Tayyip Erdoğan mutlak güç ve mutlak iktidar olma anlamına gelen başkanlık hevesi uğruna Türkiye'yi yaşanmaz bir ülke haline getirmiş bulunuyor. Her günkü konuşmalarıyla halklar arasına kin ve nefret tohumları serpiyor. Kürt ve Türk kardeşliği temelinde kazanılmış zaferleri unutturarak Kürtlere ve Kürdistan'a yönelik yeni seferlerden söz ediyor. “Malazgirt ruhuyla, ... Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nın azmiyle yeni bir seferberlik çağrısı yapıyorum” diyor. Kindar bir nesil yaratmak istediğini daha önce açıkça söyleyen Erdoğan, şimdi toplumun bütününe bu kin ve nefret tohumlarını serpiyor. Erken yeşermesi için de bu tohumların DNA’sıyla oynuyor. Pamuk ipliğine bağlı kalmış toplumsal yapı giderek zedeleniyor. Bunun sonucu korkunç şeyler oluyor. Türkiye'nin kalbinde, beyninde bombalar patlıyor, her gün insanlar ölüyor. Korku ve panik her yere hakim oluyor ve insanlar evinden çıkmaya tereddüt eder hale geliyor. Ülkede tam bir hercümerç durumu yaşanıyor.

Öte yandan toplumda zaten var olan erkek egemen zihniyeti kendi tekçi zihniyetine göre şekillendirince bu durum sapıklıkları arttırdıkça arttırıyor. “Sen erkeksin, her şeyi yapabilirsin, bu senin hakkın; ister alırsın, ister satarsın, ister tecavüz edersin, istersen öldürürsün” zihniyetiyle erkekler şekillenince ortaya ucube kişilikler çıkıyor. Herhalde toplumsal olarak işlenen en büyük suç da bu oluyor. Bu zihniyetle şekillenen erkekler kadınlara, çocuklara tecavüz ediyor, kadın cinayetleri oranında çok ciddi düzeyde bir artış yaşanıyor.

 Karaman’da iktidara bağlı Ensar vakfı denetimindeki tarikat evinde bir öğretmen 45 çocuğa tecavüz ediyor. İktidar zihniyetiyle şekillenmiş sözde kadın bakan çıkıyor “sadece bir kere olmuş, bu kadar iyi şeyler yapmış bir vakfı hemen karalamayalım” diyerek vakfı mazur göstermeye çalışıyor. İnsanı ahlakı ve duygusu olan bir varlık olarak görmedikleri için ve her şeye mekanik baktıkları için “az zayiatla, rehabiliteyle telafi edilebilir” bir durum olarak görüyorlar bu utancı. 20 yaşındaki Gülay Bursalı adındaki genç kadın gece yarısı saldırıya uğruyor, tecavüz edilmek isteniyor bunun üzerine genç kadın kendini binanın 10. katından atarak öldürüyor. İşte 14 yıllık bir iktidarın zihniyetiyle şekillenen erkek karakterinin sonuçları.

Öte yandan turistler artık Türkiye'ye gelmeye çekiniyor; var olanlar da terk ediyor. Turizm sektöründe daha büyük krizlerin yaşanacağı söyleniyor. Bütün bu krizleri yaratan ise yine malum kişi, Erdoğan! IŞİD gibi bir çete örgütü besleyip büyüterek sağda solda rakiplerini dize getirmek için o ülkenin vatandaşlarına yönelik bombalar patlatması bu sonucu ortaya çıkarıyor. 

Gerçekten AKP iktidarı Türkiye'yi krizler ülkesi haline getirmiş bulunuyor. Herkes huzursuz; herkes “artık yeter” diyor, fazilet, istikrar, refah gelsin istiyor. Zihniyet diz çöktürme olunca ve iktidar sallantıya girince her şey yapılabiliyor. Toplumun bu krize daha ne kadar tahammül edeceği bilinmiyor. Ama toplumların krizlerle uzun süre yaşayamayacağı da sosyolojik bir gerçek olarak önümüzde duruyor. 

Kaos üreten Erdoğan artık sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da başına bela olmuş bulunuyor. Bu bela olma halini de paravan örgütü, çete örgütü IŞİD eliyle gerçekleştiriyor. IŞİD gerçekten de biçimiyle, özüyle, tıynetiyle  Önder Apo'nun dediği gibi Ortadoğu’nun JİTEM’idir. 

