Kriz patladı. Tahminimizden önce patladı. Cem Küçük’ün “polis-yargı cuntası” harekete geçti. Darbenin işaret fişeği, Diyarbakır mahkemelerinin BDP’li vekillerin tahliye talebini Anayasa Mahkemesini hiçe sayarak reddetmesiyle atılmış oldu. Şimdi Bakanların oğulları poliste…

Fırat’ın Batısında, bu krizden demokratik çıkışı sağlayacak güçlü bir alternatif yok. Her şey bitmiş olmasa da, gecikmenin bedeli umarız ağır olmaz.
Şu anda bu krizin çözüm sürecini havaya uçurmasını ve ülkenin sonucu asla demokrasiye açılmayan bir kaos ortamına sürüklenmesini önleyecek olan asıl güç, Kürt Özgürlük Hareketi…
Şu anda ateşkes süreci sona erse, Türkiye bir anda Ortadoğu ülkelerinden birisi durumuna gelir. Patlayacak ilk silah, övünülen “ekonomik mucizeyi” o anda yerle bir edebilir. Şu anda Türk egemenleri kendi ülkelerinin geleceğini kendi elleriyle tehlikeye atıyor ve bu ülke için Kürt Özgürlük Hareketinin Başkan Apo’nun yolunda, sağduyulu, ciddi, sorumlu ve ilkesel çizgisi biricik garantiyi sağlamakta.
Krizin simsiyah fonu üzerindeki beyaz nokta böyledir.
Hiç kimse şu anda yürütülen “yolsuzluk” soruşturmasının “düzmece” olduğunu elbette söyleyemez. Eski ortaklığın çökmesi ile birlikte, tarafların birbirleri hakkındaki dosyaları ortalığa saçmasından daha anlaşılır bir şey olamaz.
Ne var ki, ne “dershane kapatma” meselesi, ne “yolsuzluk” meselesi, bugünkü kavganın esasıyla ilgili değil.
AKP içindeki Erdoğan ve Milli Görüşçü çekirdek hem Batı ülkeleri açısından, hem de Türkiye’deki sermaye açısından zamanını doldurdu. Bu çevreler, bundan sonrası için Erdoğan ve çevresini, “elde edilenlere zarar verecek” bir güç olarak görmekte. Erdoğan’ın ve çevresinin üstü çizildi.
Çizildi ama, Erdoğan da üstünü çizenlerin karşısında “diklenmese de dik duracağa” benzemekte. Hiç kimse “egemenliği” kendi rızasıyla bırakmıyor. Ortada muazzam bir “pasta” var. Elde edilecek muazzam bir “devlet iktidarı” var. Yani karşılıklı çıkarları çarpışmakta. Durum o noktaya geldi ki, artık “iki cambaz”, yani Milli Görüş ve Cemat bir ipte oynama imkanına sahip değil. Biri düşecek…
Düşecek ama, ip de kopabilir.
İpin altında, rövanşist güçler bekleşiyor. Siz Genel Kurmay Başkanının “mülayim”liğine bakmayın. Kışlalarda “rövanşizmin” rüyasını gören nicesi var. Seferberlik Tetkik Kurulu’nun ya da Kontr Gerillanın şu ana kadar bir iki “boru” dışında, tek bir “silah deposunun” dağıtılmadığını unutmayalım. Sözcü Gazetesini okuyan her yurttaş, bunların fırsat bulduğunda neler yapacağını tahmin ediyor.
Evet, burası NATO ülkesi. Mısır ya da Suriye değil. Doğru. Ama burası binbir çelişkinin düğümlendiği bir ülke. ABD, Cemaat ve benzerleri, AKP’yi “içeriden dönüştürmek” için krizi derinleştirirken, ipin ucu kaçabilir. Her şey tersine dönebilir. “Milli Görüşçüleri” tasfiye edelim diyenler, bir anda ummadıkları bir “Sisi” ile yüzyüze gelebilir. Her şey olabilir. Kriz demek, “herşey olabilir” demektir.
Şimdi tekrar edelim: Şu anda Türkiye için biricik garanti, Kuzey Kürdistan’dır. Kürdistan’ın bütün parçalarıdır. Bu parçalardaki Kürtler eğer, Başbakan’ın iddia ettiği gibi “yabancıların aleti” olacak olsaydılar, siz yarın yatağınızdan kalktığınızda Türkiye’nin bir cehenneme döndüğünü görmüş olacaktınız.
Türkiye cennet değil. Ama onu Cehennem olmaktan koruyan güç, Kürt Özgürlük Hareketinin “çözüm sürecine” bağlılığından başka bir şey değil. Krizden kaosa sürüklenmemizi önleyen işte bu güç. Türkiyelilik de bu zaten….