginleri memnun

Son bir yılda TL yüzde 50 değer kaybederken parasını dolarda tutan milyonerlerin bir günlük toplam kazancı 33 milyar lira oldu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na göre bankalardaki döviz tevdiat hesaplarında 2 Ağustos itibarıyla 109 milyar 431 bin dolar bulunuyordu. Bu rakam 5.01 TL’lik dolar kuru üzerinden 548 milyar 258 milyon liraya denk geliyordu. Kurdaki son sıçrayışla birlikte rakam 593 milyar 663 bin liraya çıktı. Öyle ki döviz hesaplarındaki toplam beş günlük kazanç 45 milyar 405 milyon lira oldu.

33 milyar lira arttı

Öte yandan Cumhuriyet’in haberine göre milyoner hesaplarına göz atıldığında hesabında 1 milyon liranın üzerinde tutanların hesaplarında Haziran itibarıyla 105 milyar 774 milyon doları bulunuyordu. Bu rakam o dönem 4.5635’lik dolar kuru üzerinden 482 milyar 701 milyon liraya denk geliyordu. Oysa kur 5.4250’ye çıktığında milyonerlerin hesabındaki para 573 milyar 824 milyon liraya ulaştı. Buna göre son bir ayda milyoner hesaplarındaki para 91 milyar 114 milyon lira arttı. Son bir günde ise 33.3 milyar TL ile toplam artışın üçte biri gerçekleşti.

Krediler patladı

Bankalardaki yabancı para cinsinden krediler ise kurdaki artışla birlikte keskin bir şekilde yükseldi. BDDK verilerine göre 2 Ağustos’ta 190 milyar 546 milyon dolarlık döviz kredisi 954 milyar 559 milyon liraya denk geliyordu. Kurdaki son rekora göre hesaplandığında ise alınan kredi miktarı 1 trilyonu geçiyor. Bankalardan alınan toplam döviz kredisi son verilere göre 1 trilyon 33 milyar 712 milyon lira. Buna göre toplam kredi borcu beş gün içinde 94.4 milyar lira artış gösterdi.

Yarısı buharlaştı

Son bir yılda TL, değerinin yüzde 50’den fazlasını kaybetti. Kurdaki son gelişmelere paralel Türkiye’nin milli geliri dolar bazında 882.7 milyar dolardan 598.6 milyar dolara kadar geriledi. Kişi başına milli gelir ise 10 bin 923 dolardan 7 bin 407 dolara indi. Buna göre sadece kur farkından dolayı kişi başına milli gelirdeki düşüş 3 bin 493 doları buldu. Sadece bir günde milli gelir 36.9 milyar dolar geriledi. Kişi başına gelirdeki günlük kayıp 457 dolar oldu. Türkiye’nin milli geliri dolar bazında erirken, bu durum geçen yıl dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında 17. sırada bulunan Türkiye’nin bir basamak düşmesine yol açabilir. Listenin 18. sırasında 826.2 milyar dolar GSYH ile Hollanda bulunuyor. Türkiye Aralık 2017 verilerine göre 851.1 milyar dolar ile 17. sırada yer alıyor.

Faizde rekor

Kurdaki yükselişle birlikte Türkiye’nin borçlanma maliyetlerindeki artış da sürdü. TL’deki değer kaybının baskısının sürdüğü gösterge 10 yıllık tahvilin bileşik faizi rekor seviye olan yüzde 19.91’den açıldı. 10 yıllık faiz gün içinde yüzde 20.09’a yükselerek yeni tarihi zirvesini gördü. Mayıs sonu itibarıyla Türkiye’nin vadesi bir yıl veya daha az olan dış borç stoku 180.6 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Son rekor üzerinden hesaplandığında bu rakam TL bazında 979 milyar 755 milyon TL ediyor. Diğer yandan yabancı yatırımcıların temmuz ayında 323.3 milyon dolar net hisse satışı yaptığı açıklandı.