Bütün olanlardan sonra hala IŞİD'i Tayyip Erdoğan’dan bağımsız düşünmek saflıktan öte bir durumu ifade eder. Böyle düşünenler varsa kusura bakmasınlar ama onlar ya ahmaktır ya da AKP-IŞİD kirli ilişki ve ittifakına göz yumuyorlardır. Kürt Özgürlük Hareketi her fırsatını bulduğunda AKP-IŞİD kirli ilişkisini belirtti. Biz de söyleyelim, IŞİD’i besleyen, büyüten Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Hakan Fidan’dır. AKP olmasaydı IŞİD hiçbir zaman bu kadar büyümez ve insanlığın başına bela olmazdı. 

Hiç Ahmet Davutoğlu’nun neden başbakan olduğunu, ya da Erdoğan’ın neden Davutoğlu’nu başbakan yaptığını sordunuz mu kendinize? Cevabı çok açık; Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı döneminde bu kirli ilişkiyi ve ittifakı bilen ve kuran kişidir. Bu ilişkileri devam ettirmek için Davutoğlu’nun başbakan olması gerekiyordu. Hakan Fidan IŞİD içinde MİT’i örgütleyecek, Erdoğan da -kaos yaratmanın da olsa- lideri olduğu için hedef gösterecekti. IŞİD de tak diye Erdoğan’ın talimatlarını yerine getirecekti. Nitekim Kobanê’de böyle olmuştur, Serêkaniye’de böyle olmuştur, Suruç’ta, Amed’te, Ankara’da, Sultanahmet’te, Taksim’de böyle olmuştur. Charlie Hebdo’da da böyle olmuştur. Brüksel’de de böyle olmuştur. 

Siz şimdiye kadar hiç IŞİD’in yaptığı bir eylemin AKP’ye yönelik olduğunu duydunuz mu?

IŞİD’in yıldızının parladığı dönemde Erdoğan ve Davutoğlu’nun çokça kullandıkları bir söz vardı: “Türkiye de artık büyük bir devlettir.” Aslında bununla şu denmek isteniyordu; “artık Ortadoğu'da ve dünyada Türkiye'nin de devletleri, toplumları, insanları dize getirmek için kullanacağı bir maşa örgütü var, bu örgütü istediğimiz herkese karşı kullanabiliriz. Şimdilik Kürtlere karşı kullanacağız, ama zamanı geldiğinde Avrupa, Amerika ya da başka bir yere karşı da kullanacağız”. 

IŞİD’in AKP iktidarına bağlı bir çete örgütü olduğuna hala en küçük bir şüpheniz kalmışsa o zaman şu basit sorulara cevap verin. Müslüman olduğunu iddia eden IŞİD neden Sünni Müslüman Kürtlere düşmanlık yapsın ve var gücüyle Kürtlerin bulunduğu topraklara saldırsın? Bu sorunun cevabı bile her şeyi anlatmıyor mu? Deyim yerindeyse Kürtler kimsenin tavuğuna bile kış dememiş. Yüz yıldır hakları yok sayılmış, zulüm görmüş Müslüman bir toplum. Ortada herhangi bir düşmanlık durumu yokken Müslümanlık adına saldırganlık içine girdiğini söyleyen bir çetenin ileri sürdüğü gerekçeler doğru görülebilir mi? Kürtlerin hedef alınması düşmanlıkla ilgili bir durumsa o zaman kim Kürtleri her zaman kendine en büyük düşman olarak görmüştür? 

Erdoğan IŞİD maşasını şimdi yine Kürtlere karşı ama bu defa Avrupa üzerinden kullanıyor. Brüksel’de Kürtlerin barış çadırını sorun ediyor, bunun üzerinden Avrupa’yı tehdit ediyor, bombalar patlatacağını açıkça söylüyor. Ve Brüksel’de üç patlama oluyor, 34 insan yaşamını yitiriyor. Her şey gün gibi açık ortada. Başka kanıt aramaya gerek yok. 

Kriz yaratarak Türkiye'yi mahfeden Erdoğan şimdi de dünyayı mahvetmek istiyor. Buna izin verilmemeli ve dur denilmelidir.