Çiğdem Toker Cumhuriyet’te Örtülü Ödenek hakkında şunları yazdı:
“2019 bütçe hazırlıkları başladı. Cumhurbaşkanı’nın TBMM’ye sunacağı ilk bütçede, örtülü ödeneğin tek kullanıcısı da Cumhurbaşkanı olacak.”
Malum çok önceleri Örtülü Ödenek yalnızca Başbakanlar tarafından kullanılıyordu. Sonra, yani henüz “parlamenter sistem” tamamen kaldırılmadan önce Örtülü Ödeneği hem Başbakan, hem de Cumhurbaşkanı kullanıyordu. Şimdi yalnızca Cumhurbaşkanı yani Erdoğan kullanacak.
Kullanacak da ne kadar kullanacak. Çiğdem Toker onu da yazmış:
„Bu konuyla ilgili olarak iki çarpıcı nokta var. Biri örtülü ödenekteki oransal ve kümülatif artış. Diğeri ise devletin gelirlerindeki artış ile örtülü ödenek harcamasındaki artışın karşılaştırması.
Bu karşılaştırmanın anlamlı olmasının sebebi, örtülü ödeneğin bütçe gelirlerinden harcanması.
2003’te 103 milyon TL ile başlayan örtülü ödenek harcaması, 2017’de 1 milyar 977 milyon TL’ye ulaştı. 19 katın üzerinde bir artıştan söz ediyoruz.
Bütçe gelirleri açısından 2003’te 98.3 milyar TL olan bütçe gelirleri, 2017’de 630.3 milyar TL gerçekleşmiş. Bu da 6.4 artış demek.
Sonuç: On beş yılda örtülü ödenek harcamaları, bütçe gelirlerinden 3 kat fazla artmış.”
Bu şimdilik iki milyarlık Örtülü Ödenek yalnızca Erdoğan’ın imzasıyla ve asla nereye harcandığı açıklanmadan ve hiçbir makamın denetimi olmadan istenilen yerler, şahıslar için kullanılabiliyor.
Bu bütçe, İttihat Terakki’den kalmadır. Adı da “tahsisat-ı mesture“ idi. “Gizli ya da Örtülü Ödenek” demek oluyor.
Diktatörlük rejiminde bu “gizli para”nın miktarı Erdoğan iktidara geldikten bu yana 19 kat artmış. Kriz derinleştikçe Örtülü Ödenek’teki artış kriz nedeniyle baskıların artışıyla doğru orantılı.
Nerelere harcanıyor bu paralar?
Büyük ölçüde “ajanlaştırmaya”, psikolojik savaşa ve Suriye’deki Cihadistlerin silahlanmasına.
Ayrıca “medyaya”.
12 Mayıs 1987 tarihinde Uğur Mumcu, Necip Fazıl’ın Yassıadada’ki ifadesinden şu satırları yazısında kullanmıştı:
“Bana (Örtülü Ödenek’ten) edilen yardımlar üç safha arzeder. Biri 1952 başından sonuna kadar çıkan Büyük Doğu Gazetesi devresi, 1956’daki günlük gazete devresi ve ondan sonra da hiçbir organım olmadan bana peşin paralar halinde yardımlar…“
Şu anda Havuz Medyası’nda yüzlerce “Necip Fazıl” bu paralarla beslenmekte.
Örtülü Ödenek, Kürt halkına karşı yürütülen Psikolojik Savaş’ın asıl mali kaynağıdır.
Aynı zamanda Rojava Devrimi’ne karşı DAİŞ’in desteklenmesinde, uluslar arası koalisyondan gizli olarak bu ödenek kullanılmaktadır.
22 Kasım 2012 tarihinde o zamanlar CHP Kocaeli Milletvekili olan, eski Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in oğlu Hurşit Güneş yaptığı basın toplantısında şunları söylemişti:
“Başbakan Erdoğan’ın ilgili yasa gereğince nereye ne kadar harcadığını açıklamayabilir. Ancak hangi alanlara hangi nedenlerle bu harcamanın yapıldığını açıklaması gerekir. Bu paranın Hamas’a mı, Suriye muhaliflerine mi harcandığı soruluyor. Hiçbir açıklama yapılmazsa kuşkular ortada kalır“.
Şimdi Erdoğan’ın elinde toplanan ve her geçen gün miktarı artan bu “gizli ödenek”, rejimin kirli işlerinin kasasıdır; ajanlaştırma, psikolojik savaş ve kirli savaş için kullanılmaktadır. Ve elbette „aile“ için de. Ama konumuz bu değil.
Yazının bir yerinde Necip Fazıl’ın Yassıada Mahkemesindeki ifadesinden söz etmiştim. Örtülü Ödeneğin gizliliğini bir nebze aralayan bu ifadenin önemini, şu anda Erdoğan’dan gizlice para alan “muhbir, ajan ve kontralara” hatırlatmak isterim.
Ne medyatörlere ödenen gizli paralar, ne ajanlara, muhbirlere, kontralara verilen ödenekler ve ne de DAİŞ çetelerine harcanan dolarlar sonsuza kadar gizli kalmayacak.
Erdoğan rejiminin yıkıldığı gün, Saray kasasında “kalem kalem kaydedilmiş” bütün harcamalar ve bunları alanlar ortaya çıkacak.
NOT: Cumartesi Annelerinin 700. Oturumuna karşı polisin vahşetiyle ilgil iki kare resim tarihsel bakımdan büyük bir anlama sahip.
Emine Ocak’ın 1997 yılında gözaltına alınma anını Ahmet Şık belgelemişti. 2018’de göz altına alınma anını da Hayri Tunç belgeledi.
Bu belge Türk tarihinin özeti gibidir: Emine Ocak’ın direnişi de Türkiye halklarının direniş tarihinin özeti.
Bu iki tarih “satın alanların, alınanların” ve “satın alınamayanların” tarihi. Hiçbir “ödenek örtüsü” bu tarihi sonsuza kadar örtemez.
Hakikat er ya da geç ortaya çıkar.
Satılıklara bir kere daha hatırlatalım. Ve satın alınamayanların er ya da geç kazanacaklarını bir kere daha haykıralım.