İkinci aşaması 10 Aralık günü başlayan Fırat’ın Gazabı hemlesi Operasyon Merkezi hamlede gelinen aşamaya ilişkin bir açıklama yayınladı. 

Açıklamaya göre 2.480 Km2’lik alan içinde bulunan 197 köy, mezra ve stratejik bölge DAİŞ’ten alınarak özgürleştirildi. Bu şekilde hamlenin başladığı 5 Kasım’dan bu yana toplamda 3.200 Km2’lik alan, 236 köy ve mezra çetelerden kurtarılmış oldu. 

Demokratik Suriye Güçleri (QSD)’nin DAİŞ karşısındaki bu başarılı performansı Türk Devleti’ni rahatsız etmiş olacak ki son on gün içinde Cerablus hattına yoğun yığınak ve asker takviyesinde yaptı. Ve bu takviyeler 15 Ocak akşamı direkt saldırıya dönüştü. Cerablus’ta üslenen TSK destekli çete grupları son bir haftadır Sacur suyu üzerindeki Minbic-Cerablus Askeri Meclisi savaşçılarının mevziilerine yönelik en az 8 ayrı saldırı düzenlemişti. Eş zamanlı olarak TSK da bu bölgeleri top ve tank atışına tabi tutmuş, saldırılarda geniş çaplı zarar meydana gelmişti. 

24 Ağustos günü başlayan işgalden bu yana sayısız kez demokratik güçlerin mevziilerini hedef alan TSK, tüm Rojava sınır hattı üzerinde de provokatif girişimlerine ara vermedi. Dêrîk’ten Afrin’e kadar tüm sınır hattında YPG mevziilerini, sınıra yakın geçmekte olan yol üzerindeki sivil araçları rastgele tarayarak hem kayıp verdirmeye hem de sıcak çatışma yaratmaya çalıştı. Yine DAİŞ karşıtı koalisyon güçlerine verdiği teminat nedeniyle kuzeyden ihlal edemediği hava sahasını Güney Kürdistan yönünde ihlal ederek, tam olarak Til Koçer sınır kapısı bölgesinden Rojava topraklarına 3 helikopterle saldırmış Til Elo bölgesini bombalamıştı. 

Önceki gece Kobanê bölgesine düzenlenen saldırılar bu anlamıyla rutin bir saldırı gibi görünse de kesinlikle yeni bir aşamanın başlangıcı anlamına geliyor. Fırat’ın doğusu, YPG denetimindeki alanlar. Ve şu ana kadar TSK destekli çetelerin birkaç sızma girişimi dışında herhangi bir çatışma yaşanmayan tek bölge konumundaydı. Özellikle Rakka hamlesinin başarılı bir şekilde devam ettiği bu süreçte bu bölgedeki YPG mevziilerinin hedef alınması işgalci Türk devletinin yeni bir konsepti olarak okunmaya açık.

Her ne kadar Kürt bölgelerine saldırma gerekçelerini uluslararası hukuk şartlarıyla güvenceye almaya çalışsa da bizatihi bu kanunları çiğneyerek başka bir ülke toprağını ilhak eden TC, Suriye toprakları içinde YPG’yle çatışma ortamı yaratmak istemekte. Yani saldırılarını sadece kendi ülke sınırlarında değil, işgal ettiği Suriye topraklarına taşıyarak bölgedeki varlığını kalıcılaştırma, bunun gerekçelerini üretme peşinde. 

24 Ağustos’tan bu yana TSK destekli çeteler ve TSK ile YPG şu ana kadar direkt karşı karşıya gelmedi. Şehba bölgesinde, Minbic’te QSD bileşeni ve bölgedeki diğer güçlerle çatışmaya girdi fakat YPG bölgelerine açık saldırı düzenlemedi. Afrin bölgesinde “YPG ile çatışma” adı ile verilen tüm çatışmalar da bu adı geçen diğer güçlerle yaşanan çatışmalardı. Bu anlamıyla Suriye içinde, YPG’nin koruduğu alanları hedef alan ve açıkça çatışma yaratmayı hedefleyen bu saldırılarla yeni bir aşamaya geçmiş bulunuyoruz. 

Bu saldırıların durmaması, çete grupları ve TSK’nın bu bölgedeki yığınaklarını arttırması YPG ve QSD güçlerinin de bu bölgede güç yoğunlaştırması anlamına gelecektir. Bab’ta sıkışan, DAİŞ karşısında başarı elde edemeyen ve her geçen gün kayıpları daha da artan TSK ve çetelerinin bu girişimi Rakka hamlesini durdurma düzeyinde etkide bulunmasa da ciddi bir krizi tetikleyebilir.

ABD ve koalisyon ülkelerini ittifaklarını belirlemede mecburi bir seçime itebilir.