Serbest ticaret bölgesi; taraf ülkeler arasında bazı/tüm mallarda iç gümrüklerin kaldırılması. Gümrük Birliği; üçüncü ülkelere aynı gümrük tarifelerinin uygulanması ve ortak ticaret politikanın kabul edilmesi. Ortak Pazar; ürünler üzerine ortak kurallar konulması ve malların, sermayenin, iş gücünün ve hizmetlerin serbest dolaşımı. Ekonomik ve parasal birlik- tek para birimi ile Tek Pazar oluşturulması ve ortak para politikasının belirlenmesini, üye devletler arasında ekonomi politikalarının koordine edilmesini, mali politikalarının, kamu borç ve açıklarının koordine edilmesini, Avrupa Merkez Bankası tarafından bağımsız bir şekilde yönetilen para politikasını, tek para birimini ve Euro bölgesi kurulmasını gerektirmekteydi. Tam ekonomik entegrasyon, önceki aşamaların gerçekleşmiş olması ve mali ve diğer ekonomi politikalarının uyumlu hale getirilmesi. Bütün bunlar kapitalizmin sermaye dolaşımı için oluşturduğu yol haritasıydı.
Maddelere bakıldığında kapitalizmin sermaye dolaşımı önündeki engelleri düzenlemek için oluşturduğu bu çizelge, yine kapitalizmin yapısal kriz duvarına çarptı. 2007’de başlayıp 2008’de yoğunlaşan ve 2011 yılında doruğa çıkan kriz; Avrupa ülkelerinde derinleşirken hükümetleri devirerek, devletleri iflas ettirdi. Yunanistan, İtalya, İspanya, Macaristan ekonomileri düştükleri bataktan çıkamadı. Avrupa’nın devi olduğunu iddia eden Fransa’da bile işsizlik tavan yapıyor, gelir dağılımındaki uçurum gün geçtikçe büyüyor. Yunanistan ve İngiltere’de sokaklar alev alırken buna paralel olarak Avrupa’da aşırı sağ ve yabancı düşmanlığı da güçlendi. AB’ye devredilmiş olan ulusal egemenlik haklarını tekrar ‘ulusallaştırmak’ için çağrılar yapılıyor.
Kriz milliyetçiliği yükseltiyor
Avrupa’nın küresel krizin merkezinde yer aldığı, krizle birlikte milliyetçiliğin yükseldiği artık su götürmez bir gerçek. Bunun için Fransa’da yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi yapılan anketlere bakmak yeterli. Le Pen gibi aşırı-sağcı bir partinin oy oranı yüzde 19. Ekonomisi çöken ülkeleri birlikten atarak kendi kaderlerine terk etme önerileri bile daha sesli bir biçimde dillendiriliyor. AB’ye üye ülkeler içerisinde ekonomisi en güçlü durumda bulunan Almanya’nın ve Fransa’nın liderleri her fırsatta bir araya gelerek, zayıf durumdaki diğer AB üyelerine dayatacakları ekonomik kriterleri tartışıyorlar.
Avrupa Birliği’nin sosyal, ekonomik, kültürel ve tarihsel bir bütünlük oluşturduğunu belirtenlere karşın, kriz kapitalizmin sorgulanmasına ve alternatif arayışlara bir zemin sunuyor.
Bir tarafta artan işsizlik, yoksulluğun artışı, sosyal harcamaların azalması diğer yanda hep kendine yontarak sermaye birikim çarkını döndüren, dünya nüfusunun çoğunu işsizlik, yoksulluk ve düşük gelire mahkum ederek sonunda tüketim eksikliği gibi bir sorunla krizi patlatan küresel finans kapital! Kapitalizm ömrünü uzatma telaşındayken, ezilen milyonlar hala alternatif bir ekseni bulmaktan yoksun bir biçimde debeleniyor!
SELMA AKKAYA/PARİS